Avrasya, Avustralya, Yazarlar

Hayatı beş topla oynama ve balıkçı hikâyesi!

Yılın son ayındayız.

Yaşlı ve yorgun dünya bir yılı daha ömrümüzden çalacak.

Hayatımızın takviminden bir yıl daha kopacak.

Zalimlerin zulümü ve koronovirüs sırt sırta vermiş, canımızı okuyor adeta.

Her gün bir feryat kopuyor, dünyanın farklı coğrafyasından.

‘Covid 19’ tüm dünyayı, diktatörler ise; İslam Coğrafyası’nı, gözyaşı ve çileye mahkûm etmiş durumda.

Her gün ayrı bir ölüm haberiyle sarsılıyoruz.

Bir yarenimizi, bir dostumuzu, bir arkadaşımızı ötelere uğurluyoruz.

Bu vesileyle rahmet diliyorum her birine.

Tüm bunlar olurken, diğer taraftan da hayat devam ediyor.

Her şahıs, muhakkak muhasebesini yapıyordur.

Ame ne yazıkki bazen iş ile hayatımız arasındaki teraziyi  tam dengeleyemiyoruz.

Yani bu telaşenin içinde, kimi malını canına, kimisi  canını malına feda ediyor maalesef.

Öyleleri de var ki, hem malı ve canını hem de cananını ebedi dünyası için, gözünü kırpmadan feda ediyor.

Avustralya’da da mal ile can arasındaki denge(sizlik) zaman zaman ayarlanamıyor.

Bu iki durum, genelde içiçe giriyor.

Bisikletin pedalı gibi…

Durursam düşerimin telaşı.

Konunun tam bu noktasında, herbirerimizin kulağına küpe olması gereken bir tavsiyeyi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Yıllar önce Üzeyir Garih’in yazmış olduğu bir kitabından okumuştum.

Menfur bir saldırı sonucu yaşamını yitiren, ünlü iş adamı ve Alarko Holding’in sahibi Garih’in, iş dünyasına yönelik lastik/cam top konusundaki öğüdü şöyle;

“Hayat, havaya attığımız beş topla oynanan bir oyundur.

Bu toplardan sadece bir tanesi lastiktir, diğer toplar ise camdandır.

Bu beş top;işimizi”, “ailemizi”, “sağlığımızı”, “dostlarımızı” ve “benliğimizi” temsil eder.

Bu beş top içinde bir tek işimiz yani sektörümüz lastik toptur.

Onu düşürürsek zıplatabiliriz.

Ancak diğer dört top camdan yapıldığından, düşerse kırılırlar, dağılır ve yerlerine konulamazlar.

Bunu fark etmeli ve hayatımızı bu dengeye göre kurmalıyız.

Oysa hepimiz o lastik topu tutabilme uğruna, diğerlerini kırıp dökeriz.

Dostlarınızı çantada keklik sanmayın. Sıkıca sarılın onlara, tıpkı hayata sarıldığınız gibi.

Çünkü onlarsız hayat anlamsızdır.

Hayatı çok hızlı koşmayın.

Nereden geldiğinizi ve nereye gittiğinizi unutmayın.

Hayatın bir yarış değil, her saniyesinin tadı çıkarılması gereken güzel bir yolculuk olduğunu aklınızdan çıkarmayın.

Evet, gerçekten Garih sanki günümüz için bu tavsiyelerde bulunmuş gibi…

Sonuç olarak, 2020’de belki yapamadığımız veya yerine getir(e)mediğimiz bu öğüdü, hiç olmazsa 2021’de uygulamak için gayret gösterelim…

BALIKÇININ İBRETLİK HİKÂYESİ…

Ve yazımı yine hayat ile iş arasındaki dengeyi anlamlı kılan bir öyküyle bitirmek istiyorum.

Zengin bir iş adamı, iş seyahati sırasında Meksika’nın küçük bir kıyı kasabasına uğramış.

Limanda gezerken, bakmış ağzına kadar balık dolu bir tekne ve içinde keyifli bir balıkçı:

Merhaba balıkçı, bu balıkları ne kadar zamanda tuttun?

Bir iki saatimi aldı, demiş balıkçı.

Eee, niye biraz daha kalıp daha fazla tutmadın, diye sormuş.
Bu kadarı bize yetiyor da ondan, diye omuz silkmiş balıkçı.

Balıkçının bu kanaatkârlığına şaşırmış işadamı.

Kalan zamanını nasıl geçiriyorsun peki, diye üstelemiş.

Balıkçı, özetlemiş bir gününü: Sabahları açılır, biraz balık tutarım. Sonra çocuklarımla oynarım.

Öğleyin eşimle biraz dertleşirim.

Akşamları amigolarla beraber gitar çalıp, geç vakte kadar eğleniriz.

Oldukça meşgul sayılırım dostum.

İşadamı:

Bak demiş, ben sana yardımcı olabilirim.

Bu işe daha çok zaman ayırmalısın, daha büyük bir tekne bulup daha çok balık tutmalısın, oradan elde edeceğin gelirle daha büyük tekneler alırsın, doğrudan işletme tesislerine satarsın, hatta zamanla kendi balık fabrikanı bile kurabilirsin.

Kısa zamanda balıkçılık sektöründe bir numara olursun.
Balıkçı merakla:

Bunları yapmak kaç sene alır dostum, demiş.

On beş yirmi yılda halledersin, ama sonrası daha parlak; zamanı gelince şirketini hisselerini iyi paraya satarsın, kısa zamanda zengin olup milyonlar kazanırsın.

Milyonlar ha… diye tekrarlamış balıkçı, eee…

Sonra?

Sonra emekli olursun, küçük bir balıkçı kasabasına yerleşirsin, istersen zevk için balık tutarsın, çocuklarınla oynar, eşine güzel vakit ayırırsın, akşamları da arkadaşlarınla gece yarısına (kadar) vakit geçirirsin.

Nasıl mükemmel değil mi?

Balıkçı; O zaman yazık değil mi yirmi yıla? demiş.

Bir an olsun durup düşünsenize; bütün bu telaş ne için?

Arada denize açılıp, çocuklarınıza zaman ayırıp, dostlarınızla gitar çalıp, eğlenemedikten sonra, onca koşturmanın ne anlamı var?

Hırsla örülü onca yılın vaat ettiği final, yanı başımızda duran mutluluksa, bu yarışa ne gerek var?

Ben zaten dediklerini şu anda yapıyorum ve yaşıyorum.

Gelecek adına ‘çalışmamak ya da yatırım yapmamak değildir’ dediğim.

Ancak, elimizdekilerle yetinmesini de bilip, içinde bulunduğumuz ya da görmezden geldiğimiz mutluluğu göz ardı etmemektir.

Küçük mutlulukların, büyük mutlulukların da habercisi olduğunu unutmamaktır.

Hırs derken, daha fazlası derken bugünü ertelemeyelim, sırf maddiyat için elimizdekinden de olmayalım.

Kıssadan hepimize düşün hisse…

Ailemizin mutluluğunu, sağlığımızın kıymetini ve benliğimizi yitirmeyelim. Bu zor zaman diliminde, zorluk içindeki çırpınan dostlarımızı, süreçten etkilenen ahbaplarımızı, çileyle çepeçevre etrafı örülü yol arkadaşlarımızı unutmayalım.

Hal hatırlarını soralım, dertleriyle dertlenelim.

Tüm bu güzelliklerden alacağımız hazzı, ihmal etmeyelim, sonraya ertelemeyelim.

Baksanıza, koronavirüs nedeniyle yarına kadar  yaşayacağımızın, ya da  zalimlerin zulmünden dolayı  dost ve arkadaşlarımızla yeniden buluşup, görüşebileceğimizin hiçbir garantisi yok.

Yeni yılı tamamlayacağımızın da…

Baksanıza koronavirüs canavarı ve diktatörlerin acımasız yaklaşımı da.

e.cansever@zamanaustralia.com.au

 

Reklam

DÖVİZ BİLGİLER