Yazarlar

Ölüm ve Kaybettiklerimiz !

Dün bir arkadaşımız, bugün de yine, yeni bir arkadaşımız vefât etti.

Âhiret tarafına sefer durmuyor…

Yaratılanlar dünyâya geliyor ve gidiyor.

Cânımız, cânânımız zamânını doldurup, bizce mechûl, Yaradan’a mâlum bir sonsuzluğa doğru limandan demir alıyor…

Saâtin tik-takları bitiyor ve Sâdi’nin ifâdesi ile “Ömür ağustos güneşi görmüş kar gibi eriyip, bitiyor”

Allâh’tan gelen Allâh’a dönüyor…

Ölüm ölmüyor, öldürülmüyor, kabir kapısı kapanmıyor, aksine sonuna kadar açık…

Herkes sırasını bekliyor…

Herkese eşit yakınlık ve uzaklıkta ölüm.

Sâde ölüm ve hayâtı vâredenin bildiği yakın gelecek…

Her gelecek yakındır!

Evet, varlığın karârı yok, O’nun (cc) vechesinden başka herşey helâke mübtelâ…

Direnmek mümkün değil.

Ölüm öyle bir felâket ki Hz. Ömer’in dengesini bozar, “Kim O (asv) öldü derse kellesini alırım” diye haykırırken Hz. Siddîk’in mantığına toslatır…

Öyle ya “Efendiler Efendisi (asv) ancak bir resûldür, fânidir, O’na tapıyorsan bilki O vefât etti, Allâh’a tapıyorsan bilki Allâh bâkidir

Ve ikibüklüm olur Fâruk, farkı farkeder…

Çıplak hakikât ; Neylersin ölüm herkesin başında…

Her nefis ölümü tadacak ve tadıyor.

Hem ölen, hem kalan kendince ölümü karşılıyor…

Gözümün önünden ne evlâdı öldürülmüş Rabbimize isyân eden bahtsız anne, ne de evlâdı vefât etmiş diğer yavrusunu “Bak kardeşini cennet bahçesine koyduk” diyerek teselli eden talihli baba gitmiyor.

Evet, ölümü kimi isyânla, kimi teslimle karşılıyor…

Musallâda yatan, yıkayıp teçhiz ve tekfin ettiğimiz, onbeşlik delikanlı ile “Elhamdülillah ! dünyânın pisliğine bulaşmadan gitti” diyen dedesi de gözümün önünde…

“Dünyanın pisliğine bulaşmamak” ne güzel şey !

Üstâdımız “Annem vefât etti dünyâ ile ilişkimin yüzde ellisi kesildi, Abdurrahmân vefât etti dünyâ ile bütün ilişkim bitti” der.

Benim dünyâ ile ilişkimin bitmesi için çok şey kaybetmem gerekiyor herhâlde, ana-baba, akrâbalar, arkadaşlar ve daha niceleri…

Herşeyimle bağlıyım hayâta !

Birilerinin beni kaybettiği gün, işte o gün hiçbir bağım kalmayacak dünyâ ve hayatla.

“Herkes uykudadır, ölünce uyanacak” der Haydâr-ı Kerrâr…

Mârifet ölmeden uyanmak !

Ama görünen o ki gaflet perdesi çok kalın, sonbaharda yaprakların döküldüğü gibi ömür sermâyesi bir-bir dökülürken benim gafletim tavan yapıyor…

Ölüm bana uzak gibi…

İnsan işte ; Aldandı, aldanıyor, aldandım !

“Tûl-i Emel” beşeri katleden zehir…

“Râbıta-i mevt” câna can katan iksir !

Ölüm gâib, yer, zamân, mekân elinde değil, her şeyi O (cc) biliyor.

“İrciî” dediği an her şey ama her şey bitiyor !

Ecelinden kaçarken eceline koşan, kucağına düşen insanlar gördü bu gözler…

Bilirsiniz Hz. Süleymân meclisinde ölümün nefesini hissedip, kaçar, ve fakat yine Azrâil’in eline düşer beşer.

Ecel birdir, teğayyür etmez !

Deli Dumrul gibi deli olup, yâr ile yârenlik etsen, mühlet alsan da âkıbet gelir başa…

İster bey ol, ister paşa, istersen bin yıl yaşa !

Kaçarken doluya tutulursun, ” Kaçtım, kurtuldum ! “ derken, başında selâ okurlar.

Gaflet ahhh gaflet !

En acısı da ölüm en büyük nasîhâtken, gidenlerden ibret almamak, bir rutin görme alışkanlığıyla kendi kıyâmetini hiç mi hiç hatırlamamak.

Ey falân, ey filânkes gideceksin, gidiyorlar, gideceğiz, hazır mısın ?

Hayır ! Hayır, hazır değiliz !

Her ölüm bizleri ancak birkaç dakika sarsıyor, ya sonra ?

Sonra hayâta, hatâya devâm…

Emîn olun giden, gittiğiyle kalıyor…

Rabbimiz bizlere aklımızı başımıza almayı nasîb etsin !

Bu bir lütuf mu ? Bilmem ammâ bugünlerde biz onu unutsak bile o bize devamlı kendini hatırlatıyor, biz devamlı unutuyoruz, o devamlı karşımıza çıkıyor…

Ölüm aramızda kol geziyor !

Son günlerde ne kadar çok sevdiğimizi toprağa verdik.

Çok üzgünüz hemde çok…

Ölümü bilmem fakat bana ayrılık girân geliyor.

Ayrılık ! Yamân ayrılık !

Bu derdin devâsı yanlız ama yanlız ahiret inancı.

Hamdolsun âhiret var !

Bununla berâber belki ayrılığa da alışırız, alışırız da ya hesâb ?

Bence ölümün en acı tarafı hesâb, senin, benim, bizim vereceğimiz hesâb !

Rabbimiz bizleri merhameti ile kucaklasın…

Hazır mıyım ölüme ? Hazır mısın ? Hazır mısınız ?

İşte bütün mes’ele bu !

Mektûbât-ı Bedîüzzamân’ın müjdesi ile bitireyim ;

Sizlere müjde! Mevt
– idam değil,
– hiçlik değil,
– fena değil,
– inkıraz değil,
– sönmek değil,
– firak-ı ebedî değil,
– adem değil,
– tesadüf değil,
– fâilsiz bir in’idam değil.

Belki bir Fâil-i Hakîm-i Rahîm tarafından
– bir terhistir,
– bir tebdil-i mekândır.
– Saadet-i ebediye tarafına,
vatan-ı aslîlerine
– bir sevkiyattır.
– Yüzde doksan dokuz ahbâbın mecmaı olan âlem-i berzâha
– bir visâl kapısıdır.

Rabbimiz toprağa verdiğimiz bütün sevdiklerimizi afv ve mağfireti ile kuşatsın, husûsen insanlığa hizmeti gâye edinmiş adanmışlara Cennet-i Firdevs ihsân buyursun ! (Âmiiin !)

Rabbimiz senden dileğimiz ; Ölenlerimize cennet ! Kalanlarımıza Hizmet ve istikâmet ! Âmiiin !

@MANSURTURGUT

Reklam

DÖVİZ BİLGİLER