Gündem, Röportaj

Halit Esendir: Hocaefendi ile yapılan meşveret ve istişareli işlerde bir hata olduğunu kabul etmiyorum

The Circle’de birbirinden farklı röportajlara imza atan Engin Sezen, Medya Etik Konseyi Başkanı Halit Esendir ile röportaj yaptı. Esendir, Hizmet  Hareketiyle ilgili farklı sorulara cevap verdi.  İşte Engin Sezen’in yaptığı röportajın tam metni: 

Engin Sezen, The Circle

Halit abi, kendisini görmeden kanımın ısındığı  bir şahsiyet; uzunca bir zamandır… Kendisiyle bir dönem aynı platformda, RotaHaber.com, yazdık ama tanışmak nasip olmadı. Cemaat içinde bilinen, sayılan, Hareket’in tarihinde yeri olan bir isimdir. “Bir hizmet vardır hizmetin içinde” dedirtenlerden…

Nev-i şahsına mahsus bu hizmet adamı, hem feleğin cemberinden geçmiş hem de defalarca damdan düşmüş biri. Mülakatta da görülecegi gibi ‘yekpare bir tecrübe’…

“Yaşlanıyoruz” demişti Mahmut Akpınar, TR7/24’teki yazısında…Evet, benim de zaman zaman vurguladığım, “Hizmet, bugün artık orta yaşlı bir harekettir” yargısıyla aynı düşünceyi ifade ediyordu bu yazı.  Ve şu “mahut” süreç; pek çok genci yordu, yaşlandırdı; hatta nicelerinin de hayatına mal oldu. Bununla birlikte, süreç, kimi ahyar’da da ayrı bir ‘ruhsal helecan’a, aşka şevke vesile oldu, onları gençleştirdi adeta. Nitekim, Halit abi’yi tanıyanlardan biri de “gençleştikce gençleşiyor” dedi onun için.1955  Kirklareli doğumlu Halit Esendir’in, Hizmet Hareketi’nin pek çok ilkinde katkısı, hissesi olmuş. Eğitimcilikten tut da gazeteciliğe, ordan da televizyonculuğa kadar, o kaht-ı rical döneminde elini taşın altına sokmuş, yapılması gereken işleri görmüş. Son tahlilde, Hareket’in kadr u kiymeti bilinmesi gerekenlerinden.Bir zamaların o kabına sığmayan Halit Esendir’i, şimdilerde kendi tabiriyle “inziva”da…

Bu “girizgah”i kaleme almak için kendisi hakkında bilgi sorduğum kişilerden üçü de, Halit abiye dair müspet anlamda “deli” tabirini kullanmazlar mı!  Bereket, ilk sarfedildiğinde “nahoş” bile görülebilecek bu sıfatla, onların “doğru bildiği konularda hak-şinas olması ve gözünü budaktan sakınmamasını” kasdettikleri de aşikardı!…

Unutmadan ekleyeyim ki, “keskin zeka”, “aşırı süratli konuşur”, “hakkaniyetli”, “hasbi” ve “cevval” gibi tavsifler de kendisi hakkında sarfedilen diğer nitelemeler arasındaydı…

Benim sosyal medya’dan izleyebildiğim kadarıyla, kendisi “yeniliklere açık”, kolaylıkla da ‘comfort zone’unun dışına çıkabilecek esnek biri… Soran, sorgulayan, farklı telakkileri anlamaya çalışan… hem eskilere hem yenilere söyleyebilecek sözü olan biri. Halit Esendir “15 yıldır ABD vizem olmadığı için Hocaefendi’nin yanına gidemedim” diyor. Bu kendisi için büyük bir hicran olmalı!…

Dolayısıyla, “Süreç öncesi ve sonrası hiçbir yazılı veya sözlü düşüncelerimizi ulaştıramadım kendisine…” diye de ekliyor hemen.  Bunu önemli buluyorum. Kendisi, Gülen ile “doğrudan irtibatı” kesilen “büyük abi”lerin ne  ilki ne sonuncusu…

Bu meyanda, aslında, Hizmet Hareketi’nin ilklerinden olan ve bir dönem de Gülen’in yakın dairesinde bulunmasına rağmen, ‘Amerika vizesi engeli’nden dolayı kendisiyle yıllar be yıllar görüşemeyen kişilerle de mülakatlar yapmak, onlarla bu “kendilerinin ayrı ve irtibatsız kalış deneyimleri” üzerinde konuşabilmeyi çok istediğimi söylemeliyim!  Bunu, Kemalettin Özdemir de ısrarla söylemişti: “ Yıllardır Gülen’le görüşemiyorum” gibi bir şey.  Hem de “Afrika imamıyken” veya Balkanlarda bir üniversitenin “mütevelli heyeti başkanı”yken…

Neyse…

Gani gönüllü Halit abi’ye dönelim:“Sürç-i lisan ettiysek, başta Hocaefendi olmak üzere herkesten özür diliyorum”diyor.

 The Circle’a bu mülakatı verme sebebini de şöyle açıklıyor:

“Maksadım bağcıyı dövmek değil üzüm yemektir. Hizmet’in gelecekte alacağı yeni konumun acilen belirlenmesi gerekmektedir, diye düsünüyorum.”.

Maksatlarımız, meramlarımız aynıdır  Halit abi… Parlak gelecek, yeni ile eski arasında bir yerlerde… ama nerede! Ara ki bulasın!

 

Halit Esendir kimdir ?

Edremit Lisesi ve Ege Üniversitesi Kimya Fakültesi, Kimya Bölümü mezunuyum. Kimya öğretmeniyim. 1970 yılından bu yana Hizmet’te bulunan biriyim. 1977 yılında AKYAZILI Orta Yüksek Eğitim (OYEV)Vakfina ait, AKYAZILI OYEV DERSANELERININ kurucu temsilcisi idim. Yamanlar Kolejinde kurucu temsilciliği yaptım, orada da kimya öğretmenliğine devam ettim. 1984 yılında Hizmet’te ilk defa, 5 öğretmen arkadaşla birlikte, Fethullah Gülen Hocaefendi nin onayı ile ortak olarak açılan Antalya Elvan dersanelerinin kurucusuyum. 1988 yılından 2002 yılına kadar Zaman Gazetesi’nde Genel Müdürlük hariç, GYY liği dahil tüm üst düzey görevlerde bulundum. Aynı zamanda 1997 ile 2003 yılları arasında Pakistan Zaman Gazetesi Temsilcisi ve PAKTURK OKULLARI VAKFI (PTICEF) Kurucusu olarak görev yaptım. 1988–2001 yıllarında Hizmet’in ilk uluslararası NGO su olan okulların sahibi AFGAN-TURK NGO sunun kuruluşunu yaptım. (O yıl bir ilke imza atıp broşüre okulların bütçesini yazmış ve bayağı tepki çekmiştim. Şeffaf olmanın önemine inanırım)

15 Temmuz girişimi sonrası, KHK ile kapatılana kadar 9 yıl faaliyetlerine devam eden, MEDYA ETİK KONSEYİ Kurucu başkanı olarak görev yaptım. Ayrıca, Başkanlığını gazeteci Oktay Ekşi’nin yaptığı, BASIN KONSEYİ vakfının 38 kurucusundan birisiyim. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti üyesi ve Sarı Basın Kartı sahibiyim.

Ne kadar renkli ve yoğun bir hayat!  Birbirinden farkli sahalarda faaliyetiniz, girişimcilikleriniz olmuş…

Evet ama birbiri ile ilintili konular genelde. Mesela gazeteci iseniz yayım ve kitapların da içinde oluyorsunuz. 1996-97 yıllarında STV’de yayınlanan Babıali Programında gazetecilerin hayat hikayesinin anlatıldığı BABIALİNİN MEŞHURLARI kitabının, TİMAŞ yayınlarında basılan TERÖR KISKACINDA TÜRKİYE (Oligarşi mi?-Demokrasi mi?) kitaplarının yazarıyım. Şunu da belirtmeden gecemeyeceğim;bu kitabimdaki sorunun cevabını, malesef yolsuzluklara bulaşan Erdoğan, AKPli bakan ve yöneticiler “oligarşi” olarak vermiş oldu ve netice itibariyle bugun artik oligarşik bir ülke olduk. Bu arada Hocaefendi’nin incelediği ama bazı yanlış anlamalara sebebiyet verebilme ihtimaline binaen biraz beklemeye aldığımız, “TÜRK OKULLARININ KURULUŞ DESTANI” isimli yayınlanmayı bekleyen bir kitabım daha var.

Oldukça iddialı bir başlık.

Evet, yine bu yayin faaliyetlerimize ek olarak 2007–2015 yıllarında, İslami cemaat, grup veya birçok yayınevinin çıkardığı dini, kültür ve edebiyat dergilerinden 130 adetini NT mağazalarına, 145 adetini D&R mağazalarına ve Türkiye geneli 70 adet kitabevine aylık dağıtımını yapan KULTUR DERGI DAGITIM –KDD Ltd. şirketinin sahibiydim.Bazı zamanlarda da İslam’ın özünde bulunan nasihat müessesesinin devamlılığı adına arkadaşların ricası ile nasihlik vazifesini icra etmeye çalışıyordum.Sorunuzu cevaplarken kendimi övmüş gibi oldu isem değerli okuyuculardan ve sizlerden özür dilerim.

Bu kadar yoğun bir hayattan sonra şu an neredesiniz ve neler yapıyorsunuz . Meşguliyetleriniz nedir?

17/25 Aralık sürecinin sonrasında 22 Temmuz 2014 te polis şeflerine yapılan operasyondan sonra, Hizmet’te önde görünen kişilerin de alınma ihtimali ortaya çıktığı için, Ağustos 2014 yılında yurtdışına çıktım ve yaklaşık 2 yıl Arnavutluk’ta kaldım. Hakkımda, Ankara 4. Ağır Ceza Mah. Hocaefendi de dahil 72 kişinin yargılandığı Çatı Davası açılması sebebiyle kırmızı bülten ve yakalama kararı çıkarılınca, Ekim 2016 da Avrupa’ya geldim. Pasoportumun iptali sebebiyle, önce Duldung oturumu aldım. Duldung süreci iptal olunca ve Türkiye’deki mahkeme iademi talep edince, mecburen iltica başvurusu yaptım. Daha sonra yoğun şekilde yabancı dil çalıştım. Şubat 2018 itibariyle entegrasyon dil kurslarına gidiyorum. İnziva hayatı yaşıyorum. Sadece sosyal medyayı aktif olarak kullanıyorum. Dil öğrenip bulunduğum ülke insanları ile koordineli hizmet yapmayı istiyor; gettolaşmadan, yerel insanlarla beraber diyaloğa geçilerek hizmet yapmamız gerektiğini düşünüyorum.

“Süreç”le ilgili ne hissediyorsunuz,  neler düşünüyorsunuz  diye sorsak?

Türkiye’de yaşadığımız talihsiz süreç, benim için ciddi bir ders çıkarmaya vesile oldu. Serçeye kartalın hücumu serçeyi seri ve hızlı yaptığı gibi, bu süreç bana, meşveret ve istişare ile cok hızlı karar verme ve uygulamanın ne kadar onemli olduğunu öğretmiş oldu. En kotü ihtimali göz önüne alarak tedbirler almanın önemini gösterdi.

Bulunduğunuz yerden bugünkü Türkiye’yi nasıl görüyorsunuz?

Ülkemiz maalesef 17/25 Aralık 2013 ten sonra AB yolundan çıktı, demokrasi askıya alınmaya basladı. Erdoğan, “Cemaat bana darbe yapıyor” iddiasını desteklemek için, psikolojik harp taktiğini iyi bilen derin devletle işbirliği yaparak, 4 yılda ülkeyi diktatörlükle yönetmeye başladı. Özellikle 15 Temmuz darbe senaryosu ile ülke rayından çıkmış tren gibi, nereye gittiği belli olmayan bir sona doğru ilerliyor.

Peki sizce işin gerçeği nedir, bütün bu olup bitenlerin, Süreç’in, 15 Temmuz’un?

İşin gerçeği, İranlı REZA ZARRAF, Erdoğan Ailesini, çevresi ile Bakanları dahil olmak üzere genelde evlatları üzerinden Iran SAVAMA destekli olarak elde etmiş. Cemaat’in darbe falan yaptığı yok. Sadece Hizmet Medyasının yaptığı haberler ile Ergenekon ve Balyoz darbe planlarını yanında, 17/25 aralık sürecinde olanları biraz fazla sahiplenmesi, suç olarak görüldü. Sanki cemaat bütün bunları yapmış gibi çok iyi bir algı yapıldı. Psikolojik harb unsurları kullanıldı. Ulusalcı Perinçek’in sözcülüğünü yaptığı din düşmanı rusya yanlısı bir darbeci zihniyetin, serbest kalması karşılığı, Erdoğan ve bakanların yolsuzluk ve hırsızlıkların üstü kapatıldı.

AKP tabanı aldatıldı. Ülke insanı özellikle sol kesimde Ergenekon ve Balyoz davalarından, Cemaat Medyasını mesul tuttuğu icin, bu yapılan haksızlıklara ses çıkarmadı. Erdoğan Diktatörlüğü’nde 4 yıl sonuna geldik. 17/25 Aralık 2013 REZA OLAYI yine 17 ARALIK 2017 ABD REZA ZARAF ITIRAFLARI OLAYI 4 yılda gerçekler olarak ortaya cıktı. Ancak başta ERDOĞAN, AKP vekilleri, parti yöneticileri ile Muhalefet, Medya özellikle YANDAŞ ve Doğan medyası ile Hizmet hareketi ile dindar cemaatlerin az veya çok vebali olduğunu düşünüyorum. Herkes çok ciddi bir ÖZELESTİRİ YAPMAK DURUMUNDADIR. Vesselam.

Peki bu Süreç’te ya da genel anlamda, Cemaat’i tenkid endazesine koyduğunuzda?

Hizmet Hareketi’nin, genel olarak Hocaefendi ile yapılan meşveret ve istişareli yaptığı işlerde bir hatası olduğunu kabul etmiyorum. Ancak uygulamada ve sahada kişilerin anlayış ve kapasitelerinden meydana gelen hatalar olmustur ve her zaman da olacaktır.

İş yapılan yerde hata, her zaman olur. Hiçbir iş yapmassanız hata da olmaz ama hizmetler aksar ve işler yürümez. Aslında en büyük hata budur. Hizmet Hareketi Fethullah Gülen Hocaefendi’nin rehberliğinde 50 yıldır, yeni yeni uygulamaları amatör bir ruhla, buna inanmış samimi insanlarla, Türkiye’de ve Dünya’da ortaya koydu. 1980 öncesi çok az sayıda insanın destek verdiği dönemde bile Fethullah Gülen Hocaefendi’nin ortaya attığı ve uygulamasını bizzat yapmaya çalıstığı icraatlar vardı. Hatta NUR cemaatinin, Üstad Hz.’lerinin varisi olan ağabeylerin de içinde bulunduğu, Türkiye geneli NUR istişaresi heyetinin bile kabul etmediği ve Hocaefendi’yi dışladığı dönemlerde; bu kadar yalnız kalınmasına rağmen Allah ın izni ile yapılan işlere de mi hata denilecek! Hocaefendi’nin 13 kişilik Esnaf Mütevellisi ve 12 kişilik üniversite mezunu abiler mütevellisi ile 1980 öncesi hayata geçirilen işlerine insafla bakılmasını, hata yapıldı, denilirken düşünülmesini tavsiye ediyorum.

Konuyu biraz daha örneklendirebilir misiniz?

Tabiki, insafla baktığınız zaman; 1968 ile 1977 yılları arasında lise, İmam Hatip ve Üniversite oğrencilerin katıldığı 3 ay yazları yapılan Kuran ve risale kampları hata mıydı?

(Cumhuriyet Gazetesi. Hikmet Cetinkaya kamp baskın haberleri) 12 mart 1971 muhtırasından sonra Nefi ve Zehra Akyazılı’nın verdiği arsa ve binalarla kurulan, AKYAZILI OYEV VAKFI’NIN genç nesillere burs vermesi mi hataydı?

Ücretsiz Üniversiteye hazırlık kursları açması mı hataydı?

1977 de AKYAZILI OYEV dersanelerini resmi olarak kurumsallaşmasını sağladığı için mi hata yapmıştı diyeceksiniz ?

Yine aynı dönemde inançlı ve ahlaklı bir nesil yetiştirmek için, öğrenci yurtları ve ışık evler açması mı hataydı?

İzmir’de, Edremit’te, Manisa’da ve Bornova’da yaklasık 15 yıl cami kürsülerinde Peygamber Efendimiz(asm) ve Sahabe(ra) hayatından örneklerle yeni bir altın nesil yetişmesi icin, gözü yaşlı verdiği vaazlar mı hataydı?

Yine aynı dönemde Ülke genelinde DARWINİZM, KURAN ve İLİM ile ALTIN NESİL seri konferanslar vererek islami camiaya moral ve motivasyon sunması mı hataydı?

1976 ve 1977 yıllarında Milli Görüş tarafından yapılan davetler üzerine 2 yaz gelerek Avrupa’daki camilerde vaazlar sonrası müslümanlar arasındaki aşırı ihtilafları görünce, 1978 Mart ayında Necdet Başaran, -Rahmetli- Diyarbakır’da yanarak vefat eden Şehit Mehmet Özyurt Hoca ve beni Almanya Hamburg’a, -Rahmetli- samimi müslüman, Ahmet Başaran Hocanın yanına göndererek yurt dışı hizmetlerini başlatması mı hataydı?

Şubat 1978 yılında Lise ve Üniversite gençliğine hitap eden, Allah’ın (cc) varlığını ilmi olarak anlatmaya çalışan, SIZINTI dergisinin çıkarılması mı hataydı?

Öncelikle Ege olmak üzere Türkiye genelinde, şehirlerde vakıf ve dernekler kurularak yukarıdaki faaliyetlerin resmi bir yapı içersinde yapılması hata mıydı ?

12 Eylül 1980 sonrası 6 yıl boyunca, Hocaefendi arandı teslim olmadı. Türkiye geneli çok zor şartlarda gezerek cemaate moral ve motivasyon vermesi mi hataydı? Özellikle askerde olan yüzlerce arkadaşımızı kışlalarda ziyaret etmesi mi hataydı?

12 Eylül darbesi sonrasında Darbecilerin Dersaneleri kapatmak istemesi üzerine, özel Akyazılı (YAMANLAR ) Kolejinin açılması mı hataydı?

Hocaefendi’nin “…İmam Hatip ve Yüksek İslam Ens. leri insan yetiştirmek için iyi bir fırsattı fakat 1980 oncesi siyasi zemine çekildiler. Darbecilerde bunların önünü kesecekler biz başka bir yolda hizmetimize devam edelim, Kolej açalım…” tavsiyesi mi hataydı? Bu kolejlerde; “…Yabancı dil bilen, fen eğitimi almıs, teknolojiyi kavrayabilecek ve Dünya ile anlasabilecek AHLAKLI bir nesil yetistirelim…” 4 Eylul 1981 tarihinde Ankara’da gizlendiği bir evde ilk gaybubetleri yaparken, Türkiye’nin buna ihtiyacı var tesbiti ve hayal etmesi mi hataydı ?

1986 yılından itibaren kız kolejleri ve kız yurtları açarak Üniversitede okuyan kızlara imkan sunması mı hataydı? 1986 3 Kasımda İrancı bir ekibin kuruluşunda ortak olduğu Zaman Gazetesini, 1987 yılında H Kemal Ağabey’in gayretleri ile Alaaddin Kaya ve Fehmi Korunun desteği ile alması ve İslami kesimleri Zaman ve STV gibi medyada savunarak, kemalist ve merkez medyanın iftiralarına karşı yeni bir nefes aldırması mı hataydı?

1990 sonrasında Rusya’nın dağılmaya başladığı dönemde, Orta Asya Turk Cumhuriyetlerine vefa borcumuz icin Okullar açılmasını teşvik ettiği icin mi hata yapmıştı? Orta Asya Cumhuriyetleri’nde gazeteler çıkartarak ülkeler arası irtibat ve haberleşmeleri sağladığı için mi hizmet hata yapmıştı? 1994 te Gazeteciler Yazarlar Vakfı kurularak, Hocaefendi Kamuoyu önüne çıkarak hizmeti tanıtma adına yola çıktığı için mi hata yapılmıştı?

Bunları tefekkür mukaddimesi olsun diye tek tek ifade etme durumundayım. İnsaflı düşünmek zorundayız.

 Evet, güzel sorular…

Yine 90 sonrası Anadolu insanına işadamları dernekleri kurdurarak, (TUSKON) dünyaya açılmasını sağladığı için mi hata yapmıştı? Yine yardım dernekleri kurdurarak KIMSE YOK MU diyerek, fakir insanlara yardımlar yaptığı için mi hata yapmıştı ? Hizmete sahip çıkan işadamlarını teşvik ederek 1995 yılında %100 yerli sermaye ile BANKASYA’nın kurulması mı hataydı? Başta Güneydoğu Anadolu olmak üzere, okuma salonları ve etüt merkezleri açarak, fakir fukara evlatlarının tahsillerine destek olduğu için mi yanlış yapmıştı?

Yüzlerce eğitim ve kültür dernekleri kurarak ve daha sonra eğitim ve iş dünyasında farklı sendikalar kurulması mı hataydı! Asla!

Birbiri ardına bir çırpıda sayıverdiğiniz bu faaliyetler, Hizmet Hareketi’nin geniş kitlelerce de takdir ve teşvik gören hayırlı girişimleri ve çoğunda başarılı da olundu nitekim. Bu faaliyetlerdeki “insan unsuru” hakkındaki görüşleriniz?

Beşer şaşar. Pek çok hata da olmuştur, yapılmıştır. İcraat yaparken olan hatalar da zaman içerisinde düzeltilerek bu günlere kadar gelinmistir.Bu süreçte hizmetin önünde görünenler dahil hepimizin değişik hataları oldu. Karşımızda da derinlerin kontrolündeki devlet ve maalesef onlarla isbirligi yapan yolsuzluklara bulaşmış, İslamcı görünen ERDOĞAN ve AKP ihaneti vardı.

Hocaefendi ifadesiyle geçmişin hatalarını, bu süreçte kamuoyu önünde açıkca tartışmak ve eleştirmek doğru değildir.“…geçmisten ders cıkartarak geleceğimizde aynı hataları yapmadan, dünyadaki hizmet hedeflerimize yürümek gerekiyor.”

Tam da bu noktada, peki “kamuoyu önünde” bir eleştiri sadedinde değil de, size göre bundan sonra yapılması gerekenler nelerdir desek?

Şahsi düşüncem, hiç kimseyi tenkit etmeden, Hizmet’in geleceği için, geçmişten alınacak derslerden bazılarını özet olarak sıralarsam;

Öncelikle Hizmet Hareketi’ni FETHULLAH GÜLEN HOCAEFENDİ temsil etmektedir, sözcüsü veya ikinci adam falan yoktur ve olmayacaktır. Bu süreçte her türlü menfi şartlara rağmen, Hocaefendi tek başına bütün dünyaya hizmeti tanıttı ve duyurdu. Bizlere düşen, Hocaefendi’nin haftalık sohbetlerinde verdiği yerelleşme, yerel dili öğrenme, asimile olmadan entegrasyona çalışma ve ülke insanları ile ciddi dostluklar kurarak hizmet etmeliyiz. Haftalık anlatılan hedeflere çok ciddi ve hayat boyu gayret göstermeliyiz. Yani başkasından talimat beklemeden, tebliğ ve temsilde kendimizden motorlu hale gelmeliyiz.

Her seviyede meşveret ve istişareler çok ciddi, resmiyete uygun, demokratik olması gerekmektedir. Yetkili ve sorumlu aynı kişi olmalıdır. (Davul birinde tokmak başkasında olmamalıdır.) Her kurum ve yetkili kişiler mutlaka en az 3 kişi tarafından her yıl hizmet içi denetime tabi tutulmalıdır. Görev değişiminde devir teslim yapmadan gidenlere, yeni vazifeler verilmemelidir. İl, bölge, eyalet ve ülke bazında, Gazete, TV, Okullar, Dersaneler Konfederasyon ve Kimse Yok mu gibi büyük kurumların, icra yapanların üzerinde icraya direkt karışmayan en az 3 ayda bir toplanan, hatta dışarıdan uzman kişilerin de olduğu danışma veya istişare heyetleri mutlaka olmalıdır. (1990-2000 yıllarında Gazete ve TV de N.Yalçıntaş, S.Zaim, A.Çoşkun. H.İsmail .F.Koru. A.Kaya Y.Tunagur Hoca. M.Bayram Hoca ve bazı tanınmış kişiler vardı. Çok faydalı olmustu.)

Her ülkenin hizmet faaliyetleri, ülkeye katkı sağlayan, faydalı işler olmalı ve resmiyete azami uygun yapılmalıdır. Kurum yetkilileri yerel dili çok iyi bilen kişiler olmalıdır. Türkiye’deki süreçte icrada bulunan, her seviyedeki arkadaşlar ve abiler Hocaefendi’nin nezaketini zorlamadan icradan aflarını istemeleri gerekirdi. Ama 4 yıldır yapılmadı. Hocaefendi vefası gereği bu süreçte hiç kimseye birşey demek istemiyor. Hocaefendi’nin bu nezaketini istismar etmemeliyiz. Hepimiz icraya asla karışmayan, nasih abiler olarak, yeni hicret ettiğimiz ülkelerde faydalı olmaya devam etmeliyiz. Bu anlamda yurtdışı ülkeler seviyesinde nasih abilerin de katılacağı, geniş kapsamlı istişare yapılarak, yol haritası çıkarılması gerekiyor. Sürec’in getirdiği sorunların çözümüne yoğunlaşıldığı bahanesiyle, hala yapılmamış olması ciddi bir problemdir. İnşaallah yakın zamanda bu da yapılacaktır. Hiç kimse ümitsizliğe kapılmasın. (Bu madde Hocaefendi’ye sorulsa şahsi kanaatim her ülke icin ayrı ayrı yapılsın ve yol haritası cıkarılsın diyecektir. Ancak ısrarla sorulmak istenmiyor. Cünkü icrada hala gorev yapan abiler bunu arzu etmiyorlar. )

Bu son cümleniz ilginç! Süreç’te Hizmet’in üst karar alma mekanizmalarının performansını nasıl değerlendiriyorsunuz genel olarak?

Yukarıda saydığım, bundan sonra yapılması gereken hususlara dair, geçmişte eksiklerimiz vardı. Hizmet hareketi genelde her şeyini meşveret içerisinde yapıyor ve ciddi büyük hizmetlere Allah ın izni ile vesile oluyordu. Hizmet hareketi mensupları, ERDOĞAN ve AKP nin bu kadar büyük ve İRAN bağlantılı yolsuzluklara bulaştığını 17/ 25 Aralık sabahı öğrendi. İRANLI bir Sahtekara teslim olmaları, büyük bir ihanetti. Camianın medya yayınları, Dersaneleri kapatma meselesi yüzünden ve özellikle Hocaefendi ye yapılan hakaretlerden dolayı, zaten Erdoğan’a karşı çok tepkiliydi fakat süreçte haklı ama aşırı tepki verdi. Aşırı sahiplenmenin etkisiyle, toplumda sanki her menfi işi Hizmet Camiası yapmış gibi algılandı. AKP’li milletvekilleri ve Bakanlar, hükümet yıkılacak herşey altüst olacak endişesiyle yolsuzlukları bilmelerine rağmen, Erdoğan’ın arkasında durdu ve bugünlere kadar hizmet insanı mağdur edilmeye devam edildi. 15 Temmuz çakma darbesi ile de idamına karar verildi. Yani günah keçisi yapıldı.

Bir de Hizmet geleneğinde yetişip de son zamanlarda Cemaat’i, hassaten de lider kesiminin Surec’teki genel tutumunu eleştirenler var; bu elestirel yaklaşımlar, Cemaat içinde şlgşnç, bana sorarsanız da verimli tartışmalara vesile oluyor. Bu durum, kimilerince olumlu karşılanırken, bazı kesimler de bunu “ihanet, fitne, fesat” gibi kavramlara izah etme yoluna gidiyor. Siz bu konuya nasıl bakıyorsunuz ?

Hizmet içerisinde zaten yıllardır meşveret ve istişare ortamında, her konu tartışılır, kritiği yapılır, farklı fikirler gündeme gelir ve sonunda bir karar verilerek uygulanırdı. Bu süreç döneminde ise maalesef bazı istişareler yapılamadı. Özellikle Hizmet Medyamızda istişare heyetleri de olmadığı için şahsi kararlar da alındığı oldu. Erdoğan ve derinlerin Hizmete ve Hocaefendi’ye hakaret ve iftiraları Camiada ve medyamızda saglıklı tutum ve tavır sergilemeye mani oldu. Bu süreçteki siyasi ve metot yönünden, dar katılımlı istişarelerde, tam doğru kararlar belki verilemedi. 17/25 ARALIK ta Erdoğan, AKP li bakan ve yöneticilerin yolsuzlukları ortaya çıkınca, Cemaat’i suçladılar. Hem suçlu hem de güçlü oldular.

Hukuk ve demokrasiyi askıya alındı, Hizmet insanı zulme maruz kaldı ve yüzbinler mağdur edildi. (Hapishanelerdeki kardeşlerimize Allah’tan yardım niyaz ediyor, eza ve cefa içinde hapishane de veya dışarıda vefat edenlere Allah’tan rahmet diliyorum) Dersanelere, okullara, derneklere, vakıflara el konuldu ve isadamlarının malları gasp edildi. Böyle bir süreç yaşanırken akademisyen bazı arkadaşlar, gereksiz bir şekilde açıktan eleştiri yapmaya başladılar. Yazılarına da ilmi havası vererek, başta Üstad Hz ve Hocaefendi olmak üzere, Cemaat’in Türkiye’de icrasında bulunan abileri hedefe koydular. Yapılan hataları da topyekun bu icracı abi ve arkadaşlara yıkmaya calıştılar. Halbuki önce kendileri iyi bir özeleştiri yapmaları gerekirdi, ama yapmadılar. Önde görünen abilerin özeleştiri yapmasını beklediler. Her iki kesim de özeleştiriye yanaşmadı. Sosyal medya üzerinden karşılıklı uygunsuz tepkiler verilmesi doğru olmadı. Benim tahminim Hocaefendi bu süreç geçtikten sonra Türkiye’de icra yapan abi ve arkadaşların icra görevlerini devam ettirmeyecektir. Bizler gibi birçokları, 2005’ten beri icradan ayrılıp nasıl nasih oldu ise, Türkiye’deki süreçte icra yapan abiler de aynı kaderi paylasacaklardır. Olması gereken de zaten budur diye düşünüyorum.

(Nitekim kader-i İlahi Türkiye’den cebri hicretle önde görünen herkesi görevden aldı. Bunu anlayıp kenara çekilerek Hocaefendi ye hareket alanı bırakmak gerekir. Hocaefendi’nin nezaketini suistimal etmek bizlere yakışmaz).

Siz de bir takım eleştiriler sunuyorsunuz? “Kamuoyunun önünde”:))

Tamam, ama bu kadarının da söylenmesi gerek. Dedigim, her iki tarafin bu tavırları netice itibariyle Hizmet’e zarar veriyor. Hocaefendi her hafta Bamteli’nde hepimize çok net mesajlar vermiyor mu? Herkese. O sohbetlerde, Cemaat’in tüm fertlerinin ne yapması gerektiğini çok net anlatiyor. Yani Cemaat’in tüm fertleri yeni dönemde, kendinden motorlu bir lokomotif gibi Hocaefendi’nin haftalık sohbetlerine göre, tüm dünyada hizmet etmeye devam edeceklerdir. Bunu herkes anladığı halde, ne acıdır ki en fazla anlaması gereken en önde görünen bazıları, en az anlıyor gibi gözüküyor. Halk tabiri ile MUM dibine ışık vermiyor. Akademisyenlerde de önde görünenlerde ayni durumun tezahür ettiğini düşünüyorum.

Şunu müsaadenizle söyleyeyim: Özellikle Akademisyen arkadaslarımızın Üstad Hz leri ve Hocaefendi ile ilgili yazdıkları yazılar cok sathi ilmi düzeyi de çok zayıftı. Bu sahada uzman olmadığını yazısında belirten Emre Uslu’nun getirdiği eleştirileri okuyunca, bana hak vereceksiniz. Sadece öndeki abileri eleştireceğim derken düştükleri durum hiç de hoş değildir.

Yukarıda kısmen yanıtladınız gerçi ama, benzer soruyu ucunu biraz daha açarak yineleyeyim: Hizmet nasıl çıkar düzlüğe?

Türkiye sürecine baktığımızda; Erdoğan’ın 2019 seçimleri sonrasında dünyadaki durumunun kötüleşmesiyle iç ve dış dengeler ciddi bozulacak gibi gözüküyor. Allah korusun kaos ve iç kargaşalar meydana gelmesi halinde belki ülkeyi terketmesinden sonra bir iyileşme başlayabilir. Yeni yönetimin KHK ları iptal etmesi ve ülkedeki demokratik durumun 17/25 Aralık 2013 öncesine dönmesi halinde, Hizmet hareketi Türkiye’de kaybettiği herşeyi hukuka uygun olarak zaman içerisinde geri almaya başlayacaktır. Yüzbinlerce çile çekmiş mağdur insanlar, geçmişten dersler çıkartarak Hizmet hareketine Hocaefendi’nin haftalık sohbetlerde verdiği hedefleri gerçekleştireceklerdir. Eski dönemdeki icrada ve önde görünen hiç kimse, Türkiye’ye dönmeyecek veya dönse bile Türkiye’deki icraatlara asla karışamayacaktır. Bu süreçte çile çekenler, hizmete sahip çıkacaklardır. Hocaefendi (50 yıldır çok ciddi, şuurlu dava adamları yetişmesine vesile oldu. Bu süreçte içimizdeki suni büyümelerden gelenler de ayrıldılar özellikle AKP li islamcı geçinen tipler ilk sarsıntıda gitmişlerdi.)

Dünyadaki hizmetin durumunda ise yaklaşık 25 yılda Dünya’nın 170 ülkesine yayılan ve yüzbinlerce genç nesli eğiten hizmet hareketi, cebri hicretle gelenlerin 2 sene sonra başlayacak olan ciddi katkısı ile dünyada, büyüyen bir trend izleyecektir inşallah. Erdoğan’ın yaptığı devlet destekli baskılar bile, 10-15 ülkede biraz etkili olabildi. ABD de ortaya cıkan REZA nın rüşvet itirafları, ERDOĞAN için geri sayım kabul edilebilir. Daha Fly’in ve diğer açılacak davalar, 2-3 yıl içinde Erdoğan’ın ülkeyi terketmesine sebeb olabilir.

Bu süreçte Hocaefendi’nin haftalık sohbetlerinde anlattığı cebri hicret eden, yetişmiş, tahsilli yeni gelenler, dünyadaki hizmetlere çok ciddi maddi ve manevi katkı sağlayacaktır. Hocaefendi’nin tavsiye ettiği gibi, yerelleşme yerel dili öğrenme, asimile olmadan entegrasyon ve gettolasmadan yeni geldiğimiz toplumun içinde yer alarak, Hizmeti temsil edeceklerdir. 1-2 sene icinde yerel dili iyi seviyede öğrenip, mesleğini yapmaya baslayınca hizmet hareketi adına çok ciddi yeni açılımlar dünyada meydana gelmeye baslayacaktir. Ümitsizliğe hiç gerek yoktur.

Peki, herkesin el yordamı ile bir şekilde dünya’ya dağıldığı, birşeyler yapmaya çalıştığı şu dönemde, Yurtdışına çıkanlara neler tavsiye edersiniz?

Hocaefendi’nin haftalık sohbetlerinden özetler çıkartarak yeni yol haritalari belirlemeliyiz. Cebri hicret ile dünyaya dağılan yüz binlere tavsiye edeceğim seyler özetle:

Başta yerel dili iyi öğrenmedir. Mesleğinizi bulunduğu toplumun fertleri icinde yapmalisiniz ki, temsil görevinizi tam yapabilesiniz. Avrupa’da 25 yıldır Türk toplumuna değişik hizmetler verdik, bu süreçte yüzde 70’i gitti. Cebri hicret ile gelenler, Türk Gettosu içine girmeden, avrupa insanına hizmeti tanıtmalıdır.

“Hizmet, Türkiye’de tekrar  aktif olacak” dediniz. Bunu  açsanız kısaca?

Elbette. Türkiye’de Erdoğan sonrası dönemden başlayarak yeniden yapılanma sağlanmaya başlayacaktır. Tabiki süreçte yapılan hatalardan ders alınarak fazla büyük görünmeden topluma faydalı hizmetler yapılmaya devam edilecektir. Hizmet olarak ticari faaliyetlere girmeden hizmet insanın eğitim dahil her sahada şahsi faaliyetler yaparak topluma yararlı işler yapılmaya devam edilecektir.

Resmiyet ve bürokrasiye asla karışıyor algısı ve iması verilecek durumlardan vazgecilerek hizmet büyüyerek devam edecektir. Bu sürecin tam olarak normale dönmesi en az 5-6 yıl sürecektir tahmin ediyorum. (2023 sonrası gibi)

Siz, Türkiyeye ne zaman dönersiniz ?

Türkiye’ye dönmeyi asla düşünmüyorum. Zaten 1997 yılında Pakistan’a Zaman Gazetesi temsilcisi olarak giderken, Türkiye’ye dönmemek üzere hicret niyetiyle, ailecek gitmiştik. 2003-2005 yıllarında Avrupa’da Baltık Ülkeleri’nde eğitim dernekleri ile hizmete başlamıştım. Ancak 2008 yılında Ergenekon davasında Silivri’de yatarken, Kalp krizi ile öldüğü soylenen, bir bilgiye göre meşhur YESİL namıyle bilinen,(Mahmut Yildirim) gibi değisik kimlikle yaşayan, KAŞİF KOZİNOĞLU nun da orada bulunduğu zamanlarda, Afganistandaki AFGAN-TURK NGO Okullarını Taliban döneminde bile devam ettirdik. 1998 de aleyhimizde yazdığı bir rapor yüzünden, Hocaefendi’nin ABD deki oturumunu 2004 yılında engellemek için, benim adımı kullanması sebebiyle mecburen Türkiye’ye dönmüştüm. Bu vaka 2005 yılında ABD vizemin de iptaline sebeb oldu. 15 yıldan bu yana da Hocaefendi’yi görmek için ABD vizesi alamıyorum.

Bu süreçte yeniden cebri de olsa, ailecek 4 ayrı ülkeye hicret etmek nasip oldu. Dönmeyi hiç düşünmüyorum. Allah hakkımızda hayırlı olanı nasip etsin diye dua ediyorum.

Kırgınlıklarınız var mı?

Allah rızası için yola çıkmıssanız kırılmaya darılmaya gücenmeye hakkımız olduğunu düşünmüyorum. Bu yol çilelidir, yokuşu çoktur. Çesit çesit imtihanlara katlanmak gerekir. Mevlanaların Hacı Bektaşi Veli’lerin Hacı Bayram’ların Üstad Bediüzzaman Hz.lerinin ve Hocaefendi’nin yanında olmak bizim için büyük şereftir. Allah, bu yolda İslam için hizmet ederken imanla canımızı alsın duasına devam ediyorum.

Okuyor musunuz? Bir kaç kitap tavsiyesi alsak?

Okumaya devam ediyorum. Süreç icinde Kuran-ı Kerim Meali, Buhari Hz. Hadis Kitabı, Hocaefendi’nin son çıkan “Yolun Kaderi” kitabı, Ahmet Altan’ın bir kitabı, Nazan Bekiroğlu’nun bir eseri, Hacı Bektaşi Veli Hz lerinin hayatı ve Bediüzzaman’ın İşaratül İcaz eserini okuyorum. Özellikle de yabancı dil öğrenmeye çok yoğunlaştım. Tabiki sosyal medya ile meşgul oluyorum. Her kesimi takip etmeye calışıyorum.

Hizmet’in tekrar bir medyasi, gazetesi olur mu?

Bundan sonra hizmet olarak gazete çıkarılacağını sanmıyorum. Özellikle Türkiye’de, ancak Hizmet’te yetişmiş gazetecilerin işadamları ile ortaklık yaparak, gazeteler çıkaracağını tahmin ediyorum. ( Akın İpek Bey’in yaptığı gibi ) Abone kampanyası ile değil, bayiden gazetecilik yaparak, satacaklarını tahmin ediyorum. Tabiri caizse, Hizmet olarak Türkiye’de sütten ağzımız yandı, bundan sonra yoğurdu üfleyerek faaliyet yapılacaktır. Hatta eğitim kurumları bile özel ve şahsi olarak açılacaktır diye düşünüyorum.

(1984 te Hocaefendi ile istişare ederek, 5 arkadaş ortak o ELVAN Dersanesi actik. Abiler bizim istişaremizde karar verilmedi diye karsı geldiler. 1990 lı yıllarda özellikle İstanbul’da arkadasların şahsi dersaneler kurmasına karşı gelindi, abiler tarafından ciddi tepkiler verildi. 15 yıl sonra ilk olarak Pi Analatik dersaneleri açılması ile kabul gördü.)

Sizin de bir dönem çalıştığınız Hizmet Medyası’nın süreçteki genel durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Süreç öncesinde de hizmet olarak, darbeye karsı olmamız sebebiyle başarısız darbe planları olan Ergenekon ve Balyoz davalarındaki aşırı sahiplenme dahil, Ahmet Şık’ın yayınlanmayan kitabını, savcıların onu tutuklama sebebini doğru bulmamız gibi bazı hatalı hususlar da oldu.

17/25 Aralık süreci öncesinde, Dersaneler krizinde ERDOĞAN ve derinler, Cemaat’i germek ve hissiyat ile hareketini sağlamak icin, Hocaefendi aleyhinde sözler sarfederek, cemaat medyasını ciddi tahrik etti. Demokrasi içerisinde kalındığı takdirde bir sey yapamazlar mantığı ile cemaat medyası, hakkını savunurken tamamen dersaneler krizini çözümünü üzerine aldı. Bu aşırı sahiplenme toplumda ve akp tabanında tepki çekti. Halbuki 4000 civarındaki dersanelerden en fazla 1000 kadarı cemaate yakındı. Kalan 3000 dersanenin 1000 kadarı sağ ve milliyetçi kesime aitti. 2000 civarı dersane ise sol ve liberal kesime aitti. Bu krizde hiç kimse olaya sahip cıkmadı, nasıl olsa cemaat medyası savunuyor olayı çözerler, diye baktı. Hatta Ekim 2013 te Hocaefendi kardeşi Hasbi Ağabey’in vefatı sebebiyle taziyede bulunan siyasilere Zaman Gazetesi’nde bir sayfa, Başta Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Erdoğan olmak üzere, siyasilere, diğer sayfada sivil toplum kişilerine teşekkür mesajı yayınlamıstı. Bu, Dersane krizinin biteceği ümidine sebeb oldu. Hocaefendi 2013 Ekim Ayında -Hasbi Abinin vefatı sonrası olabilir- Bir Bamteli sohbetinde hatırladığım kadarıyla mealen “ ….Dersanelerin kapatılması durumunda hizmete devam ederiz, ilkokul acarız, yurt acarız, eğitim merkezi ve evler açar yolumuza devam ederiz….” demişti. Bunun anlamı bu işi asırı sahiplenmeye gerek yok mesajı vermisti. Sanıyorum bir hafta sonra, Erdoğan ve AKP Hükümet bu yumuşamayı kasten bozmak için, bir torba yasa tasarısı içinde dersanelerin kapatılması maddesini koyunca, kızılca kıyamet koptu. Zaman gazetesi 9 sütuna “EĞİTİME BÜYÜK DARBE” manşetiyle kamuoyuna acıkladı. Erdoğan bunu fırsat bilerek, başta Hocaefendi olmak üzere, cemaat ve medyaya açıktan saldırmaya başlayınca, Cemaat’in de surecte mantıklı davranması mümkün olmadı.

17/25 aralık yolsuzluk olayları da ortaya cıkınca, Cemaat Medyası çok açık şekilde haklı gerekçelerle Erdoğan ve AKP aleyhinde yayınlara başladı. Arabulucuk icin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün talebi ve Başbakan Erdoğan’ın bilgisi dahilinde Fehmi Koru ve Alaeddin Kaya’nın Pensilvanya’ya gitmesi ve Hocaefendi’den Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Erdoğan’a mektup getirmesi de problemi çözmedi. Çünkü Erdoğan ve derinler cemaati bitirmek için anlaşmıslardı. Cemaat Medyası’nın haklı gerekçelere rağmen aşırı savunması, algı yapılarak toplumda ders tepti ve cemaat yalnızlaşmaya başladı.

Halk, Türkiye’de neden Hizmet’i yalnız bıraktı?

Bunun birçok sebebleri var. Öncelikle halk ülkeyi yöneten güce göre kendisine çeki düzen verir. Cemaatin siyasi güç yönü yoktur. Siyasi iktidar, cemaate tavır alınca, halkın yapabileceği birşey yoktur. Sessizce olayı izlemekle yetinir. Demokrasinin kalktığı, hukuk ve adaletin olmadığı ve diktatörlüğün olduğu durumda, Zalim’e karşı bu süreçte halktan birşey beklemek ve kızmak yanlıştır. Ancak Zalim’e destek veren, Hizmet’e, basta Hocaefendi ve hizmet insanına hakaret eden, ihbar eden ve iftira atanlar, haksız yere zulüm edenler mesuldür, zamanı geldiğinde adalete hesap vereceklerdir. Bunun yanında süreçte aleyhteki yayınlara inanan halk ister istemez cemaate sahip çıkamaz.

Diğer cemaat ve oluşumlar?

Hizmet’in süreçten önce güçlü durumunu hasetlenen kıskanan grub ve cemaatler de bu süreçte sessiz kalmışlardır. Okuyucu NUR talebelerinin sadeleştirme meselesinden aleyhte olmaları gibi, farklı nedenlerden aleyhte olanlar da olabilir. Resmi yerlerde makam ve mevkilerde yer bulamayanlar Erdoğan’in yanında yer alarak Cemaat’in aleyhine pozisyon aldilar.

Yapılan algı opersyonları ile “Cemaat, paralel bir yapı kurarak iktidara karışıyor” denmesine inandırıldığı için, muhafazakar ve dindar halk sahip cıkamadı. Cemaat medyasından 17/25 Aralık 2013 sonrasında AKP aleyhine ciddi tepkiler konulmaya başlayınca halkta “müslüman bir iktidarı Cemaat yıkmak istiyor” algısı olusturuldu. Bizzat dönemin Başbakanı Erdoğan da bu algıda çok etkili oldu.

30 Mart 2013 Yerel Secimlerinde Hocaefendi nin net tavrı, aklımda kaldığı kadarıyla 6 mart 2014 tarihinde Zaman gazetesinde yayınladı. Bu beyanat özetle: “….Bu bir yerel seçimdir. Adaya oy veriliyor partiye değil, biz şu an itibariyle her partiye eşit mesafedeyiz. Herkes dilediği aday’a verir. Hatta mideniz kaldırıyorsa bize hakaret edenlerin adayına da destek verebilirsiniz…..” şeklinde spotta açıklanmıstı. Ancak AKP ve Erdoğan’ın Hocaefendi ve Cemaat’e iftira ve hakaretleri, Cemaat’te yapılan dar kapsamlı toplantıda, bazı illerde, Ankara, İstanbul gibi büyük şehirde maalaesef CHP adayına verılsın denmesi ve Erdoğan’ın bunu bütün Türkiye’de CHP ye oy veriyorlar şeklinde iddia ederek algı olusturmasi, AKP tabanlı muhafazakar kitle olan halkın nezdinde, Cemaat’e çok ciddi itibar kaybettirdi. Ergenekon ve Balyoz davalarında yapılan bazı maddi beleger ve şahısların uzun tutukluluğu gibi meseleler sol kesimde cibilli dine soğuk tavrını Cemaat’e karşı daha da arttırdı. Hz Musa’nın kavmi “…Ya Musa biliyoruz, sen haklısın ama karnımızı Firavun doyuruyor demesi….” gibi halk Cemaat’i maalesef şimdilik yalnız bıraktı, güce ve Erdoğan’a karşı cıkamadı.

Sonsöz yerine?

Şahsım adına bir özeleştiri yapacak olursam. FETHULLAH GÜLEN HOCAEFENDİ’nin açtığı ufku yakalamakta en az 10 ila 20 yıl geriden geldigimi kabul ediyorum. 1995’lerde Hocaefendi “1 milyon kişi hicret etsin, dedi; maksadını niyetini anlamadık. Türkiye’de fazla okul acmayın ve işadamlarına yatırımlarınızın bir kısmını yurtdışına aktarın” dedi. Anlamadık. Bugünler gelince, şimdi bundan sonra herkes Hocaefendi’nin haftalık sohbetlerindeki tavsiyelerine harfiyyen uyacağına inanıyorum. Her konuda topluma yararlı faaliyetler, yetişmiş hizmet insanları tarafından yapılmaya devam edecektir. Kısacası Devlet’e KİT’ler, Belediyelerde BİT’ler süreç öncesi Hizmet’te HİT’ler oluşmuştu. Yeni dönemde bu olmamalıdır ve olmayacaktır diye tahmin ediyorum. Eskilerin ifadesini biraz değiştirerek ifade edeyim; “Eski hal muhal, ya yeni hal, ya yeni hal”

Hocaefendi başımızda olduğu sürece Hizmet’te asla “izmihlal” olmayacaktır. İnşallah.

Döviz - Borsa - TL

Avustralya Doları
3,9807
Amerikan Doları
5,6
Euro
6,3655
İngiliz Sterlini
7,3506
BIST
103408
Altın
234,154
Son Güncelleme: 22.03.2019 00:25

Reklam