AKP rejimi ve kolluk güçlerinin Hizmet Hareketi’ne yönelik hukuksuz operasyonları sürüyor. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında 9 kişi için gözaltı kararı verildiği öğrenildi.
Ajanslarda yer alan haberlere göre ‘uydurulmuş’ örgütün sivil yapılanmasına yönelik yürütülen soruşturmalar kapsamında, örgütsel faaliyetlerde bulunduğu ve örgütün gizli haberleşme aracı ‘Bylock’ yazışma programını kullandıkları tespit edilen 9 kişi hakkında gözaltı kararı çıkmış…AKP hükümeti, inatla ve ısrarla suç uyduruyor, hukuku çiğniyor, AİHM’nin ‘suç değil’ dediği, tamamen yasal eylemleri nedeniyle insanları gözaltına alıyor, mahkum ediyor…
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, güncel soruşturmalar ve mahkumiyetler kapsamında Türkiye’yi bir çok kez mahkum etti. 2023’te açıklanan Yüksel Yalçınkaya kararı bunlardan biri… AİHM, söz konusu kararında ‘suç uydurulduğunu’, insanların ‘suç olmayan’ eylemleri nedeniyle mahkum edildiğini kayda geçti. Kanunsuz suç ve ceza olamayacağını, insanların geçmişte yaptıkları ve o gün suç olmayan eylemleri (mesela yasal bir bankaya para yatırmak, şifreli bir haberleşme uygulaması (ByLock) kullanmak, yasal bir kurumda SGK’lı olarak çalışmak gibi) nedeniyle mahkum edilemeyeceğini açık ve net şekilde hükme bağladı…
Belirsiz ve öngörülemez!
Yüksel Yalçınkaya kararında ‘ByLock’ konusu ayrıntılı olarak ele alındı. Hükümet, Bylock kullanmanın başlı başına suçun maddi unsuru olmadığını ancak kişinin örgüt hiyerarşisine girdiğini kanıtlayan kesin bir delil olduğunu savundu. AİHM ise, mesaj içeriklerinin ve kişinin kimlerle irtibat kurduğunun bile tespitine ihtiyaç bulunmaksızın, yalnızca Bylock iletişim uygulamasını kullanmanın silahlı terör örgütü üyeliği suçunun bütün unsurlarını sağlayan kesin delil niteliğinde kabul edildiği tespitinde bulundu. Yani rejim mahkemeleri mesaj içeriklerine bile bakmaksızın sırf telefonunda ‘ByLock’ uygulaması diye insanları mahkum etmişti.
AİHM, yerel mahkemeler ve hükümetin Bylock kullanmayı mahkûmiyet için tek başına yeterli saydığını ancak bu durumun silahlı terör örgütü üyeliği için aranan süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluğa dayalı organik bir bağın kanıtlanması ve manevi unsurun saptanması gerekliliği ile uyuşmadığı sonucuna ulaştı söz konusu kararında. AİHM’e göre, bir sanığa ilişkin somut içerik veya diğer ilgili bilgiler olmaksızın, başka kullanıcıların profilinden ve paylaşımlarından tüm kullanıcı tabanı için belirleyici sonuçlar çıkarmak, sadece öngörülemez değil, aynı zamanda kanunilik ilkesine ve bireysel cezai sorumluluğa da aykırıydı.
AİHM, bu geniş ve öngörülemez yorumun, yalnızca Bylock kullanımına dayalı otomatik bir suç karinesi oluşturduğunu ve başvuranın kendisini suçlamalardan aklamasını neredeyse imkânsız hâle getirdiğini belirtti. Özetle AİHM, ulusal mahkemelerin Bylock kullandığı iddia edilenlere adeta kusursuz sorumluluk düzeyine varan bir sorumluluk yüklediklerini, iç hukukta ve Yargıtay içtihatlarında öngörülen terör örgütü üyeliği suçunun maddi ve manevi unsurlarını tespit etmek yerine varsayıma dayalı yargılama yapıp mahkûmiyet kararları verdiklerini tespit etti. AİHM’e göre, bu yargılamalarda mahkemelerin genişletici ve öngörülemez yorumu, Sözleşmenin 7. maddesinin keyfi kovuşturma, mahkûmiyet ve cezalandırmaya karşı etkili güvenceler sağlama amaç ve hedefine aykırı.
Demirhan kararı: “Suç uydurmayın!”
Demirhan ve Diğerleri kararı da örneklerden biri... AİHM Büyük Daire Paneli, geçtiğimiz yıl kasım ayındaki kararında Türkiye’nin itirazını reddetti; Demirhan kararı kesinleşti. Hukukçulara göre bu yeni bir ‘eşik’ olmalıydı… Demirhan dosyası, çok sayıda başvurucunun “örgüt üyeliği” mahkûmiyetlerinin ByLock iddiasına dayanması nedeniyle Yalçınkaya çizgisinde ele alındı. AİHM, bu tür davalarda ByLock kullanımının genel/şablon kabullerle belirleyici delil sayılmasının ve kişiye özgü değerlendirme yapılmamasının AİHS m.7 bakımından sorun yarattığını belirtti.
22 Temmuz 2025’te AİHM 2. Dairesi, “örgüt üyeliği” mahkûmiyetleri verilen 239 başvurucunun davasında, adil yargılanma hakkı ile suç ve cezanın kanuniliği ilkesinin ihlal edildiğine hükmetmişti. Mahkeme; ByLock, Bank Asya, dernek/okul bağlantısı gibi olguların, tek başına veya birlikte “örgüt üyeliği delili” olarak kullanılamayacağı tespitini yaparak Yalçınkaya/Türkiye (2023) kararında çizilen standardı genişletti ve pekiştirdi. AİHM, bu kararla fiilen şunu söylemiş oldu aslında: “Kanunsuz suç ve ceza olmaz. Suç uydurmayın! Rutin hayatın eylemlerini ‘delil’ adı altında cezalandırmanın hukuki zemini yok. Sistematik hale gelmiş olan bu hukuksuzluğa bir an önce son verin.”













