Gündem, Röportaj, Video Haberler

KHK’lı İmam ve eşi, öğrettikleri Kur’an ve verdikleri vaazdan dolayı tutuklandı, sonra ihraç oldular

Diyanet’te hafız ve imam olarak çalışırken ihraç edilen Nebiye ve Sedat Kusursuz çifti, görevleri gereği öğrettikleri Kur’an, verdikleri vaaz ve öğrettikleri dini bilgiler ‘örgütsel suç’ sayılarak ihraç edildiler.

TUBA DEMİR-KRONOS

15 Temmuz gecesi sabaha kadar darbe karşıtı sela okuyan imam Sedat Kusursuz, “Kırgınız ama vatanımıza milletimize küsmedik” diyor. Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde imam hatip olarak çalışan Sedat Kusursuz ve Kuran Kursu Öğreticisi-Vaize Nebiye Kusursuz 15 Temmuz sonrası ilan Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) ihraç edildi. Biri kalp hastası iki çocuk sahibi olan çift terör örgütü üyeliği kapsamında aylarca cezaevinde kaldı. Nebiye Kusursuz 8,5 ay, Sedat Kusursuz ise 25 ay hapis yattı. Kusursuz çifti tutukluluk sürecini ve sonrasında yaşadıklarını Kronos’a anlattı…

KALP HASTASI OĞLUNU KOMŞUYA BIRAKTI

Manisa’da Kuran Kursu öğreticiliği yapan Nebiye Kusursuz 692 nolu KHK ile ihraç edildi. Açığa alındıktan bir yıl sonra işinden atılan Nebiye Kusursuz, “Bir yıl boyunca her an gelip bizi alacaklar endişesi ile bekledim. Sonra bir sabah 06:30 sularında kapımız çaldı.” diyor ve o günü şöyle anlatıyor:

“Polisler kapıyı yumrukluyor, neden açmıyorsunuz diye bağırıyorlardı. Kıyafetlerimi giyinmek için müsaade istedim. Sonra içeri girdiler. Ailemi aramak istedim ancak müsaade etmediler. Evi aramaya başladılar. Küçük oğlum kalp hastası, yeni ameliyat olmuştu. En azından onu annemlere bırakayım, annemi arayayım dedim, ama izin vermediler. Çocukları nereye bırakacağım dedim, komşuya bırakın dediler.

İki oğlumu da komşuya bırakmak zorunda kaldık. Çocuklar neler olduğunu anlayamıyordu tabi. Ağlamaya başladılar, eşimle sakinleştirmeye çalıştık. Onları tembihledim, anneanneniz sizi alacak dedim ve eşim çocukları üst komşuya bıraktı. Sonra bizi alıp götürdüler. Komşumuz çocukları anneme teslim ettiğinde büyük oğlum, ‘Annemi hastaneye götürdüler’ demiş. Annem çok korkmuş. Çünkü benim mide rahatsızlığım var ve mide kanseri teşhisi konulmuştu. Sonra babamı da götürdüler deyince annem durumu anlamış ve ‘Allah’ım benim çocuklarım terörist değil sen biliyorsun’ deyip ağlamaya başlamış.”

“NEZARETHANEDE SİZİN ABDESTİNİZLE, NAMAZINIZLA MI UĞRAŞACAĞIZ DEDİLER”

8 gün nezarette kaldıktan sonra tutuklanarak cezaevine gönderilen Nebiye Kusursuz cezaevinde 8,5 ay kaldı. “Ailemden ayrı iki bayram geçirdim” diyen Kusursuz, “Nezarette kaldığım dönem çok kötüydü. Tuvalet ihtiyacımızı gidermede bile bize sıkıntı yaşatıyorlardı. Sizin abdestinizle, namazınızla mı uğraşacağız diyorlardı. İçimizde bebekli anneler vardı. Çocuklarını emzirmek için getirdiklerinde çocuk emerken uyuyakalıyordu. Hemen çekip alıyorlardı, yeter bu kadar diyorlardı. Bir beş dakikayı bile çok görüyorlardı” şeklinde konuşuyor.

YAŞLI ANNEANNE EMEKLİ MAAŞIYLA HAPİSTEKİ KIZINA DAMADINA VE TORUNLARINA BAKTI

Tutuklandıktan sonra hayatın kendileri için iyice zorlaştığını kaydeden Nebiye Kusursuz, yaşlı annesinin cezaevindeki kendisi ve eşine, bir de çocuklara baktığını anlatıyor. Kusursuz, şöyle devam ediyor: “Tutuklandığımız zaman OHAL devam ettiği için açık görüşeler iki ayda bir oluyordu. Telefon görüşleri ise on beş günde bir yapılıyordu. Çocuklar küçük olduğu için ikisinin de altı bağlanıyordu. Çocuklarla 70 yaşındaki hasta annem ilgilendi. Onun da birçok rahatsızlığı var. Annem çocukları, içeride tutuklu bulunduğum sürede sadece bir kez görüşe getiremedi. O zaman kesin rahatsızlandı dedim. Sonra öğrendim ki annem üzüntüden zona olmuş, ayaklarından iltihap akıyordu. Bir hafta sonra geldiğinde bile iltihap akıntısı devam ediyordu. Şeker tansiyon kalp gibi birçok rahatsızlığı bulunan annem her hafta çarşamba günü çocukları bana getiriyor, cuma günü ise eşime götürüyordu. Bir emekli maaşı ile hem bana hem eşime hem de çocuklarıma bakmaya çalıştı annem.”

“ÇOCUKLARIMIN PSİKOLOJİSİ BOZULDU”

Eşiyle birlikte tutuklandıklarında küçük oğlunun 3, büyük oğlunun da anasınıfına gittiğini anlatan Nebiye Kusursuz, şunları anlatıyor: “İkisinin de altını bezliyordum. Büyük oğluma biraz öğretmiştik tuvaletini yapmayı ama olaylardan sonra tamamen huyunu değiştirdi. Annem, oğlumun salonda koltuğun arkasına geçerek tuvaletini oraya yaptığını söyledi. Ne yapmışsa vazgeçirememiş. ‘Anneanne seni üzmek istemiyorum ama annem ve babam burada olmadığı için böyle yapıyorum’ demiş. Her zil çaldığında biz geldik zannedip kapıya koşturuyorlarmış. Alt ıslatma problemleri devam ediyor. Çocuklarım bu süreçten çok etkilendi. Hala onları kedilerine getiremedim. Mesela evden dışarı çıkıyorum, biraz geç kalsam telefon üstüne telefon ediyorlar. Anne ne zaman geleceksin, hemen gel diyorlar. Bizi sürekli yanlarında görmek istiyorlar. Ceza aldığımızı biliyorlar. Ben ve eşim 7 yıl 6 ay ceza aldık. Mahkemeye gidip geldiğim gün büyük oğlum bana ‘Anne bugün; Allah’ım ne olursa olsun, isterlerse anneme ceza versinler, ama annem geri gelsin diye dua ettim’ dedi. Büyük oğlum her şeyin farkında.”

“HAKİM ‘SENİ SALALIM MI BİZİ Mİ İÇERİ ALSINLAR’ DEDİ”

Diyanete bağlı olarak çalışan Nebiye Kusursuz, Kuran Kursu öğreticisi olmanın yanısıra bir de sohbet yapıyor, vaaz veriyordu. Ancak görevi olan vaaz vermek de iddianamesinde yer alan suçlamalardan biri. Trajikomik bu durumu şöyle anlatıyor Nebiye Kusursuz: “Mahkemede hakim bana ‘Terör örgütüne üye olmuşsun, sohbetlere katılmışsın, vaaz vermişsin’ dedi. Bu suçlamaları duyunca; hakim bey ‘Kuranı ben öğretmeyeceğim, vaazı ben vermeyeceğim de kim verecek’ diye sordum. Hakim ‘Bizim işimizi bize öğretme, gitmeseydin, sohbet vermeseydin’ dedi. Görevim olan vaaz vermek suç sayıldı. Hakim bana ‘Engelli çocuğun varmış bize isim ver seni bırakalım’ dedi. Ben ‘Kimin ismini vereyim, bizler kötü bir şey yapmadık. Beni Manisa’da tanımayan yok. Alanımda Türkiye derecesi yapmış biriyim. Benim ne işim olur böyle şeylerle’ dedim. Hakim ‘Seni salalım da bizi mi içeri alsınlar?’ dedi.”

SOHBETE GİTTİĞİ CEZAEVİNE KONULDU

Nebiye Kusursuz, özel gün ve gecelerde cezaevine sohbete gittiğini belirterek, “Kuran okur, sohbet ederdik. Bu nedenle cezaevinde bulunan görevliler bizi tanırdı. Cezaevine götürüldüğüm gece gardiyanlar beni görünce ‘Hocam sizin burada ne işiniz var, yoksa FETÖ’den mi?’ dediler. Evet dedim. İnanın gardiyanların gözleri doldu” şeklinde konuşuyor. Kusursuz, cezaevindeki ortamı da şöyle aktarıyor: “Koğuşa gittiğimiz zaman içeride bulunan arkadaşlar Ramazan ayı içi mukabele okumak istediklerini ancak bunu nasıl yapacaklarını konuşuyorlarmış. Tam o sırada biz girmişiz. Çok güzel bir Ramazan geçirdik. Gardiyanlar bu durumdan çok etkilenmişler. Bize ‘Eğer Müslüman olmasaydık sizleri gördükten sonra Müslüman olurduk’ dediler. Diğer koğuşlara girerken can güvenliği açısından tedirgin oluyorlardı, ancak bizim koğuşa geldiklerinde gayet rahat idiler. ‘Sizin ne işiniz var burada? Namaz kılıyorsunuz, Kuran okuyorsunuz, tesbihat yapıyorsunuz’ diyorlardı. Bir gün koğuşun kapısının üzerinde anahtarı unuttular. Megafona basıp gardiyanları çağırdık. Anahtarı unutmuşsunuz dedik. Gelip aldılar. ‘Adli suçlulular olsa bunu değerlendirirlerdi. Siz ne güzel insanlarınız, nasıl buraya düştünüz, anlamıyoruz’ dediler.”

“AMCAMLA YOLDA KARŞILAŞTIK, YANIMDAN GEÇİP GİTTİ”

İhraç edildikten sonra çevresinin kendisine sırtını döndüğünü söylüyor Nebiye Kusursuz. “Annem ve birkaç arkadaşım dışında kimse bizimle konuşmadı. Yolda görünce yüzlerini çevirdiler” diyor. İhraç edildikten sonra en yakınları, kan bağı olanların yolda kendilerini görünce ‘onlar terörist’ diyerek yüz çevirdiklerini anlayan Kusursuz, “Amcamla yolda karşılaştık. Yanımdan geçip gitti. Dönüp arkasından baktım. Acaba döner mi? Gitsem boynuna sarılsam, amca baba yarısıdır diye ama dönmedi. Bizi yolda gördüklerinde pis fetöcüler diye bağırıp laf atanlar oldu” diyor.

“KIRGINIM AMA HAKKIMI HELAL ETTİM”

Güvendiği arkadaşı dediği insanların görevinden atılmamak için ismini verdiklerini anlatan Kusursuz, “Kırgınım, çok kırgınım. Canım dediğim insanlara, yolda görüp yüzünü çevirenlere, görüp hakaret edenlere o kadar kırgınım ki. Hakkımda 20-25 kişi şikayette bulunmuş. Evimi açtığım, lokmamı paylaştığım, güvendiğim insanlar işlerinden olmamak için beni şikayet ediyorlar. Şimdi o insanlar beni arıyor ve biz kanser olduk hakkını helal et diyorlar. Hiçbir zaman beddua etmedim. Ben hakkımı helal ettim ama huzuru mahşerde Allah-u Teala nasıl yapar bilmiyorum. Çok zoruma gidiyor” ifadelerini kullanıyor.

“BU GÜNLER GEÇECEK, ÜMİTLİYİM”

Nebiye Kusursuz, bu günlerin geçeceğine inanıyor: “Çok zor günler geçirdik ancak ümidimi hiç kaybetmedim. Biliyoruz bu günler geçecek. Her şey düzelecek. Mesleğime iade edilirsem yine görevimi yaparım ama Manisa’da kalmak istemiyorum. Ben zaten işimden hiçbir zaman kopmadım. Hala Kuran öğretiyorum. Benim hala talebelerim var. Severek, isteyerek öğretiyorum. Bu benim vazifem. Bu süreçte herkes bizden yüz çevirirken Rabbim kapısından kovmadı. İçeride de hep Kuran’a sarıldım. Dua ettim, etmeye de devam ediyorum.”

15 TEMMUZ GECESİ SABAHA KADAR SELA VERDİ, İHRAÇ OLDU, TUTUKLANDI

Sedat Kusursuz da Manisa’da imam hatip olarak görev yaparken 2016 yılında KHK ile ihraç edildi. “15 Temmuz günü görevimin başında, sabaha kadar camideydim” diyen Kusursuz ihraç edileceğine hiç ihtimal vermediğini söylüyor. Sedat Kusursuz, “Daha önceki darbe dönemlerinde sabah ezanlarını okutmadıklarını duymuştum. Ben de hemen akşam namazı sonrası camide görevimin başında olmak için bekledim. O sırada müftülükten mesaj geldi. Herkes görevinin başında olsun denildi. O gece sabaha kadar camilerden selalar okundu. Ben de görevimin başında idim ve sela okudum. İhraç edileceğimizi beklemiyordum. Bizimle alakası olmayan bir durumdan neden ihraç edilelim ki?” şeklinde konuşuyor. Bir hafta sonra kendisini müftülükten çağırdıklarını anlatan Kusursuz, “Müftülüğe gittiğimde açığa alındığım bana tebliğ edildi. Benden camiinin anahtarlarını istediler. O sırada büyük bir şok yaşadım” diyor.

“NE İLE SUÇLANDIĞIMI BİLMİYORDUM”

Neden açığa alındığını bilmediğini anlatan Sedat Kusursuz, “Açığa alındığımı öğrendiğim zaman ne ile suçlandığımı sordum ama bir cevap alamadım. Görevli başka bir memur beni bir odaya çekti ve teselli edici sözler söyledi. Hocam üzülmeyin, bu günler de geçer, lütfen yanlış anlamayın gibi sözler sarf etti. Bu şekilde önce açığa alındım, sonra ihraç edildim” şeklinde konuşuyor.

“İLK CUMA NAMAZI ÇOK ZOR GELDİ”

İhraçtan sonraki ilk Cuma namazının çok zor geldiğini anlatıyor Sedat Kusursuz: “İlk cuma namazı bana çok ağır geldi. Cuma salası okunduğu zaman kendimi kötü hissettim. O zamana kadar görevimdeydim ama artık değilim. Cuma namazına gittiğimde tanıyanlar neden görevinizin başında değilsiniz diye sordu. Bunu açıklamak benim için çok zordu. Kendi dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım. Kimse bugüne kadar bizden yanlış bir hareket görmedi. Bu nedenle onlar da benim gibi yaşananlara bir türlü anlam veremiyordu. Bir süre bu duruma alışmaya çalıştım.”

“TERÖRİST DENİLMESİ ÇOK AĞIR BİR İTHAM”

Yaşanan süreç, aileleriyle birlikte yüzbinlerce insanı sıkıntıya soktuğu gibi Kusursuz çiftine de büyük sıkıntılar yaşattı. “Maddi manevi çok zor bir imtihandan geçtik, inşallah ahirette bunun karşılığını alacağız” diyen Sedat Kusursuz “Biz terörist değiliz” diyor. Kendilerine terörist denilmesinin çok ağır bir itham olduğunu kaydeden Kusursuz, “Bir gün sabah namazı vaktinde kapı çalındı. O an içime doğdu. Bizi almaya geldiler dedim. Kim olduklarını sorduğumda polis olduklarını söylediler. Hakkımızda terör örgütüne üye olma suçlaması ile gözaltı kararı olduğunu söylediler. Vatanını, milletini bu kadar seven insanlara hain, terörist denilmesi çok ağır bir itham. Elimize çakı dahi almış insanlar değiliz ama silahlı terör örgütüne üye olmakla suçlanıyoruz. Polisler ‘eşiniz evde mi?’ diye sordular. Evet dedim. ‘O zaman o da bizimle gelecek’ dediler. Bizi alıp götürdüler. Eşim ayrı bir şubeye götürüldü, ben ayrı şubeye götürüldüm” ifadelerini kullanıyor.

“14 KİŞİLİK KOĞUŞTA 32 KİŞİ KALDIK”

Kusursuz, cezaevi sürecini de şöyle anlatıyor: “Tutuklandık sonra gittiğim ilk koğuşum çok kalabalıktı. 14 kişilik koğuşta 32 kişi kaldık. İnsanlar yerlere yatıyordu. Bir kısmı ranzaları birleştirerek 2 kişilik yatakta üç kişi yatıyordu. İlk başta Kuranı Kerim sınırlı idi. Sıra ile okuyorduk. Daha sonra herkese verildi. Vakitlerde ezan okuyorduk. Namazlarımızı cemaatle kılıyorduk. Kütüphaneden kitaplar alıp okuyorduk. Bizi suçlu olarak görenler olduğu gibi suçsuz olarak görenler de vardı. Sizler suç işleyecek insanlara benzemiyorsunuz diyorlardı. Bizimle ilgilenen görevli memurlar bizden memnun idiler.”

“OLAN HER MUSİBETTE BİR HAYIR VAR”

İhraç edilip hapse girdikten sonra, zaman zaman kırgınlıklar yaşadığını anlatan Sedat Kusursuz, “Bazen üzüldüğüm, burada ne işim var, dediğim oldu. Bizler her ne kadar kırgınlıklar yaşasak da ne vatanımıza ne de milletimize küsmedik. Başımıza gelen musibetlerde Allah’ın bir hayır gizlediğini biliyoruz. Bu nedenle gelen musibetteki hayrı düşünüyoruz. Bu da bizi çok rahatlatıyordu. İçimizde elbette ki inanç yönünden sarsıntı yaşayan bazı arkadaşlarımız oldu ancak kendi adıma konuşmak gerekirse ben böyle bir şey yaşamadım. Ailesi tarafından yalnız bırakılan ve çocuklarını göremeyen arkadaşlarımızın imtihanı bize göre daha ağırdı” yorumunda bulunuyor.

“İNSANLAR BİZE ÖNYARGI İLE YAKLAŞIYORLAR”

İhraç edildikten sonra çevresindeki insanların bakış açısının değiştiğini ifade ediyor Sedat Kusursuz. “Durumumuzu izah etmemizi bile kabul etmiyorlar, önyargılı davranıyorlar” diyor. Pazarda yaşamış olduğu bir hadiseyi şöyle anlatıyor Sedat Kusursuz: “İhraçtan sonra pazarda ürün satmaya başladım. Yan tarafımda seyyar arabası ile satış yapan bir abi vardı. Bir süre sohbet ettik, muhabbetimiz iyi idi. O bizi sevdi, biz de onu sevdik. Hatta namaza sıra ile gidiyorduk, tezgahlarımızı birbirimize emanet ediyorduk. Sonra ben bir an boşta bulundum ve KHK’lı olduğumu söyledim. Abi bunu duyar duymaz arkasına bile bakmadan, çok hızlı bir şekilde yanımdan ayrıldı. Beklemediğim bir tepki idi. İnsanlar bize ne kadar güvenseler de izah kabul etmiyorlar. Bu da bana ders oldu. Bir daha kimseye KHK’lı olduğumu söylememem gerektiğini öğrendim.”

“ÜMİDİMİ KESMEDİM”

Geleceğe dair umutlu olduğunu anlatan Sedat Kusursuz, şunları anlatıyor: “Her ne kadar büyük sıkıntılar yaşamış olsak da ben ümitliyim. Bu süreç düzelecek. Nasıl ki Yusuf Aleyhisselam ve babası Yakup Aleyhisselam ümidi kesmedi ise bizim de vazifemiz ümidi kesmemek. Çünkü ayette; Allah’ın rahmetinden ancak inanmayanlar ümidi keser diyor. Görevimize iade edilirsek yine vazifemizi yerine getiririz. Allah en kısa zamanda milletimizi bu zulümden kurtarsın.”

Reklam

DÖVİZ BİLGİLER