• ANA SAYFA
  • GÜNDEM
  • YAZARLAR
  • DÜNYA
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
  • ZULÜM GÜNLÜĞÜ
  • VİDEO HABERLER
  • DİĞER
    • UZAK DOĞU
    • AVRASYA
    • AVRUPA
    • AMERİKA
    • AİLEM
    • TEKNOLOJİ
    • KONUK YORUM
No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • GÜNDEM
  • YAZARLAR
  • DÜNYA
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
  • ZULÜM GÜNLÜĞÜ
  • VİDEO HABERLER
  • DİĞER
    • UZAK DOĞU
    • AVRASYA
    • AVRUPA
    • AMERİKA
    • AİLEM
    • TEKNOLOJİ
    • KONUK YORUM
No Result
View All Result
No Result
View All Result
Home Manşet

Hilal Nesin: Birbirimizi sevmek zorunda değiliz ama birbirimizin acısıyla tanışmak zorundayız

Nisan 7, 2026
in Manşet, RÖPORTAJ
2
Görüntüleme
Share on FacebookShare on Twitter

SEVİNÇ ÖZARSLAN – TR724

Yazar, oyuncu Hilal Nesin son dönemde beni şaşırtan isimlerden biri oldu. Susmayı seçmeyenlerden. Damgalanma korkusunun hakim olduğu bir dönemde, başkalarının görmezden geldiği hukuksuzlukları yüksek sesle dile getirmekten çekinmedi. Kitap yazdı, oyun yazdı, sahneye çıkıp oynamaya bile başladı.

BU HABERLER İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Gergerlioğlu: Şakran Cezaevinde insanlık suçu işleniyor

Gazze paylaşımı yapan Kate Beckinsale menajeri tarafından kovuldu

Selahaddin Eyyubi Üniversitesi KHK’yla kapatılmıştı: AKP’liler Diyarbakır’a yeni vakıf üniversitesi kuracak

Farklı kesimlerden kadınların hikayesini anlattığı oyunu Saç Ayağı, bugünlerde Avrupa’nın farklı şehirlerinde izleyiciyle buluşuyor. Oyunu ben de geçen hafta Köln’de izledim ve Nesin’e bu motivasyonun kaynağını sordum. Ayrıca sanat eğitimden Türkiye’den neden ayrıldığına ve Alevi bir kadın olarak etrafından aldığı tepkilere kadar pek çok konuyu konuştuk.

Oyunu hazırlarken motivasyonunuz neydi?

Aslında motivasyonum güçlü kadınlar ama bu oyun twitter’ın yasaklanmasıyla doğdu. Sesimi duyuramadığımı düşündüğüm anda sanatıma sığındım. Her kesimden olan kadınlar… Takip ettiğim, duyduğum, gördüğüm ya da hiç görmediğim kadınların yaşadığı acıları, hukuksuzlukları sahneden, sanatın diliyle anlatmak istedim.

Oyunda yer verdiğiniz kadınların bir kısmını tanıyorum ama Merve’yi bilmiyorum. Onu nasıl buldunuz?

Fransız bir gazeteci sayesinde tanıştım. Fransa’da Merve ile ilgili ilk dikkat çeken şey; İtalya’dan Fransa’ya kadar yürümüş olmasıydı. Ama benim için o, Türkiye’nin geçmişine dair çok şey anlatan bir hikâyeydi. Ermeni soykırımı, göçler, kimlik meselesi. Aslında Türkiye’de “ben Türküm”, “ben Kürdüm”, “ben Ermeniyim” diyen birçok insanın geçmişine dair çok şey bilmediğinin bir özeti bu. Çoğumuz ne olduğumuzu tam olarak bilmiyoruz. 

Oyunuzda KHK’lı bir hakim de var. Ayşegül Göç Dilber ile nasıl tanıştınız?

Bir programda tanıştık ama daha çok eylemlerde karşılaşıyorduk. Nerede eylem varsa ikimiz de oradaydık. Birleşmiş Milletler’de, İnsan Hakları Mahkemesi önünde… Çok az insanın olduğu eylemlerde, hatta birinde 12 kişiydik. Orada tanıştık, sonra bu tanışıklık dostluğa dönüştü. Geçen yıl mart ayında İsviçre’ye bir söyleşiye gitmiştim. Ayşegül de gelmişti. Beni evine davet etti gittim, gece sohbet ederken yasaklardan söz ettik, sesimizi duyurma platformlarımızın azalmasına değindik. Derken bir an kendimi oyunu kurgularken buldum. Sabaha kadar uyumadık; ağladık, güldük. Sabah kalktığımızda proje ortaya çıkmıştı. Sonra eve geldim, Saç Ayağı oyununun teksini yazdım ve yola çıktık.

Saç Ayağı, 11 Nisan’da Brüksel’de,  18 Nisan İsviçre Bern’de, 19 Nisan İsviçre Basel’de sahnelenecek.

Açıkçası sizin tiyatro geçmişinizi bilmiyordum. Biraz bahsedebilir misiniz?

Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde eğitim aldım. Haşmet Zeybek gibi önemli isimlerle çalışma ve ders alma fırsatım oldu. Dramaturg, halk tiyatrosu ve köy seyirlik oyunları üzerine yoğunlaştım. Aslında başta oyunculuğu hiç düşünmüyordum ama bu oyunumu oynayacak oyuncu bulamadım. İşlediğim konu haksızlığı hukuksuzluğu adaletsizliği işliyordu. Malumunuz bunu oynayacak oyuncunun başına gelecekleri hepimiz tahmin edebiliyoruz. Oyuncuyu zor durumda bırakacak bir oyundu. Oyunu oynamak istememekte haklılardı ya ülkeden gelen oyuncu ülkeye bir daha gidemeyecekti ya da buradaki oyuncu ülkeye tatile gidemeyecekti. Bu durumda o riski ben sırtlandım. 

O zaman bu, hem yazıp hem oynadığınız ilk oyun mu?

Daha önce yazdığım oyunlar sahnelendi ama ben sahnede değildim. Birkaç oyunda oynadım ama silik olmak için elimden geleni yaptım çünkü sahne önünü istemiyordum. Bu, tek başıma yazıp oynadığım ilk oyun oldu. Hatta bana “Bu oyunu Türkiye’de oynasan, birinci bölümünü Kadıköy’de, ikinci bölümünü Silivri’de oynarsın” diyenler oldu ve ben de onlara hak verdim.

Kaç oyun yazdınız?

Yaklaşık 13 oyun yazdım. Çoğu da sahnelendi. Gıvır, Herif Pazarı, Koca Yasa, Pembe Gözlük Mor Ayna gibi oyunlar. Ayrıca “Çeşnibahar Kadınlar” adlı bir tiyatro grubu kurdum, onlarla turnelere çıktık. Antalya Kumluca’da çiftçi gençler tiyatro kurmuşlardı, onları çalıştırdım. Alfenzo’nun Atatürk’ü diye bir oyun yazdım. Ne yazık ki yazıp yönettiğim oyunun sahnelenmesine bir hafta varken ülkeden ayrılmak zorunda kaldım, aylarca çalıştırdığım oyunda onları sahneden izleyemedim. 

Özellikle skeç anlamında oldukça üretkendim. Çünkü belediyede kültür müdürlüğü bünyesinde çalışıyordum. Önce Antalya Büyükşehir Belediyesi’nde, ardından Muratpaşa Belediyesi’nde tiyatro ve kültür biriminde görev aldım. Bu yüzden sürekli yazma ve üretme hâlindeydim. Bunun yanında dört yıl boyunca Antalya Büyükşehir Belediyesi Konservatuvarı’nda Türk Halk Müziği bölümünde eğitim aldım. Orada da çok değerli hocalarla çalışma fırsatı buldum. Müzik her zaman yaşamımın bir parçası oldu, atalarım, dayılarım ozandı ve türkülerle deyişlerle büyüdüm.

Yurt dışına geliş süreciniz nasıl oldu?

Aslında Türkiye’de hiçbir problemim yoktu. Sadece Erdoğan’la bir davam vardı. O da şehit askerleriyle ilgili yaptığım bir paylaşımdan dolayıydı. “Bilal gitsin askere, Bilal şehit olsun çok istiyorsanız” demiştim. Onun için beni davaya etmişlerdi. 15 Temmuz gecesi “başkanlık sistemi hayırlı olsun” dediğim için evim basıldı. Soruşturma başlatıldı. Sonra takibe alındım, tekrar evim basılınca yurt dışına çıkmak zorunda kaldım, çünkü tutuklanmam çıkmıştı. Kasım 2016’da ayrıldım Türkiye’den.

Bu süreci çok anlatmadınız galiba.

Çok anlatmadım çünkü çok daha ağır hikâyeler var. Evladını, eşini, kardeşini kaybeden insanların yanında benim yaşadığım acının lafı olmazdı. Tabii ki darbeye inanmadığım için belediyede de sıkıntı yaşadım. Uyarılar aldım, hatta eğer Türkiye’den ayrılmasaydım Muratpaşa Belediyesi’ndeki işimden atabilirlerdi. CHP belediyeleri biliyorsunuz, o dönemde hiç sağlam durmadılar. Aman bize dokunmasınlar deyip çok insanın da canını yaktılar. Ne yazık ki bu da daha fazla insanın canının yanmasına sebep oldu. 

Neden sağlam durmadılar?

Devletle barışık olmayı seçenlerin kör, sağır ve dilsiz olduğunu hepimiz biliriz. CHP gibi sistemin içinde yer alan partiler kendilerine dokunulmadığı sürece sessiz kalmakla yetinmeyip bir tekme de ben vurayım yarışına girer. CHP de darbeye inanarak kendi kaderini kendisi çizmiş oldu. Şayet o gün darbeye inanmamış olsaydı bugün Ekrem İmamoğlu ve diğer başkanlar içeride olmayacaktı. Onlar darbeye inanarak kendi iplerini kendileri çektiler. Ben onlara “ne darbesi” dediğim zaman CHP’liler, “fetocular darbe yapmış” diyorlardı. Hayır, yapmadılar diyordum. Bunu cemaati sevdiğimden ya da cemaati bildiğim için ya da birilerini koruduğum için söylemiyordum. Faşizm bildiğim için, darbenin kimlerin işine yarayacağını tahmin ettiğim için söylüyordum. Öyle de oldu. Ama bunu CHP’lere asla anlatamadım. Devletçi bakış açıları, milli duyguları ne yazık ki düşünme yeteneklerini öngörülerini yok ediyor. Sonra bana inanmayanlar, işten atma tehdidinde bulunanlar da aynı şeyleri yaşadı.

Son dönemde Gülen cemaatine yapılan hak ihlalleri ve özellikle kadınlarla ilgili paylaşımlar yapıyorsunuz. Bu konuda çevrenizden nasıl tepkiler aldınız?

Bu konuda tarafsız kalmaya çalıştığımı, meseleyi insani bir yerden ele aldığımı beni yakından tanıyanlar çok iyi bilir. Art niyetle beni oradan vurmak isteyenler de, linç edenler de benim ne olduğumu çok iyi bilir. Buna hocalarım da bünyesinde çalıştığım belediye başkanları, idari amirler, müdürler de dahil. Muratpaşa Belediyesi’nde 2015 yılında 8 Mart etkinliği için yaptığım çalışmamda 20 bin kadınla 3 ay çalıştım. O zaman da ayrım yapmadım ve tüm partilere sivil toplum örgütlerine yöre derneklerine gittim, onları da projeye dahil ettim. 20 bin kadın ellerinde kaşıkla koro da benim yazıp bestelediğim şarkıyla kadına şiddete hayır dediler. Bazı meseleler siyaset üstüdür, o meselenin başında da ise kadınlar ve çocuklar gelir. Hocalarıma gelecek olursak Müjdat hocamdan diğer hocalarıma kadar hepsi bu konuya hassasiyetle yaklaşıyorlar. Oyunda kullanılan bazı kıyafetler de gerçek hikâyelere ait bunu özellikle belirtmemi isteyen de hocalarımdı. Genel olarak bakarsanız, yaptığım işe karşı bir reddedişle karşılaşmadım. Aksine destek gördüm.

Sahnede olmak mı daha iyi, yazmak mı?

Yola çıkarken “Birkaç yere gidelim, bir de böyle deneyelim, bakalım kaç kişiye ulaşacağız” diye düşünmüştük. Ama bu süreçte şunu fark ettim: Herkes en iyi yaptığı işi yapmalı. Evet, ben kitap yazıyorum, zaman zaman köşe yazıları yazıyorum, sosyal medyada paylaşımlar yapıyorum. Ama sanatın dili çok daha güçlü ve etkili. Bu yüzden bundan sonra kendimi daha çok sahnede ifade edeceğim. Sesimi en güçlü şekilde oradan duyurabildiğimi gördüm. Sahneden atılan bir çığlık, başka hiçbir mecrada olmadığı kadar karşılık buluyor.

Şunu da özellikle söylemek isterim. Bir dönem her şeyin kısıtlandığını hissettim. Sosyal medya hesaplarım kapatıldı, erişimim sınırlandı. “Artık kimseye ulaşamayacağım” diye düşündüm. Ama geçen gün Türkiye’den bir gazeteci arkadaşım, “Seni takip ediyorlar, yaptığın oyundan da haberleri var” dedi. Bunu duyduğumda açıkçası sevindim. Çünkü benim derdim zaten onların sesini duyurmaktı. Bir şekilde sesim ulaşıyorsa, amacına hizmet ediyor demektir. Sonuçta bir yerden kısıtlanıyorsa, başka bir yol bulmak gerekiyor. Oturup beklemek yerine üretmeye devam etmekten başka çaremiz yok.

Çok daha fazla insana ulaşmaya devam edeceğiz. Ben sadece farklı kesimlerden insanların hikayelerini anlatmıyorum. İlk başta yaraları yaralarla tanıştırıyorum demiştim ama bu biraz artık farklılaştı. Yaraları hatırlatıyorum diyorum artık.

Neden farklılaştı? 

Başta “yaraları yaralarla tanıştırıyorum” diyordum. Yani farklı kimliklerden insanların acılarını birbirine görünür kılmaya çalışıyordum. Ama şimdi şunu da fark ediyorum: Aynı zamanda unutulan yaraları hatırlatıyorum. Çünkü gerçekten kendi kesiminden olanların yaralarını da unutanlar var. O yüzden artık şöyle düşünüyorum: Hem yaraları birbirine tanıştırıyorum hem de yaraları unutulanlara o yaraları yeniden hatırlatıyorum. Sahne performansında ne kadar başarılıyım bunu ben bilemem. Ama bana ulaşan geri dönüşler oldukça sıcak, samimi ve duygulu…

Oyunda anlattığınız KHK hikâyeleri karşı tarafta nasıl bir etki oluşturuyor? 

Normalde yazılarıma tepki gösterip beni azarlayanlar, oyuna gelince KHK’lı öğretmen Gonca Kara için ağlıyorlar. Oyun öncesinde bir izleyici, geçmişte yaşananlardan dolayı cemaatteki insanlara öfke duyduğunu anlatıyordu. “Onlar da bize şunu yaptı, bunu yaptı” diyordu. Ben de ona şunu söyledim: “Sizi de anlıyorum, onları da anlıyorum. Herkes kendi açısından haklı hissediyor olabilir. Ama birazdan buraya Gonca Kara gelecek. İki evladını kaybetmiş bir anne. Lütfen onun yanında bunları söylemeyin. Çünkü çocukların hiçbir suçu yok”  dedim, anlayışla karşıladı. Oyun bittikten sonra baktım ki yan yana oturmuşlar. El ele tutuşmuşlar. O kişi, Gonca Kara’nın gözyaşlarını siliyor, başını omzuna koymuş, birlikte ağlıyorlar. “Kürtleri çok vermişsin” diyenler ise oyundan sonra gelip “Bizleri birbirimize düşman ettiler, görmedik” diyor.  

Sanatın gücü tam olarak burada ortaya çıkıyor. İnsanlar birbirlerinin acılarını gerçekten gördüklerinde, bütün o duvarlar bir anda yıkılabiliyor. Evet coğrafya kaderimiz ama kaderimize razı olmamak bizim elimizde. Bunlar gibi çok örnekler çok yaşıyorum. Sevgili koordinatörüm ve dostum Ayşegül’e, “Bir defter alalım, herkes duygularını yazsın” dedim. İnsanlar salona nasıl giriyorsa, öyle çıkmıyor. Aslında yıllardır bunu anlatmaya çalışıyordum. Bazen anlatabildiğimi hissediyorum bazense anlatamadığımı. Ama şuna inanıyorum: Bir gün mutlaka başaracağım, birlikte başaracağız. İnsanlar birbirlerinin acısını gerçekten gördüğünde, aradaki mesafe ortadan kalkıyor.

Alevi olduğunuzu biliyoruz, kendi kesiminizden tepki aldınız mı?

Açıkçası kendi kesimimden de zaman zaman tepkiler alıyorum. Çünkü herkes sadece kendi yarasının tanığını seviyor. Doğrusu kimseye de kızmıyorum, çünkü ne yazık ki her dönemde ilk katledilenler arasında Aleviler yer alıyor ve onların sesi binlerce yıldır duyulmuyor, haklı bir küsme kırılma var. Her kesimden tepki alabilirim, artık buna ne şaşırıyorum ne kızıyorum, çünkü ne yazık ki bizler aynı coğrafyada yaşayan fakat birbirlerini ne acısını bilen ne yarasını saran halklarız. Ama inan bana Sevinç; hiç yüzüme bakmasalar dahi ben haklıyım, olması gereken bu. Ben doğruyu yapıyorum, en azından deniyorum. Zulüm gören insanları görmemek doğru değil, benden, senden, sizden deme lüksümüz olmamalı. Benim derdim bir kesimi anlatmak değil, acıyı görünür kılmak. Bu yüzden de herkesin hikâyesine dokunmaya çalışıyorum. Birbirimizi sevmek zorunda değiliz ama birbirimizin acısıyla tanışmak zorundayız. Sistem şayet hepimizi aynı torbada eziyorsa bizler o torbadan birlikte çıkmak zorundayız. 

Bir insanı yargılarken, genelleme yaparak değil, birey üzerinden değerlendirmemek gerekir. “Onlar şöyle yaptı, bunlar böyle yaptı” demek çok kolay. Ben de soruyorum: Suç işlediği söylenen kişiyi gerçekten tanıyor musunuz? Diyelim ki bir polis suç işledi, en üsttekiler devletle işbirliği yaptı peki o zaman tedavilerine izin verilmediği için kanserden ölen Ahmet Ataç’ın, annesi cezaevindeyken kanserden ölen Yusuf Kerim’in ya da Meriç’te Ege Denizi’nde boğulan kadınların çocukların suçu var? Herkesi aynı kefeye koymak doğru değil. Birkaç kişinin yaptığı hatalar üzerinden koca bir topluluğu suçlamak beni gerçekten üzüyor. Çünkü bu yaklaşım, adalet duygusunu zedeliyor ve yeni acı hikayelerin yaşamasına sebebiyet veriyor. Aslında bu sadece belli bir kesime özgü bir durum da değil. Türkiye’de genel olarak herkes suçu birbirine atma eğiliminde. Kimse kendi payına düşeni görmek istemiyor. Herkes karşı tarafı suçlayarak kendini temize çıkarmaya çalışıyor. Benim derdim ise tam tersine, bu genellemeleri kırmak. İnsanları tek tek, hikâyeleriyle görmek gerektiğine inanıyorum. Zulme değinirken, haksızlığa hukuksuzluğa isyan ederken dil, din, inanç, kimlik ayrımı yapmak yeni felaketleri getirir.   

Oyundaki  bazı şarkılar çok güzeldi, hiç duymadığım şarkılardı, onları siz mi yazdınız?

Evet, “Elveda Martılar, Elveda Deniz” bölümünü ben yazdım. Bunun dışında iki parça daha yazmıştım ama oyunun süresi uzamasın diye çıkardım. Ayşegül “Su gibi akıyor, kesme” dedi ama ben izleyiciyi sıkmaktan çekindim. Oyundaki diğer sözler bana ait, müzikler ise Mazlum Çimen’e ait.

Seyircinin tepkisini nasıl değerlendirdiniz?

Açıkçası ben buna alışkınım. Genelde zulüm görmüş insanların hikâyelerini anlatıyorum. Onlar zaten yaralı insanlar. Kendi hikâyelerini sahnede duyduklarında, bu doğal olarak bir karşılık buluyor. Ben kendimi farklı bir yerde görmüyorum. Ben de halktan biriyim. Bu yüzden seyircinin alkışını bir övgüden çok, bir teşekkür olarak görüyorum. Sağ olsunlar, hiçbir zaman beni yalnız bırakmıyorlar. 

Bundan sonra yeni projeleriniz olacak mı?

Sahneden asla inmeyi düşünmüyorum. Bundan sonra da Türkiye’nin yakın tarihini, daha çok mizahi bir dille anlatmaya devam edeceğim. Bu oyunda 70 dakika ağlatıp 5 dakika güldürdüm, bundan sonra çıkacak oyunda tam tersi olacak. Gülmeye ihtiyacımızın olduğu bir süreç, ilk oyun daha çok yüzleşmeydi ve gerekliydi.İikinci oyun hem yüzleşme hem güldürme olacak ve taşlama, haşlama, hiciv. 

Son olarak söylemek istedikleriniz…

Sizin aracılığınızla güldürürken de ağlatırken de bizi yalnız bırakmayan herkese ve sesimizi duyurmaya çalışan size hem kendi hem bugüne kadar sesini duyurmaya çalıştığım tüm kadınlar adına çok teşekkür ediyorum.

Tags: Birbirimizi sevmekHilal NesinSaç AyağıSusmaTıyatroYazar
PAYLAŞTweet
ÖNCEKİ HABER

Selahaddin Eyyubi Üniversitesi KHK’yla kapatılmıştı: AKP’liler Diyarbakır’a yeni vakıf üniversitesi kuracak

SONRAKİ HABER

Gazze paylaşımı yapan Kate Beckinsale menajeri tarafından kovuldu

BENZER HABERLER

Sincan’ı ziyaret eden Gergerlioğlu: “Kanser hastası da var, yüzde 98 engelli çocuğun annesi de…”
Manşet

Gergerlioğlu: Şakran Cezaevinde insanlık suçu işleniyor

Nisan 7, 2026
Gazze paylaşımı yapan Kate Beckinsale menajeri tarafından kovuldu
Dış Haberler

Gazze paylaşımı yapan Kate Beckinsale menajeri tarafından kovuldu

Nisan 7, 2026
Selahaddin Eyyubi Üniversitesi KHK’yla kapatılmıştı: AKP’liler Diyarbakır’a yeni vakıf üniversitesi kuracak
Manşet

Selahaddin Eyyubi Üniversitesi KHK’yla kapatılmıştı: AKP’liler Diyarbakır’a yeni vakıf üniversitesi kuracak

Nisan 6, 2026
AKP’li eski Bakan Çelik:Partili Cumhurbaşkanlığı sistemi Türkiye için  felakettir
Manşet

AKP’li eski Bakan Çelik:Partili Cumhurbaşkanlığı sistemi Türkiye için felakettir

Nisan 6, 2026
Terör saldırısı sonrası Federal Başbakan’dan birlik çağrısı: Bu zor günleri birlik içinde aşacağız
Avustralya

Başbakan Albanese’den kritik zirve: Avustralya olarak her senaryoya hazırlıklıyız

Nisan 6, 2026
10 yıl sonra tahliye olan Av.Turan Canpolat:  Özgürlüğün karşılığında “terörist” olduğumu kabul etmemi istediler
Gündem

10 yıl sonra tahliye olan Av.Turan Canpolat: Özgürlüğün karşılığında “terörist” olduğumu kabul etmemi istediler

Nisan 6, 2026
  • All
  • Manşet
Sincan’ı ziyaret eden Gergerlioğlu: “Kanser hastası da var, yüzde 98 engelli çocuğun annesi de…”
Manşet

Gergerlioğlu: Şakran Cezaevinde insanlık suçu işleniyor

by adminzaman
Nisan 7, 2026
0

DEM Parti Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, İzmir Şakran Kadın Cezaevi’nde 7 kadın mahkumu ziyaret ederek cezaevindeki ağır hak ihlallerine ilişkin...

Gazze paylaşımı yapan Kate Beckinsale menajeri tarafından kovuldu

Gazze paylaşımı yapan Kate Beckinsale menajeri tarafından kovuldu

Nisan 7, 2026
Hilal Nesin: Birbirimizi sevmek zorunda değiliz ama birbirimizin acısıyla tanışmak zorundayız

Hilal Nesin: Birbirimizi sevmek zorunda değiliz ama birbirimizin acısıyla tanışmak zorundayız

Nisan 7, 2026
Selahaddin Eyyubi Üniversitesi KHK’yla kapatılmıştı: AKP’liler Diyarbakır’a yeni vakıf üniversitesi kuracak

Selahaddin Eyyubi Üniversitesi KHK’yla kapatılmıştı: AKP’liler Diyarbakır’a yeni vakıf üniversitesi kuracak

Nisan 6, 2026
AKP’li eski Bakan Çelik:Partili Cumhurbaşkanlığı sistemi Türkiye için  felakettir

AKP’li eski Bakan Çelik:Partili Cumhurbaşkanlığı sistemi Türkiye için felakettir

Nisan 6, 2026
Terör saldırısı sonrası Federal Başbakan’dan birlik çağrısı: Bu zor günleri birlik içinde aşacağız

Başbakan Albanese’den kritik zirve: Avustralya olarak her senaryoya hazırlıklıyız

Nisan 6, 2026

İLETİŞİM

info@zamanaustralia.com.au australiazaman@hotmail.com

Sydney Ofisi telefonu

+61 02 96496006

27 Queen Street Auburn NSW 2144 Australia

AVUSTRALYA REHBERİ

 

    • Yurtdışında yaşam şartları ve göçmen alan 8 ülke
    • Ücretsiz tercüme hizmetinden nasıl faydalanabilirim?
    • Avustralya Hakkında Genel Bilgi
    • Avustralya’daki Kutsal Kaya: Uluru
  • ANA SAYFA
  • GÜNDEM
  • YAZARLAR
  • DÜNYA
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
  • ZULÜM GÜNLÜĞÜ
  • VİDEO HABERLER
  • DİĞER

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • GÜNDEM
  • YAZARLAR
  • DÜNYA
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
  • ZULÜM GÜNLÜĞÜ
  • VİDEO HABERLER
  • DİĞER
    • UZAK DOĞU
    • AVRASYA
    • AVRUPA
    • AMERİKA
    • AİLEM
    • TEKNOLOJİ
    • KONUK YORUM