Genel Gündem, Röportaj, Zulüm Günlüğü

BERFO ANA’NIN KIZI FİLİZ KIRBAYIR: BU ACILARI YAŞATANLARI ALLAH’A HAVALE ETTİM

Berfo Kırbayır, Cumartesi Anneleri’nin, mücadelesinin, gözü karalığının, cesaretinin, direnişinin simge isimlerinden biriydi. 33 yıl boyunca, 1980 darbe sonrası gözaltına alınan ve kaybedilen oğlu Cemil Kırbayır’ı aradı. “Benim evladım gelir diye kapıyı, bacayı açık bıraktım.

Ay geçti, gün geçti, sene geçti benim çocuğum gelmedi. Benim çocuğum ölmüşse cenazesini bana versinler” diyen bir Cumartesi Annesi’ydi. Tıpkı 17 bin faili meçhulün akıbetini sormak için Galatasaray Lisesi önünde 700 haftadır toplanan binlerce çığlığa sessiz kaldıkları gibi. Oğlu Cemil Kırbayır 13 Eylül 1980’de, darbenin ertesi günü Ardahan’ın Göle ilçesindeki Okçu köyünden evinden gözaltına alınmıştı. Önce Göle’ye, sonra Kars Askeri Gözetimevi’ne gönderilmişti. O dönem sorguevi olarak kullanılan Dede Korkut Eğitim Enstitüsü’nde sorgulanırken, 8 Ekim 1980’de işkencede ölmüştü.

Cumartesi Anneleri’nin simge isimlerinden Berfo Ana’nın Ardahan’ın Göle ilçesi Okçu Köyü’ne giden IPA, annesinin mücadelesini kızı Filiz Kırbayır’dan dinledi. Berfo Ana’nın altı çocuğundan biri olan Filiz Kırbayır, Ağabeyi Cemil gözaltına alındığı yıl 12 yaşında olduğunu belirtti ve olaya ilişkin tanıklığını söyle anlattı:“Sadece gidişini hatırlıyorum. Askerler ciple götürüyorlardı. ‘Dediler ki ağabeyini götürüyorlar’. Cipi durdurdular. Açtılar kapıyı. ‘Abi nereye?’ dedim. Abim ‘git geleceğim’ dedi. Cengiz Kaya diye bilinen biri vardı. Onu gördüm. Ağzından kan geliyordu. Ben ağabeyime dokunmaya çalışırken araba hareket etti. Arabanın arkasından koştum. Düştüm. Yüzüm soyuldu. Sadece bunu hatırlıyorum. Bir de askerler sürekli evimizi basardı. Gece olsun, sabaha karşı olsun. Anneme işkence ediyorlardı. Yıldız ablama işkence ediyorlardı. Bana, babama. Korkudan sarılık hastası oldum. Yataktan kaldırıyorlardı. Gözlerimi açtığımda askerler silahlarla yatağımın üstünde. Şimdi askerleri gördüğüm zaman aynı şeyleri hissediyorum. Abim mertti.”

TEK DUVAR, YAN YANA İKİ PENCERE; BİRİ BERFO ANANIN, DİĞERİ CEMİL’İN

Köyde kendisi ve amcasının oğlundan başka kimsenin kalmadığını anlatan Filiz Kırbayır, ağabeyini çok özlediğini ve ona ait birkaç parça kıyafetine sarılarak özlemini giderdiğini söyledi. Berfo Ana’nın evinin Cemil Kırbayır Kültürevi’ne dönüştürüldüğünü söyleyen Filiz Kırbayır, eski taş yapılı evden sadece bir duvarı bıraktıklarını ifade etti. Nedenini ise şu cümleler ifade etti: “Bu tek duvar da iki pencere var. Sol taraftaki pencerenin odasında anam Berfo, sağ pencerenin odasın ise ağabeyim Cemil yatardı. Mezarları yan yana olduğu gibi, odaları da yan yanaydı. Anamın da, ağabeyim Cemil’in de odasına ışık aynı anda aydınlatır, aynı anda karanlıkta bırakırdı. Cemil’in kaybedilmesiyle o karanlık şimdi bizim bütün odalarımıza çöktü. Bu acı çok zor bir acı. Daha 12 yaşında ağabeyimi kaybettim. Çok özlüyorum. Kenan Evren’nin öbür dünya da elim yakasında olacak.”

ÜÇ BACIYDIK, ÜÇÜMÜZ DE GELİNLİK GİYİNMEDİK’

Filiz Kırbayır, annesi Berfo Ana’nın çektiği acıları ise şöyle anlattı: “Ben annemle çok kaldım. Hep ağlıyordu. Cemil’in fotoğrafı kucağından ağlardı. Ağlardı, ağlardı, ağlardı…Dışarıda küçük bir evimiz vardı. Masayı koyardı evin önüne üstüne çay bardağını koyardı. Evde yiyecek, içecek ne varsa masanın üstüne koyardı. ‘Cemil gelir’ derdi. Kapısını hiç kilitlemezdi. ‘Anne üşüyoruz’ derdik kapısını kapatmazdı. Nereye giderse gitsin bir gün olsun evinin kapısını kapatmadı. Ben hep ağlardım. Okuldan geldiğimde bardak, ekmek, yemek masanın üstünde olurdu. Aynı kül tablası masanın üstünde dururdu. Ağabeyim gelecek diye. Bayram bize yoktu. Üç bacıydık. Üçümüz de gelinlik giyinmedik, kına yakmadık. Eşlerimiz damat elbisesi giyinmedi. Biz de bayram havası hiç yaşanmadı. Hep acı. İnşallah onların evine aynı şivan düşe. Aynı acıyı biz çektik, onlarda çeksin. Kardeşimin kemiğini versinler.”

BU ACIYI YAŞATANLARI ALLAH’A HAVALE EDİYORUM”

Filiz Kırbayır, annesinin vasiyeti üzerine ağabeyi için açılan mezarı göstererk şu temennide bulundu:“Bu mezarı ne olursa olsun yaptıracağım. Ağabeyimim ismini de yazdıracağım. Ağabeyimin kemikleri için de var sayıp her gün gelip Kuran-ı Kerim’i okuyup, dua edeceğim. Bize bu acıyı yaşatanları Allah’a havale edeceğim. Aynı acıyı yaşasınlar, tatsınlar diye ellerimi semaya kaldırıp dua edeceğim. Beni ağabeysiz, anamı evladından etmek nasıl bir duygu bilsinler istiyorum. Ben ağabeyimi çok özlüyorum. Saçlarının, gözlerinin rengini. Ben çok özlüyorum ağabeyimi.”