Akın Gürlek’in Adalet Bakanı olmasının ardından İstanbul’daki kritik savcılık koltuğuna vekâleten getirilen isim Can Tuncay oldu. Tuncay koltuğunu sağlamlaştırmak için bu sabah aralarında KHK’lıların da olduğu 93 vergi müfettişini gözaltına aldırdı. Gözaltına alınanların bir kısmı ihraç edilmiş, bir kısmı ise hâlen aktif görevde olan kamu çalışanlarıydı. Can Tuncay ismi, kamuoyuna yabancı değil. Aksine, son on yılın en ağır hak ihlallerinden biriyle anılıyor.
GÖKHAN AÇIKKOLLU’NUN ÖLÜMÜ
Can Tuncay, KHK ile ihraç edilen tarih öğretmeni Gökhan Açıkkollu hakkında gözaltı kararı veren savcıydı. Açıkkollu, İstanbul Vatan Caddesi’ndeki Emniyet Müdürlüğü’nde 13 gün boyunca ağır işkenceye maruz kaldı ve geçirdiği kalp krizi sonucu 5 Ağustos 2016’da yaşamını yitirdi. Açıkkollu’nun ölümünde sorumluluğu bulunan sıralı yetkililer arasında Can Tuncay’ın da adı yer aldı.



ÖLÜM YETMEDİ, EŞİ DE HEDEF ALINDI
Gökhan Açıkkollu’nun ölümünden altı ay sonra eşi Tülay Açıkkollu hedef alındı. Üstelik bu gözaltının herhangi bir somut suç isnadına dayanmıyordu. Asıl amaç Gökhan Açıkkollu’dan alınamayan “isimleri” eşinden öğrenmekti.
Tülay Açıkkollu gözaltında yaşadıklarını şöyle anlatıyor:
“Şubat 2017’ydi, eşimin vefatından yaklaşık altı ay sonra. Ümraniye Karakolu’ndan geldiler. Savcının ifadesi için sizi Çağlayan Adliyesi’ne götüreceğiz dediler. ‘Gerekirse yanınıza para alın’ dediler. Abim yanımdaydı. O bana para verdi. Hatta o sırada yanımızda polis duruyordu. ‘Bu yetmez daha çok alın’ dedi. Daha sonra Can Tuncay’ın odasına gittik. ‘Eşinizin Sosyal Hizmetler Kurumu’nda çalışan bir arkadaşı var mıydı?’ diye sordu. ‘Bilmiyorum’ dedim. ‘Eşinizin şu isimde bir arkadaşı var mıydı?’ dedi. Ben yine ‘Bilmiyorum. Eşimin arkadaşlarını tanımıyorum.’ dedim. WP yazışmalarını deşifre ettik. Kim bu abiler dedi. Benim de iki abim var, onları kast ediyordur, dedim. Toplum olarak herkese abi diyen insanlarız. ‘Hiç yardımcı olmuyorsunuz’ dedi. ‘Bilmediğim konuda nasıl yardım olayım, bana eşimin arkadaşları soruyorsunuz’ dedim. 15 Temmuz’da kimin parmağı varsa bir gün açığa çıkar inşallah diye ekledim. ‘Biz de zaten onun için uğraşıyoruz.’ dedi. ‘Benim buradaki adalete güvenim kalmadı ama Allah’ın adaletine güvenim sonsuz.’ diyebildim. Sonuçta eşim onların emriyle gözaltına alındı ve öldü.
Açıkkollu, savcının önündeki dosyada eşinin Akit ve Yeni Şafak’ta çıkan haber kupürlerinin bulunduğunu, kendisinin ve ailesinin fiziki takibe alındığını da ifade etti. Açıkkollu, savcının kendisini açıkça tehdit ettiğini de anlattı:
“Önünde kalın bir dosya vardı. Akit ve Yeni Şafak’ta eşimle ilgili çıkan haberleri kesip dosyaya koymuştu. Sürekli onlara bakıyor, sonra dönüp eşimin arkadaşlarını soruyordu. Eşimden alamadığı ismleri benden almaya çalıştı. ‘İki çocuğun var, tutuklarım seni’ dedi. ‘Bir suçum varsa tutuklayın’ dedim. Sonra ‘Yaşlı anne baban varmış, onlara bakıyormuşsun, onların hatrına seni serbest bırakıyorum’ dedi. Annemle babam yanıma daha yeni gelmişti. Bunu nereden biliyorlardı? Demek ki fiziki takip yapılıyordu.”
İDDİANAMEYLE CEZALANDIRMA
Gökhan Açıkkollu’nun ölümünden sonra göreve iade edilmesi ve bu sürecin kamuoyunda yankı bulmasının ardından, Tülay Açıkkollu hakkında alelacele iddianame hazırlandı. İddianame daha mahkemece kabul edilmeden, “7–15 yıl hapis isteniyor” başlıklarıyla basına servis edildi. Bu süreç sonunda Türkiye’den ayrılmak zorunda kalan Açıkkollu, iktidar medyasının ve savcının el birliğiyle hedef alındı:
“Eşim vefat ettikten sonra biliyorsunuz görevine iade edildi. Bu olay sosyal medyada çok gündeme geldi. Ben de bu süreci anlatıp radyoya çıktığımda Can Tuncay hemen hakkımda iddianame yazdı ve bu iddianame bir gün sonra basına sızdırıldı. 7 Mart’ta, iddianame henüz mahkemece kabul edilmeden ‘7 yıldan 15 yıla kadar hapis isteniyor’ diye haber yapıldı. Oysa bu suçtur. İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi iddianameyi bir hafta sonra kabul etti. 30 Mayıs 2017’de duruşma günü verildi. Beni tutuklayacaklardı. Eşimi kaybetmiştim, adalete güvenim yoktu, o yüzden Türkiye’den ayrılmak zorunda kaldım.”
“İŞKENCE SAVCININ GÖZÜ ÖNÜNDE YAPILDI”
Can Tuncay’ın işkence iddialarındaki rolü, yalnızca Açıkkollu dosyasıyla sınırlı değil. İstanbul 29. Ağır Ceza Mahkemesi kayıtlarına giren ifadelerde, başka bir öğretmen olan N.K., Gökhan Açıkkollun’un vefatından 2 hafta sonra 19 Ağustos 2016’da gözaltına alındığını, yine aynı yerde işkence gördüğünü, bu işkencenin Can Tuncay’ın gözü önünde yapıldığını ve savcının bu sırada gülerek kendisini izlediğini söyledi.

Gazeteci Ahmet Dönmez’e konuşan N.K., ifadesinde dönemin TEM Şube Müdürü Kayhan Ay’ın kendisini Gökhan Açıkkollu’nun ölümüyle tehdit ettiğini söyledi. N.K., İstanbul 29. Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunduğu savunmasında, yaşadıklarını şöyle anlattı:
“Gözaltının ilk gecesi, 19 Ağustos 2016’yı 20 Ağustos 2016’ya bağlayan gece 23.00-02.30 arası, beni şube müdürünün odasında, soruşturma savcısı Can Tuncay ve ismini bilmediğim ikinci bir savcı ile 4-5 emniyet personelinin olduğu ortamda TEM Şube Müdürü Kayhan Ay sehpaya oturtarak kafamı yumrukladı. Aynı şahıs, MİT raporu denen 2-3 sayfalık bir dosyayı kafama vura vura parçaladı. Bu işkenceler sırasında şekerim yükseldi. İleri derecede şeker hastası olduğumu söyleyince yine aynı şahıs omuzlarımdan tutup kaldırarak, ‘Şeker hastası öğretmeni biliyor musun, elimde öldü. İlk kalp masajını ben yaptım. Senin de sonun onunki gibi olmasın. 30 gün elimizdesin’ diyerek işkence ve tehdit etti. Bu işkence ve ifadelere savcılar şahittir. Can Tuncay ve diğer savcı gülerek bana yapılan işkenceyi izlediler. ”
BUGÜN DE TABLO DEĞİŞMEDİ
Aradan geçen yıllara rağmen değişen bir şey yok. Aynı isim, bugün de KHK’lılar, kamu çalışanları ve kadınlar üzerinden yürütülen soruşturmaların başında yer alıyor.
Gökhan Açıkkollu’nun ölümüyle, eşinin sürgün hayatıyla ve onlarca masum insanın mağduriyetiyle anılan bir savcının hâlâ kritik görevlerde tutulması ise Türkiye’de adalet sisteminin geldiği noktayı özetliyor.












