Adalet Bakanı Akın Gürlek’in cezaevlerinde bulunan hafız sayısını “başarı” olarak açıklaması tartışma yarattı.
Adalet Bakanı Gürlek, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada ceza infaz kurumlarında yürütülen “manevi rehberlik” faaliyetleri kapsamında hafız sayısının 170’e yükseldiğini duyurdu. Gürlek açıklamasında, 2026 yılında hafızlık eğitimini tamamlayan 25 kişinin belge aldığını ve bu artışla toplam sayının 145’ten 170’e çıktığını belirtti.
BU TABLO TÜRKİYE TARİHİNDE GÖRÜLMEDİ
Ancak Gürlek’in açıklaması, özellikle cezaevlerinde bulunan hafız sayısının büyüklüğü nedeniyle eleştirildi. Gürlek’in X’teki paylaşımına “Cezaevlerinde silahlı terör örgütü üyeliğinden mahkum olan 170 hafız varmış. Gülsek mi? Ağlasak mı?” gibi yorumlar yapıldı.
Uzmanlara ve insan hakları çevrelerine göre, Türkiye tarihinde bu ölçekte bir “hafız yoğunluğu”nun cezaevlerinde görülmesi dikkat çekici ve sorgulanması gereken bir durum.Eleştirilerde, hafızlık gibi dini bir eğitimin cezaevi ortamında yaygınlaşmasının nedenlerinden çok, bu kişilerin neden cezaevinde olduğu sorusunun öncelikli olduğu vurgulanıyor.
KHK’LILAR VE CEZAEVLERİNDE HAFIZLIK GERÇEĞİ
Bilindiği üzere, Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile ihraç edilen ve sonrasında tutuklanan birçok kişinin cezaevinde hafızlık eğitimi aldığı ifade ediliyor. Bu durum, açıklanan rakamların arka planında önemli bir yer tutuyor.Öte yandan bazı isimlerin ise tutuklanmadan önce de hafız olduğu biliniyor. Bu isimlerden biri, 5 Mart 2025’te tutuklanan ve halen Sincan Kadın Cezaevi’nde bulunan KHK’lı Din Kültürü öğretmeni Nermin Varol.
GURUR TABLOUSU MU, ÇELİŞKİ Mİ?
Adalet Bakanı’nın bu verileri bir “başarı” ve “manevi gelişim” göstergesi olarak sunması ise ayrı bir tartışma başlattı. Eleştirilerde, kendisini “dindar” kimlikle tanımlayan bir siyasi iktidar döneminde bu kadar çok hafızın cezaevinde bulunmasının ciddi bir çelişki olduğu ifade ediliyor.
Bir yandan dini değerlerin öne çıkarıldığı politik söylemler, diğer yandan hafızların cezaevlerinde yoğun şekilde bulunması, “gurur tablosu” olarak sunulabilecek bir durum mu, yoksa sorgulanması gereken bir tablo mu sorusunu gündeme taşıdı.













