Mektupta yüz binlerce kişinin somut delil olmaksızın suçlandığı belirtildi. Raportörler bu durumu insanlığa karşı suç kapsamında değerlendirdi.
Birleşmiş Milletler Terörle Mücadelede ve İnsan Hakları Özel Raportörü Ben Saul ve 6 Özel Raportör Türk Dışişleri Bakanına hitaben 21 sayfalık bir mektup gönderdi. Hazırlanan bu metin AL TUR 9/2025 referans numarası ile Cenevre’deki Türkiye Daimi Temsilciliği’ne iletildi.
Özel Raportörler terörle mücadele kapsamında yürütülen operasyonlarda yaşanan ciddi insan hakları ihlallerine ilişkin kaygılarını mektupta dile getirdi. Mektubu yazan raportörler 2017 yılından bu yana gönderilen çok sayıda önceki iletişime atıfta bulunarak Cemaat mensubu olduğu iddia edilen kişilere yönelik ihlallerde süreklilik arz eden bir durum olduğunu belirtti.
SOMUT DELİL OLMAKSIZIN SUÇLAMA
Mektuptaki en önemli tespitler arasında insanlığa karşı suç vurgusu ve yüz binlerce kişinin somut ve inandırıcı bir delil olmaksızın terörle suçlanması yer aldı.
Hem Mayıs 2024 hem de Mayıs 2025 operasyonlarını değerlendiren raportörler bu durumun Türkiye’de 15 Temmuz sonrası başlayan ve Gülen Cemaati üyeleri ile sempatizanları da dahil yüz binlerce kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasıyla sonuçlanan toplu tutuklama kampanyasının bir parçası olduğunu aktardı.
ULUSAL GÜVENLİK ADINA HAK İHLALİ
Kişilerin ulusal güvenlik adına başvurulan yasalar kapsamında somut kanıt olmaksızın terörle ilgili suçlarla suçlandığı mektupta açıkça ifade edildi. BM İnsan Hakları Komitesi Türkiye’nin terörle mücadele mevzuatı hakkında defalarca endişelerini dile getirdiğini hatırlatarak bu yasaların ICCPR ile uyumsuz olduğunu bu resmi belgeyle teyit etti.
Komite terörizmin muğlak tanımlarını ve yasal netlik ile güvencelerin eksikliğini mektupta özellikle vurguladı. Keyfi kovuşturma riskine dikkat çeken raportörler Türkiye’yi aşırı geniş hükümleri daraltmaya ve bu tür yasaların sivil toplumu bastırmak için kullanılmamasını sağlamaya davet ederek terörizmle suçlananlar için tam yasal koruma çağrısı yaptı.
İŞKENCEYE KARŞI KOMİTE TESPİTLERİ
İşkenceye Karşı Komite Türkiye’nin dördüncü dönemsel raporuna ilişkin 2021 yılındaki sonuç gözlemlerinde hukuki danışmanlığa erişimde gecikmeler yaşandığını kaydetti. Avukat bulunmaksızın yapılan sorgulamaları raporlayan komite avukat ve müvekkil arasındaki gizliliğin reddi ile dava dosyalarına kısıtlı erişim dahil olmak üzere gözaltı sırasında usulü güvencelerin ısrarlı ihlallerine işaret etti.
Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu Haziran 2017 ile Mart 2024 arasında Huzmet Hareketi Cemaatine bağlantılarıyla suçlanan kişilerin tutuklanmasının keyfi olduğunu bildirdi. Yasal dayanaktan yoksun 24 görüş kabul eden çalışma grubu bireylerin algılanan siyasi görüşleri veya bağlantılarına dayanarak hedeflendiği ilişki yoluyla suçluluk sistemik uygulamasını sert bir dille kınadı.
İNSANLIĞA KARŞI SUÇ UYARISI
WGAD bu modelin belirli koşullar altında uluslararası hukuk kapsamında insanlığa karşı suç teşkil edebileceği konusunda hükümeti uyardı. Son görüşlerinde bu uygulamanın İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 2. ve 7. maddeleri ile Sözleşme’nin 2(1) ve 26. maddelerini ihlal eden bir modelin ortaya çıktığını resmi olarak not etti.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi en az 35 grup davasında karar vererek 2.200’den fazla kişinin özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiğini saptadı. Büyük Daire Yüksel Yalçınkaya kararında Türkiye’nin bireyleri yalnızca ByLock mesajlaşma uygulamasını kullandıkları için manevi unsur veya maddi delil olmaksızın mahkum etmesinin AİHS’nin 7. maddesini ihlal ettiğine hükmetti.
YASAL REFORM EKSİKLİĞİ VURGUSU
Türk Hükümeti uygulamasını uluslararası standartla uyumlu hale getirmek için henüz yasal veya yargısal reformlar uygulamadı. İnsan Hakları Komitesi’nin Alakuş v. Türkiye davasındaki tespiti suç faaliyetine dair herhangi bir kişisel veya maddi kanıt olmaksızın duyulan sempatinin ICCPR’nin 9. maddesi kapsamında tutuklamayı haklı gösteremeyeceğini yeniden teyit etti.
Özel Raportörler önceki mektuplarında Gülen Cemaati’nin terör örgütü olarak tanımlanmasının ne hukuki süreç standartlarını ne de Özel Raportör tarafından geliştirilen terörizm model tanımını karşılamadığını belirtti. 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Kanunu hükümlerinin aşırı geniş ifadelerle hazırlandığı mektupta yer aldı.
SİSTEMATİK KÖTÜYE KULLANIM İDDİASI
Raportörler bu yasaların muhaliflere, gazetecilere ve Gülen Cemaati ile bağlantılı kişilere karşı sistematik olarak kötüye kullanılmasına olanak tanıdığını savundu. Bu yasal düzenlemelerin keyfi tutuklamalara, gizlilik ihlallerine ve kişisel güvenliğe yönelik tehditlere neden olmaya devam ettiği bu kapsamlı raporla Türk makamlarına bildirildi.













