Yazarlar

Siyâsî Ayak (mı ?)

28 Şubat sürecinin hemen evveli Erbakan Başbakan. Refah-yol iktidârı hükümette.

Birçok insanın Ordu’dan atılacağı yazılıp çiziliyor, Başbakan’ın Y.A.Ş kararlarını imzalayacağı konuşuluyor,
Refah Partisi Gaziemir İlçe Teşkilat Başkanı’yla görüştüm, “yazık bu insanlara hepsi vatan evlâdı, hiç olmazsa Başbakan karârı imzâlamasalar” dedim.

Adam “bize ne atılacak olan sizin Müslümanız, bizim değil” deyiverdi.

Düşünebiliyor musunuz ? Siz ayrı Müslümansınız, bizler ise ayrı Müslümanlarız.

Oy vermiyorsanız, biat etmiyorsanız aslâ bizden değilsiniz, o halde canınız çıksın.

“Bize oy vermeyen kâfirdir” anlayışının bir evvelki basamağı.

Evet siyâset bir belâdır ve mü’minlere bu nev’i siyâsete bulaşmamak, Bedîüzzamân’ca tavır takınıp “Eûzu billâhi mine’ş-şeytâni ve’s-siyâse” demek yakışır.

Fakat gel gör ki, içtimâiyât içerisinde sosyal çevresiyle yaşayan insan, siyâsete dokunmadan, bulaşmadan yapamaz, hele sivil bir topluluksanız çok zorlanırsınız, ne kadar kaçarsanız kaçın sizi kovalar, yakalar ve üzerinizi necâsete bular.

Çünkü size ait hak, hukuk ve benzeri bütün alanlarınızı siyâset belirler ve düzenler.

Yine Ecevit, Bahçeli, M.Yılmaz hükümeti zamanıydı.

Yıllarca kanlı bıçaklı oldukları Ecevit’in arkasında el-pençe divan duran bir Bahçeli tiplemesi devâmlı olarak gözünüze batıyor.

Adamlar yalama şampiyonu, bugün tükürdüğünü derhâl yalayıveriyor.

Bahçeli, Erdoğan hakkında “hesap sormazsam şerefsizim” deyip derhâl yaladığı gibi, o zamanda müthiş uyumla çalışıyor.

Ee ne de olsa çok derin, derîn “devletin adamı”

O sırada Apo yakalanmış ülkeye getirilmiş.

Bayrak Kanunu ile alakalı kriz yaşanıyor.

Yüksek Askeri Şûrâ gibi bir Polis Yüksek Şûrâsı kurulması ve İmam-Hatipliler‘in polislik mesleğine alınmaması gündemde.

Turgutlu’dayım, Belediye Başkanı MHP’li ve Tarım Bakanı Yusuf Ziya Gökalp Turgutlu’yu ziyâret edecek.

Kafama koydum bir şekilde bakana ulaşıp Polis Yüksek Şurası ve İmam Hatipliler’in polislik mesleğine alınmaması ile alakalı muhalefetimizi, fikirlerimizi Bakan’la paylaşacağım.

Sağolsun Belediye Başkanı beni Bakan’la tanıştırdı MHP teşkilatının üstünde oturduk.

Bakan “Buyurun” dedi, daha henüz ağzımı “Polis Yüksek Şurası ve İmam Hatipliler” diye açmıştım ki, Yusuf Ziya Bey yüksek sesle “Biz bunlar hakkında konuşmuyoruz genel başkanımız yasakladı” diyerek lafı ağzıma tıkadı.

Hem de polis içerisindeki İmam hatiplilerin neredeyse hepsi MHP tandanslı ve MHP’ye oy verirken.

(Daha evvelinden ve o günlerden Demokles’in  kılıcı gibi keskin bir kılıç vatân evlâtlarının üzerinde sallanıyordu.)

Milletin vekîli milletini dinlemedi.

Temel sorunumuz bu değil mi zâten, milletin vekilleri vekâlet ettikleri asil olan, ana unsur milletlerini asla dinlemediler.

Vekiller, asilleri koyun gibi gitmeye kalktılar ve maâlesef asıl olan millet buna boyun eğdi hâlâ boyun eğiyor.

Acıdır ki “derin devlet” sol ve Kemalist kafalara yaptıramadığı, direnç gördüğü her şeyi, güyâ milliyetçi-muhafazakar dindâr siyâsîlere yaptırdı.

Ve bizler de onları birer kurtarıcı gibi hoş-amedî ile karşıladık, kucakladık.

Baksanıza, 28 Şubat Kararları’nın altına imzâ atan Erbakan, 28 Şubatçılar’ın istediği her şeyi fazlasıyla yapansa zâlim Erdoğan’dır.

Her devirde şakşakçı ise Bahçeli ve merkez sağdır.

Maâlesef kazanan ise Derin Devlet ve Ulusalcı yapılardır.

Kaybeden ve alay edilen ise millettir.

Bana göre Anadolu işgâl edilmiş bir beldedir.

Ve AKP ;

AKP hükümeti terörle mücadele kanununun 8. Maddesi’ndeki “Cebir ve Şiddet” lafzını kaldırıp yeniden düzenlemek istiyordu.

Yâni bugünkü “Silahsız terör Örgütü” mes’elesini taa o günlerden hayata geçirmek istiyorlar.

Ha unutmadan bunun eskisi-mâzisi de var Erbakan’da aynı yönde adımlar atmıştı.

Meclisteki odasında Karaman Milletvekili Mevlüt Bey ile görüştüm kendisi de avukattır.

Hukuk çerçevesinde cebir ve şiddetin târifi, “silahsız terör örgütü” ifâdesinin garâbeti hakkında uzunca konuştuk.

Neticede ne mi oldu ? “Hocam takma kafana kanun koyan biziz, bugün koyar yarın kaldırırız” diyerek beni uğurladı.

Evet, bu adamlar sâdece menfaâtlerini düşünmediler, dindârlığı kendilerini vesîle ederek, bizim akıllarımızla dalga geçtiler, alay ettiler ve hâlâ ediyorlar.

Hem de çok büyük oranları itibariyle namâz kılıp, oruç tutmadıkları halde.

Hayır, biz peşlerine takılmalık sâdece siyâset ehli olmadığımız, siyâset yapmadığımız için onlarla geçinmeye çalışmak zorunda, durumunda kaldık.

Az da olsa yapmaya çalıştıkları müspet olan her şeyi alkışlayıp, destek olduk, insani normlara hizmet, Avrupa Birliği Normları’na geçiş v.b gibi.

Yukarıda görüldüğü gibi yanlış yapmaya gayret ettikleri her şeyin karşısında olduk ve fikirlerimizi çekinmeden söyledik, engel olmaya çalıştık.

Hüsn-ü zan edip, siyâsileri de kazanmalıyız İmân Hizmeti’ni onlara da taşımalıyız diye gayret gösterdik.

Belkide içtihâtlarımızda hatâ ettik.

Her müsbet görünen iktidâr Mü’minler’in başına büyüyerek, daha daha büyüyerek korkunç bir belâ olarak döndü.

Dîni ve dindârları hiçbir şey yapmadan hoyratça kullandılar.

Erdoğan ve AKP iktidarı ise bu hususta şampiyondur, 28 Şubat’ın etkilerini 1000 yıla taşıyacak zâlimler gürûhu oldular.

Muktedir değil, ama iktidâr.

Gerçekten Çanakkale Savaşı’ndan sonra Anadolu’nun başına gelmiş en büyük musîbet Erdoğan ve AKP’sidir.

Arkadan itekleyen Ulusalcılar-Perinçekgilleri aslâ unutmuyorum.

Bütün bunlar, bugünlerde “F.tö’nün Siyâsî Ayağı” diye avaz avaz bağıranların bildiği şeyler.

Aslında hep ortaktılar.

Birbirlerinden hiç farkları yoktu, olmayacakta.

Baksanıza, bugün iktidâr ve muhâlefet birbirleriyle “muâvenet” yânî yardımlaşma safında birleşmiş durumda.

Hep berâber hareket ediyorlar.

Karşılarında benzettikleri kim mi ? Anadolu’nun mazlûm halkları.

Safiyâne dînini yaşamaya gayret eden “kara” Türkler, Kürtler, Alevîler ve kendilerince kendilerinden olmayan Azınlıklar.

Şu an birbirleriyle mücâdele ediyor görünen bu “ortak” unsurlar yarın bir “kemik” derdinden ötürü birbirlerini parçalayacaklar.

Kendi elleriyle büyüttükleri Erdoğan eğer onları yiyemezse, onlar Erdoğan ve âvânelerini pinçik-pinçik, bölük-pörçük edecekler.

Kemiğin adı belli “iktidâr”

Yalancı silahta belli “f.tö’nün siyâsî ayağı

Kendilerince ellerinde “mâkul şüphe” den fazlası var.

Dost, düşmân, târih şahittir, ki bizim böyle bir ayağımız yok.

Fakat “yalancı darbeleri” gibi onların kafasında bir ayak var ve bunu birbirlerinin kafalarına vura vura hesaplaşacaklar.

Görünen o ki, Pandora’nın Kutusu yakında açılacak ve pandomim kopacak.

Oturup, milletim adına üzülerek seyredeceğim.

mansurturgutk@gmail.com

Reklam

Döviz - Borsa - TL

Avustralya Doları
4,1408
Amerikan Doları
0,64339
Euro
6,781
İngiliz Sterlini
8,1009
BIST
116829
Altın
6,25
Son Güncelleme: 22.02.2020 13:37