• ANA SAYFA
  • GÜNDEM
  • YAZARLAR
  • DÜNYA
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
  • ZULÜM GÜNLÜĞÜ
  • VİDEO HABERLER
  • DİĞER
    • UZAK DOĞU
    • AVRASYA
    • AVRUPA
    • AMERİKA
    • AİLEM
    • TEKNOLOJİ
    • KONUK YORUM
No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • GÜNDEM
  • YAZARLAR
  • DÜNYA
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
  • ZULÜM GÜNLÜĞÜ
  • VİDEO HABERLER
  • DİĞER
    • UZAK DOĞU
    • AVRASYA
    • AVRUPA
    • AMERİKA
    • AİLEM
    • TEKNOLOJİ
    • KONUK YORUM
No Result
View All Result
No Result
View All Result
Home Manşet

KHK’lı Hasan Aksoy, Ege’de yarım kalan hayatını ilk kez anlattı:3 yaşındaki oğluma terörist, cenaze aracı verilmedi

Haziran 7, 2026
in Manşet, RÖPORTAJ, VİDEO HABERLER
32
Görüntüleme
Share on FacebookShare on Twitter

KHK’lı Hasan Aksoy bir öğretmendi; sınıfından, evinden, ülkesinden koparıldı. Ege’nin karanlık sularında eşi Sena Aksoy (30) ve üç yaşındaki oğlu Yusuf Baha’yı kaybetti; ardından cenazelerine bile gönderilmeden cezaevine konuldu. Hasan Aksoy, 79 ay süren hapisliğin, yarım kalan bir hayatın ve unutulmaması gereken bir insanlık dramının tanıklığını ilk kez anlattı.

Hasan Bey çok geçmiş olsun, sizi Almanya’da sağ salim görebilmek çok güzel. Biz sizi gıyaben biliyoruz ama daha yakından tanıyabilir miyiz?

1988 Mersin doğumluyum. Annem-babam Sivas’tan Mersin’e göç etmiş. Geçimlerini sağlayabilmek için pazarcılık yaparak hayata tutunmuşlar. Dört kardeşiz. En büyük benim. İlkokul, ortaokul, lise hepsini Mersin’de bitirdim. Başarılı öğrencilerden biriydim. İlkokuldan itibaren üniversiteye kadar babamla birlikte pazarcılık yaptım. Hem okudum hem çalıştım.

BU HABERLER İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

A Millî Takım, hazırlık maçında Venezuela’yı 2-1 yendi

Cumartesi Anneleri’nden Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay için adalet talebi

Devlet eliyle ticaret, AKP eliyle kadrolaşma: Dışişleri’nin vize şirketinden ‘akraba’ çıktı

Üniversiteyi nerede okudunuz?

Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı mezunuyum. Okul bittikten sonra bir yıl İstanbul’da okuma salonlarında çalıştım. Formasyon eğitimimi tamamlayınca İstanbul’da Coşkun Koleji’nde edebiyat öğretmeni olarak çalışmaya başladım. Bir yıl sonra Milli Eğitim Bakanlığı’na geçtim. Sultanbeyli’de bir liseye atandım. Şubat 2014’te eşim Sena Hanım’la nişanlandık. Sonra askere gittim. Askerden gelir gelmez Ağustos 2014’te düğünümüz oldu.

Aslında çok yeni evliymişsiniz.

Tabii, eşimi ve oğlumu kaybettiğimde 44 aylık evliydik. Evimizde sadece 22 ay kalabildik. Sena Hanım’la bir arkadaşımın vesilesiyle tanışmıştık. Arkadaşımın arkadaşıydı. Evlendikten sonra, eş durumundan Bartın Endüstri Meslek Lisesi’ne tayin oldum. Eylül 2014’te Bartın’da göreve başladım. Sena Hanım Bartın’da FEM Dershaneleri’nde tarih öğretmeni olarak çalışıyordu. Sakarya Üniversitesi Tarih bölümünden mezun olmuştu.

“AKP’NİN SENDİKASINA ÜYE OLMAMIZ İÇİN BİZE BASKI YAPILDI”

Bu süreçte neler yaşadınız?

Bartın’da okula ilk gittiğim andan itibaren şunu hissettik: Hem müdür yardımcıları hem de bazı öğretmenler, yeni gelen öğretmenlere AKP’nin eğitim sendikası Eğitim-Bir-Sen’e üye olmaları için baskı yapıyordu. “Bizim sendikaya geçeceksin” diye ima ediyorlardı. Ama ben Türk Eğitim-Sen’e üye oldum. MHP eğilimli bir sendikaydı. Ona üye oldum, çünkü o dönemdeki sendika başkanı hem hemşerimdi, hem de duruşu olan bir insandı. 81 ilde alamadıkları il sadece Bartın’dı. Geri kalan hepsi Eğitim-Bir-Sen çatısı altında birleşmişti. Yeni gelen stajyerler, bir yere müdür yardımcısı olarak atanmak isteyenler, herkes bir şekilde bu sendikaya üye oluyordu.

Oğlunuz Yusuf Baha vefat ettiğinde 3 yaşındaydı, ne zaman doğdu?

16 Kasım 2015’te doğdu. Devrin ‘Yusuf’larını unutturmasın diye bu ismi vermiştik. Hem ismiyle, hem de çok kısa süren yaşantısındaki çilesiyle bunu bizzat görmüş olduk. Deyim yerindeyse oğlum, kardeş olarak bildiğimiz insanlar tarafından kuyulara atıldı. Eşim o süreçte anne olduğundan dolayı işi bırakmıştı. Sadece ben çalışıyordum. Tek maaşla geçinebiliyorduk, kimseye ihtiyacımız yoktu.

“MÜHÜR DE SİZDE, SÜLEYMAN DA SİZSİNİZ”

Görev yaptığım lisede bir öğretmen doğum iznine ayrılmıştı. Normalde onun derslerinin bana verilmesi gerekirken AKP sendikasına üye olmadığım için vermediler. Öğretmenler kurul toplantısında şunu söyledim: Şu an mühür sizde, Süleyman da sizsiniz, istediğinizi yapın ama Allah adil-i mutlaktır. Allah’ın da bir hesabı var. Bu sözlerimi orada yüze yakın öğretmen duydu. Daha sonra arkadaşlara tacizler başladı. O da bizim moral motivasyonumuzu bozdu.

Bunlar 15 Temmuz’dan önce oluyor değil mi? 

Tabii ki… 17-25 Aralık Yolsuzluk Operasyonları’ndan sonraki dönemde bizi gözaltına almadılar ama komşularımızı aldılar. Bu yüzden motivasyonumuz çok düştü. Çünkü insanların suçsuz olduğuna, bir şey yapmadıklarına inanıyorduk. Akabinde bizi takip ettiklerini fark ettik. Arabanın plakası hala zihnimdedir. 06 AE 572 diye plakası olan Hyundai Getz markalı bir araçtı.

“ÖĞRETMENLERİN TEMMUZDA GÖZALTINA ALINACAĞINI BİZE MAYISTA OKULDA SÖYLEDİLER”

Kim, neden sizi takip ediyordu ki?

Herkesi zaten fişlemişlerdi. Bunu sonradan anlamadım ama o günlerde çok ilginç bir şey yaşadım. Öğretmenler odasında oturuyorduk. AKP’li bir öğretmen “Hocam bakın, haberiniz olsun, mayıs ayında yapılan bu operasyonun aynısı temmuzda öğretmenlere yapılacak” dedi. Ben de güldüm. “Maşallah hocam, istihbaratınız güçlüymüş” dedim. Bir öğretmenin bunu bilmesi çok ilginçti. Meğer isimlerimizi 23 Mart 2016’da Bartın Emniyet Müdürlüğü’ne göndermişler.

15 Temmuz olduğunda neredeydiniz, ne yapıyordunuz?

Mersin’de yaz tatilindeydik. Eşimle her tatili ikiye bölerdik. Bir tatilde eşimin ailesine gittiysek, diğerinde benim ailemin yanına giderdik. O gün ailemin yanındaydık. Annem-babam çok mutluydu. Kız kardeşim Afrika’dan gelmişti. Akşam evde otururken olayları televizyondan öğrendik. Bu zamanda ne darbesi diye şaşırdık tabii ki… Babam o dönemde bekçilik yapıyordu. Amcamla birlikte yanına gittik. Babam Anadolu ağzıyla, “Lan oğlum, böyle darbe mi olur? 70’leri, 80’leri görmüşüz. Biraz mantıklı düşünün. Saat sekizde böyle bir şey olmaz. Gidin evinize yatın” dedi. Bizim yedi kökenimiz MHP’lidir. Babam ailesinden dolayı 70 muhtırasını biliyor, 80 döneminde sokağın durumunu zaten yaşamıştı.

“TEBLİĞ KAĞIDININ ALTINA, RIZKIMI VEREN HÜDA’DIR KULA MİNNET EYLEMEM DİYE YAZDIM”

Daha sonra ne oldu, gözaltına mı alındınız?

Hayır, biz birkaç gün sonra eşimin ailesinin yanına, Sinop Durağan’a gittik. Çünkü bizimle ilgili bir mesele olmadığını düşünüyoruz. Ancak 20 Temmuz’da okulun müdürü beni aradı. “Gizli bir evrakınız var, gelip imzalamanız gerekiyor” dedi. Gittim. Beni açığa almışlar. İmzaladığım evrağın altına “Rızkı veren Hüda’dır, kula minnet eylemem” diye yazıyordum ki, müdür, “Dur dur dur ne yapıyorsun. Tebliğin altına bir şey yazamazsın” dedi. Ben de hangi maddeye göre diye tepki gösterdim. Kendimden eminim, bu darbeyle hiçbir alakam yok dedim. Farklı kesimlerden birçok öğretmeni açığa almışlardı. Oysa hepimiz öğretmenlikten başka hiçbir şey yapmamıştık.

“ÖZ TEYZEMİN KIZININ BENİ İHBAR ETTİĞİNİ GÖRÜNCE ŞOK OLDUM”

1 Eylül 2016’da 672 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edildim. Tabii bu bizim için büyük bir yıkım oldu. Beklemiyorduk, başvurularımızı yapmış bekliyorduk. İşsiz kalınca evimizi Mersin’e, dedemden kalan boş eve taşıdık. Bundan sonra çileli günler başladı. 22 ay saklanmak zorunda kaldık. Daha sonra öz teyzemin kızı Merve Nur Acar bizi “fetöcüdür” diye ihbar etmiş. Şok oldum. Kanım çekildi. Normalde bu ifadeleri dosyalara koymuyorlar ama sanırım yanlışlıkla koymuşlardı. Ev adresimize kadar söylemişti. Saklandık çünkü Bartın Emniyeti’nde işkence yapıldığı haberleri geliyordu. Oraya gidip teslim olmak istemiyordum. Adil bir yargılama yapılacağına dair inancımız kalmamıştı.

“HAMALLIK YAPMAYA BAŞLADIM”

Bir yandan da ailemin geçimini sağlamak için hamallık yapıyordum. Kula minnet eylemediğim için o günlerimle gurur duyuyorum. Ancak her gün babamın evine polis gelmeye başladı. Amcamı, yengemi, hatta kuzenlerimi taciz etmeye, hatta mahalledeki çocuklara bile fotoğrafımı göstermeye başladılar. Aslında bunlar da bizi sıkıntıya sokmadı.

Bizi asıl üzen, oğlumuzla geçirdiğimiz zor günlerdi. Oğlum çok küçüktü ve onunla gaybubet yapmak çok zordu. Çocuğu hiçbir şekilde dışarı çıkartamıyoruz. Gündüzleri içeridesin. Çocuk hep dışarı çıkmak istiyordu. Beşinci kattaydı evimiz. Benim en çok zoruma giden, Yusuf Baha’nın dışarı gidebilmek için oyuncağını beşinci kattan aşağıya atmasıydı. Eşim de buna çok ağladı. Oyuncak atmayı bir oyun haline getirmişti. Aşağıya inip etrafına baktığında mutlu oluyordu.

Yusuf Baha çok ağlayan bir çocuktu. Ya annesinin ya da benim kucağımda uyuyordu. Bu da apartmandaki yaşantımızı zorlaştırıyordu. Ona bir motor almıştım, evin içinde sürekli onu sürüyordu. Alt kattaki komşu bir süre sonra rahatsız oldu. Duvara vuruyorlardı. Bir gün komşuma, “Ne yapayım çocuk durmuyor, aşağı mı atayım” dedim. “Abi yok öyle bir şey demek istemedik” dediler. Ben öyle söyleyince onlar da kötü oldu. Ondan sonra bir daha vurmadılar, Allah şahit. Daha sonra iyi bir dostluğumuz da başladı komşularımızla.

“ÇOCUĞUMUZU PARKA GÖTÜREMEMEK ÇOK ZORDU”

Tarih öğretmeni Sena Aksoy vefat ettiğinde 30 yaşındaydı.

Bir gün değişiklik olsun diye Yusuf’u deniz kenarında bir parka götürdük. Yusuf kimseyle görüşemediği için parkı çok severdi. Neşeli ve akıllı bir çocuktu. Kaydırakta oynamaya başladı. Bir kız çocuğunun peşinden kaydığında, çocuk neşesiyle gidip kıza sarıldı. Bir kadın hızlıca gelip Yusuf’u sarstı, “Ne yapıyorsun” diye kızdı. Eşim kalktı olaya müdahale etmeye çalıştı. “Çocuktur, ne yaptığını bilmiyor, evladınıza zarar vermedi” dedi. Kadın “Olsun benim çocuğuma sarılmazsınız” vs dedi. Baktım olay farklı bir yöne gidiyor. Bizim hatamız, özür dileriz deyip oradan ayrılmaya çalışırken eşim “Bizim hatamız değil, neden öyle söylüyorsun” diye banka oturup ağlamaya başladı. “Kendi çocuğumuzun bile hakkını savunamıyoruz. Burada bir şey olsa, ya seni alacaklar, ya beni alacaklar. Niye bu ülkede yaşıyoruz? Gidelim.” dedi. Elinden oyuncağı alınmış çocuk gibi ağlaya ağlaya ara sokaklardan evimize döndük.

Bu olaydan sonra mı Türkiye’den ayrılmaya karar verdiniz?

Evet, bu olay son patlama noktası oldu diyebilirim. Aslında Meriç’ten yola çıkacaktık ama o hafta Murat Akçabay, eşi ve üç oğlunu Meriç’te kaybetti. Bu olay herkesi çok sarstı. Biz de çok üzüldük ama aynı şeyi yaşayacağımızı hiç düşünmedik. İmkan olursa Murat Bey’in yanına gidip kendisine sarılmak istiyorum. O yüzden Ege’den şansımızı denemeye karar verdik. Bir an evvel gitmek istiyorduk çünkü Yusuf Baha’nın aşılarını bile yaptıramamıştık. Aşı yaptırmaya gitsek ya annesini, ya beni alacaklardı.

28 Temmuz 2018’de saat 20.00-21.00 civarında yola çıktık. Dört metrelik bir tekneye 16 kişi bindik. Normalde 3, bilemedin 4 kişinin binebileceği bir tekneydi. Gökyüzünde o gece dolunay vardı. Biz tekneye bindikten sonra dolunay da adeta olanları görmemek için bulutların arkasına saklandı. Kaza saat 23.30 sularında meydana geldi.

“TEKNE SU ALMAYA BAŞLADI”

O kadar küçük bir tekneye binerken tereddüt etmediniz mi?

Şöyle düşünün: Arkanızdan kovalayan birileri var. Mecbursun. Aslında o teknenin bizi yata götüreceğini zannediyorduk. Açıkta bekleyen bir yat vardı. Biraz açılınca bizi götüren adama, ne zaman yata geçeceğimizi sorduk. “Yata geçmiyoruz, karşıda gördüğünüz kırmızı ışıklar Midilli Adası’nın ışığı, az kaldı” dedi. O zaman can yeleklerini istedik. Olmadığını söylediler. Bir tane bulduk. Bir adam biraz daha büyük olan oğluna giydirdi.

Biraz ilerledikten sonra Boğaz’ın çıkışı olan o bölgeye geldik. Teknenin battığı yer, sonradan öğrendiğime göre Ayvalık Çıplak Ada yakınlarıymış. Marmara Denizi ile Ege Denizi’nin birbirine karıştığı yerdi orası. Orada tekne önce sallanmaya, sonra da su almaya başladı. Geri dönmek istedik. Kaçakçı, “Geldik zaten, şurası, çok uzak değil” dedi. Teknenin arka tarafı iyice suya battı. Arkada oturanlar en sonunda, “Biz artık suyun içindeyiz, durun suyu boşaltalım” dediler. Kaçakçı, çapa atmadan bir anda tekneyi durdurdu. Çapa atmadığı için biz dalgaların üzerinde yaprak gibi olduk. Bir dalga gelip bize vurdu ve tekne direkt alabora oldu.

“BAŞIMIZA GELEN TİTANİK GİBİYDİ”

Hasan Aksoy: “CNN Türk, Akit, Korkusuz, Hürriyet, Star gibi gazeteler “Fetöcüleri taşıyan tekne battı, 6 ölü” diye bizi haber yaptılar. Akit yazarı Mehtap Yılmaz, Hilal Kaplan gibi isimler “Yaşasaydı fetöcü olacaktı, bir fetöcüden daha kurtulduk” diye eşlerimizin, çocuklarımızın hakkında insanlık dışı tweetler paylaştılar.

Teknede iki kaçakçı vardı. Biri tekneyi sürüyordu. Diğeri onun yanında oturuyordu. Birinin adı Mehmet Ali Yıldırım, diğeri Savaş’tı. İkisi de denize atladı. Bizim çantalarımız folyo ile sarılı olduğu için onlara can simidi oldu. Eşyalarımız bizim yanımızda olsaydı belki biz sarılacaktık ama onlar eşyalarımızı yanlarına alarak can simidi yapmışlar. Diğer herkes bir yana düşmüştü. Başımıza gelen Titanik filmindeki gibiydi. Yaşadığımızın Türkçesi bu. İki kaçakçı da 135’er yıl ceza aldılar. Dosyaları Yargıtay’da idi. Ne oldu bilmiyorum.

“SAHİL GÜVENLİK’İ ARADIK, KONUM ATIN DEDİLER”

Tekne alabora olduktan sonra herkes kendi ailesini aradı. Eşim ve oğlum Gülfem Yeni’nin yanındaydı. Onun eşi Gökhan Yeni ve çocukları da oralardaydı. Sümeyye Avcı diye bir kadın vardı. O da o gün vefat etti. Sena diye bağırdım. “Buradayız” dedi. Onları yanıma çektim. Yusuf’u kucağıma aldım. Eşime de bacağımı sandalye gibi yaptım, oraya oturmasını söyledim. Bir elimde Yusuf, tek elim ve tek ayağımla dengede durmaya çalışıyordum. Eşime panik yapma, buradan çıkacağız dedim. Telefonlarımızla hemen polisi, jandarmayı, sahil güvenliği aradık.

Telefonlarınız o anda çalışıyor muydu, denize düşmedi mi, nasıl arayabildiniz?

Telefonlarımızı su geçirmez kılıflara koyup boynumuza asmıştık. Salih güvenlik “Bize konum atın” dedi. Biz o halde nasıl konum atacağız. Aslında 40 dakika boyunca herkes hayattaydı. Gelselerdi belki de kimse ölmeyecekti. Sahil Güvenlik teknesi gelince, iki-üç görevli yanıma gelip benden helallik istedi, “Abi biz gelemedik, yollamadılar, hakkını helal et” dedi.

Bile bile ölüme terk edildiniz yani. KHK’lıların neden Türkiye’yi terk etmek zorunda kaldığını anlatmakta bazen çok zorlanıyoruz. Bu önemli bir ayrıntı. Peki nasıl kurtuldunuz?

Kırk dakika sonra bir balıkçı teknesi gelip bizi kurtardı. Bu süre boyunca Yusuf hep benim kucağımdaydı. Batan teknenin etrafında bunları yaşıyoruz. Tekne zaten bir süre sonra gözden kayboldu. Daha sonra bir dalga geldi ve eşimle beni ayırdı. Eşim, “Öncelik Yusuf, sen Yusuf’u tut, ben su üstünde kalabilirim” dedi. Ben olur mu öyle şey diye itiraz ederken dalga gelince zaten direkt kendini bıraktı.

Yüzme biliyor muydu eşiniz, neden öyle dedi?

Bilmiyordu. Anne şefkati işte, başka bir şey değil. Üstad’ın anlattığı tavuğun aslana kafa tutma meselesi. Teknede bir doktor vardı. Eşim dalga gelince onun yanına düştü. Doktora, eşimin yüzme bilmediğini ve yardım etmesini söyledim. Sümeyye Avcı hanımla eşim yan yana gelmiş. Doktor bey ikisinin arasında kalmış. Doktor bey, “Sakin olun, panik yapmayın, ben sizi tutuyorum” demiş. Ama ikisi de panik yapıp doktorun üzerine atlayınca bir süre sonra dalga onları da ayırmış.

Eşimi bulmak için bağırmaya başladım. Gülfem hanım da diğer tarafta “İmdat” diye bağırıyordu. Ona “Abla sakin ol, merak etme, şimdi gelecekler. Ben şu an sizi göremiyorum ama çok yakınım muhtemelen” dedim. Gülfem hanım bana, “Abi eşim öldü, çocuklarım öldü. Yanıma gelebilir misin” dedi. “Gelemiyorum, çünkü kucağımda Yusuf var” dedim. Yusuf Baha o zaman 12 kiloydu. Bir saate yakın 12 kilo çocukla, devamlı artan bir ağırlıkla suyun içindeydim. O yüzden gidemedim yanına.

Bu arada Yusuf Baha nefes alıyor değil mi?

Ben yaşadığını düşünüyordum. Sırt üstü yattım. Yusuf’u havaya kaldırdım. Su yutmasın diye sürekli kafamın üstünde tuttum. Su yuttuysa kussun diye karnına bastırdım. Sonra başı düştü (ağlıyor)… Bayıldı zannettim. Hipotermiye girdi diye düşündüm ama meğer gitmiş evladım.

Aman Allahım, evladını kucağında kaybetmek, çok zor bir imtihan.

Bir insanın bu hayatta yaşayacağı en zor anlardan biriydi. Kendi çocuğunun kucağında can vermesi, ona şahit olma… Otopside boğulma sonucu vefat ettiğini söylediler. Balıkçı teknesi gelince önce Gülfem hoca ve iki çocuğu çıktı. Sonra bir kız çocuğu vardı, oradaki arkadaşlarından birinin kızıydı, onu çıkardılar. Sonra Yusuf’u tekneye verdim. Balıkçıya “Abi hemen masaj yap” dedim. Suni teneffüs yaptı, masaj yaptı, ayaklarını tuttu salladı. Hayatımın en kötü sahnelerinden biriydi: Nurbanu (Yeni), Burhan (Yeni) ve Yusuf Baha (Aksoy), üçü teknede yan yana yatıyorlardı (ağlıyor)… Çok uzun bir süre, hem eşimin hem oğlumun yediği, içtiği hiçbir şeye dokunamadım.

Sonra ne oldu, karaya ne zaman çıktınız?

Balıkçı teknesi bizi Sahil Güvenlik’e verdi. Doktor beyi orada gördüm. Eşimi sordum. “Yanımdaydı ama kayboldu” dedi. Hep bir ümidim vardı. Sahile çıktığımızda bir ambulans geldi. Bizi götürdüler. En kötüsü, en ahlaksızı ne biliyor musunuz? Adamlar bizi gözaltına almışlar, cenazelerimiz var. Operasyon yaptık görüntüsü vermek için ceketi olmayan polislere Ayvalık KOM’un ceketlerini giydirdiler. “Müdürümüz video istiyor” dediler. Sonra bizi kameranın önünde, tek sıra halinde, yalın ayak, üstümüz başımız perişan halde insanlık onuruna aykırı bir şekilde yürüttüler. Ne yapmaya çalışıyorsunuz, bu kadar mı insanlıktan yoksunsunuz dediğimi hatırlıyorum.

Video oynatıcı

00:00
00:16

Kazayla ilgili DHA tarafından servis edilen ilk görüntüler. 

Biz Ayvalık Devlet Hastanesi morgunun içinde bekliyoruz. Yanımda Gülfem hanım, onun görümcesi ve iki kadın polis vardı. Polislerden biri Gülfem hanıma hakaret etmeye başladı: “Sen ne biçim annesin. Sen teröristsin. Çocuğunun katilisin.” Kadın zaten eşini, iki evladını kaybetmiş, ağlıyor. Ben de çok kötü durumdayım. Polis hakaret ettikçe, Gülfem hanım iyice duygusallaştı. Bir anda ayağa kalktım ve bu sefer kadın polise ben bağırmaya başladım. “Sen ne diyorsun, bir günde terörist olmanın ne demek olduğunu sen biliyor musun, emin ol bu kadın senden daha fazla vatanını, milletini seviyor, bu vatan için senden daha çok çaba göstermiştir, sen çocuğuna süt alamamanın, parka götürememenin ne demek olduğunu biliyor musun, sen bizi yargılayamazsın, bir gün maaşını alamazsan ah vah edersin” dedim. Ben bağırınca öteki polis, kadını susturdu. Diğer polisler de geldi.

Hasan Aksoy battaniyeye sarılı bir şekilde Ayvalık Devlet Hastanesi’nin morgunun önünde. Aksoy’un tanıklığına göre fotoğraflarda yer alan kadın polis (arabanın yanında duran), kazada eşini ve iki evladını kaybeden Gülfem Yeni’ye “”Sen ne biçim annesin. Sen teröristsin. Çocuğunun katilisin.” diye hakaret edip bağırıyor.

Eşinizi ne zaman gördünüz?

Morgda beklerken önce Sümeyye Hanım’ın cenazesini getirdiler. Yusuf’u zaten ambulansa almışlardı. Daha sonra morgun önünde siyah bir ceset torbasının içinde eşimi gördüm. Yanımdaki kişilere, “Abi eşim geldi” dedim. “Yok o değildir” diye beni teselli ediyorlardı. Yok abi o, ben onu kaşlarından tanırım dedim. Zaten kafamı sallayıp ağlamaya başlamışım. Üzerimde UNHCR’nin (Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği) battaniyesi vardı. O durumda, üst taraftan birinin beni videoya çektiğini gördüm. Aklıma Üstad geldi. Onu da hastayken bir gazeteci çekmeye çalışmıştı. İçimden, ben bunları sevindirmeyeceğim dedim. Kendimi toparladım. Sustum ve adama “Çekeceksen beni böyle çek, ağlarken çekme” dedim.

Olay gecesi çekilen ambulans görüntüleri… Yusuf Baha ve Nurbanu-Burhan Yeni kardeşlerin cenazesi ambulansın içinde.

“ÇOCUĞUMA VE EŞİME OTOPSİ YAPILMAMASINI İSTEMEDİM”

Sonra beni morga götürdüler. Teşhis olayları gerçekleşti. Çocuğuma ve eşime otopsi yapılmasını istemediğimi belirttim. Kesmelerini istemedim ama maalesef kestiklerini tahliye olduktan sonra öğrendim. Bu çok zoruma gitti. Beni kandırmışlardı. Teşhis işlemi bittikten sonra beni direkt Ayvalık Emniyet’e götürdüler. Üzerimde bir battaniye vardı. Odaya birilerini alıyorlar, bağırıyorlar, çağırıyorlar, hakaretler ediyorlar. Masaya vurmalar, sesler. Edremit’te Arslan adında işkenceci bir polis vardı. O ve ekibi Ayvalık’a gelmişti. Benim de artık dünya umurumda değildi. Her şeyimi kaybetmiştim. Doğrudan kendimi emniyetin içinde sırt üstü yere bıraktım. “Burada yatamazsın kalk” diyorlar, kalkamıyorum. Artık kalkacak gücüm kalmamıştı.

O halde ifadenizi mi aldılar?

Evet tabii ki.. Biraz toparlanınca ifadeye aldılar. “Bu örgütle ne zaman tanıştın” diye sordular. Dershaneye gittim dedim. “Evlerinde kaldın mı?” dediler. Kalmadığımı söyledim. “Normal şartlarda biz böyle ifade almayız, şu an senin durumundan dolayı sana sadece soru soruyoruz, bizi salak yerine koyma konuş. Hakkında iddialar var” dediler.

Açıkça “Sana işkence yaparız, döveriz” diyorlar.

Başka bir açıklaması yok bunun. Sonra şunu dediler: “Hasan bak iki cenazen var. Cenazelerini defnetmek istiyorsan isim vermen gerekiyor. Yoksa tutuklanırsın. Kimi tanıyorsan söyleyeceksin. Bak seni birçok kişi tanıyormuş, hakkında bir sürü ifade var.” Kimseyi tanımadığımı, hiçbir örgütle bağlantım olmadığını söyledim. İfade bitince, “Sen bilirsin, yaklaşık 10 yıl yatarsın, cenazeye de gidemezsin, haberin olsun.” dediler. Mahkemeye götürdüler. İddianame yüzüme okundu. Hakim son sözümü sordu. “Beni idam bile edebilirsiniz, hiçbir problem yok ama müsaade edin, eşime ve çocuğuma son görevimi yapayım. Başka bir şey istemiyorum.” dedim. Dikkate bile almadılar, tutukladılar.

Hangi cezaevine götürüldünüz?

Balıkesir Burhaniye Cezaevi. Burhaniye çok farklıydı (ağlıyor). Arkadaşlar televizyondan haberimizi almışlar. Üstüm başım yırtık bu arada. Şortum yırtılmıştı. Ayağımda terlik yok, beni o şekilde gezdirmişler. Burhaniye’ye varır varmaz “Kurtaramadım onları” diyerek bir arkadaşın kucağına düştüm (ağlıyor)…

O koğuş benimle birlikte hüngür hüngür ağladı. Hani çocuk yere düşer, arkadaşları gelir etrafını sarar ya, aynen o şekilde. Sonra beni oturttular. Biri su getiriyor, biri başka bir şey getiriyor. Arkadaşlardan biri, “Abi eşinin, oğlunun ve orada vefat eden herkesin gıyabi cenaze namazı tüm cezaevlerinde, tüm dünyada kılındı” dedi. O cümle beni çok rahatlatmıştı. Onlar toprağa düşmeden hatimleri olmuştu, Yasin’leri okunmuştu. Gerçekten o arkadaşlardan Allah razı olsun. Beni sardılar sarmaladılar. Bir kardeşe sahip çıkar gibi sahip çıktılar.

Cenazeye katılmak için ne zaman başvuru yaptınız?

Hemen yaptık. Ertesi gün defnedilecekti. Birçok yere dilekçe yazdık ama hepsini reddettiler. Milletvekilleri Ömer Faruk Gergerlioğlu, Sezgin Tanrıkulu uğraştı, açıklamalar yaptılar ama fayda etmedi. İnsan haklarının ne olduğunu bu yaşadıklarımızla birlikte daha iyi anladım.

Sena ve Yusuf Baha Aksoy’un cenazesi Sinop Durağan’a defnedildi.

İlk görüşünüze kim geldi?

İlk kapalı görüşe annem-babam geldi. Ağlamaktan konuşamadık zaten. Beni psikiyatriye götürmüşlerdi. Annem hastaneye gittiğimi duyunca yığılıp kalmış. Bu süreçte kendisi yüksek tansiyon hastası oldu. Babam kalp hastası oldu. Erzurumlu bir başgardiyan vardı. 45 dakikalık görüşümüzü 30 dakikada bitirdi. Ailem 1000 km’lik yoldan gelmişti. Erzurumlu, uzun boylu, mavi gözlü bir vatandaştı. Başka bir gün beni korkutur gibi gözlerimin içine kadar yanaştı ve “Benim ailemde şehit var, haberin olsun” dedi. “Senin ailendeki şehidi ben öldürmedim, senin de haberin olsun” dedim.

Açık görüşünüz nasıldı?

İlk açık görüşümüze iki arkadaşın kolunda gittim. Ben içeri girince o koca salonda büyük bir sessizlik oldu. Edremit’teki tüm arkadaşlardan Allah razı olsun. Kadınıyla erkeğiyle hepsinden Allah razı olsun. Ben oradayım diye eşler birbirine sarılmadı. Babalar çocuklarını kucağına almadı. Öyle bir atmosfer. Üç-beş görüş bu şekilde devam etti. Görüşlere ben hep en son girdim. Çünkü beni bekleyen bir eşim ve çocuğum yoktu. Tutuklu kaldığım süre boyunca sadece bir kere ilk ben girdim. O da saçımı ve sakalımı kestiğim zamandı. O da ayrı bir olay olmuştu.

Kardeşiniz saçınızı ve sakalınızı uzatmanızın özel bir sebebi olduğunu bana daha önce anlamıştı, çok etkilenmiştim.

Hasan Aksoy ve kız kardeşi Hatice Aksoy, Mersin Tarsus Cezaevi.

Evet, eşimin ve oğlumun dokunduğu saça ve sakala kıyamadım. Uzun süre kesmedim. Arkadaşlar kesmen gerekiyor diyordu ama ben yapamıyordum. O kaçakçılar ceza alana kadar, 5,5 yıl boyunca hiç kesmedim. Kestikten sonra görüş salonuna ilk girdiğimde olay olmuştu. Tarsus’taydım o zaman. Herkes beni saçlı sakallı bildiği için bir an tahliye haberi almış gibi herkes sevindi. “Ooooo” diyenler, alkışlayanlar, ‘Abi iyileşmiş’ diye sevinenler… Biz gerçekten büyük bir aileyiz. Aynı anne-babadan doğmamız gerekmiyor.

Mahkeme süreciniz nasıl oldu? Size hangi gerekçelerle, kaç yıl ceza verdiler?

Dosyam 4 Eylül 2016’da açılmıştı. Bir yıl içinde üç-beş dakikalık mahkemelerle bana 10 yıl 1 ay 15 gün ceza verdiler. Bank Asya’ya para yatırmak, dini sohbet yapmak, SGK kaydı, HTS kayıtları ve ByLock’u gerekçe gösterdiler. Dosyam şu an Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘nde. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 7. maddesinde belirtilen ‘kanunsuz ceza olmaz’ ilkesinin ve 6. maddede yer alan ‘adil yargılanma hakkının’ ihlal edildiğine dair başvuru yaptık. Mahkeme, geçtiğimiz ekim ayında Türkiye’den Nisan 2026’ya kadar savunma istedi. Nisanda ek süre talep etmişler. Karar haziranda açıklanacak, bekliyorum.

Siz hapisteyken Bartın Ağır Ceza Mahkemesi’nde yaptığınız 29 sayfalık savunmayı okumuş ve yazmıştım, çok etkileyiciydi.

Mahkemede yaptığım savunmalar nedeniyle akıl sağlığım yerinde değil diye hakim beni Adli Tıp’a gönderdi. Hangi savunmaydı tam tarihini hatırlayamıyorum şu an. Hapisteyken bir gün eşimi rüyamda gördüm. Bana dedi ki, “Hasan yaşadığımız her şeyi anlat, senden bunu istiyorum.” Ben de gördüğüm rüyayı, işkencelerden kaçtığımızı her şeyi anlattım. Mahkeme heyeti halüsinasyon gördüğümü düşündü. Beni Adli Tıp’a gönderdi. Oraya gitmek de ayrı bir işkenceydi.

Neden işkence idi̇?

Ellerim kelepçeli, tabutluk denilen o arabaya kilitlediler. Eşini ve oğlunu denizde kaybetmiş biri olarak beni feribota bindirdiler. Burhaniye’den İstanbul’a gidebilmek için mecburen feribot kullanmanız gerekiyor. İskeleye yanaştığımızı görünce, araba feribota girince “Beni buradan çıkarın” diye bağırmaya, demirlere vurmaya başladım. Gücüm bitip dizlerimin üzerine çökene kadar demirlere vurdum.

Orada en onur kırıcı olaylardan biri de şuydu: Ön tarafta jandarmaların yanında genç iki asker vardı. Normalde telefon kullanmaları yasak. Aradaki küçük camdan beni görebiliyorlardı. Ben de seslerini duyabiliyordum. Telefonda biriyle konuşuyorlardı. Biri, “Bak sana fetöcü bir terörist” göstereyim” dedi ve telefonunun kamerasını bana çevirdi. Yaşadıklarımızı, yapılanları anlatmak da zor, unutmak da…

Adli Tıp muayeneniz nasıldı? Çünkü orada siyasi mahpuslara iyi davranılmadığını birebir tanıklardan çok dinledim.

Adli Tıp’ta bana sadece adımı sordular. Huzura çıktım. “Adın ne?” dediler. Hasan Aksoy dedim. “Çıkabilirsin” dediler. Başka hiçbir şey sormadılar. Bu kadar yolu bunun için gittim. Aynı yolu aynı şekilde döndüm. Adli Tıp, adımı bildiğim için “akıl sağlığı yerindedir” diye rapor yazdı. Bu süre zarfında birçok depresyon ilacı kullandım. Kalp çarpıntıları, düşüp bayılmalar, birçok sağlık problemi yaşadım. Yürürken birdenbire düşüyordum. Kaç defa bu yüzden koğuşa geldiler. Arkadaşlar intihar edeceğimi düşündükleri için sabaha kadar başımda nöbet tutmuşlar. 18 kişilik yerde, 25 kişi kalıyorduk. Nefes alacak alan yoktu. Ben merdivenin başında bir yerde yatıyorum, sabah birinin yatağına değişmeli olarak geçiyordum.

“HAKKIMDA YALANCI ŞAHİTLİK YAPAN GARDİYAN TAHLİYE OLURKEN HELALLİK İSTEDİ”

Fazladan yatak talep ettiğinizde vermiyorlar mıydı?

Mümkün değil. Herhangi bir sorun olduğunda ben hemen dilekçe yazıyordum. Bu yüzden mimlenmiştim. Doktora çıkmayla ilgili bir sorun olmuştu. Bir gün kolumu bilerek mazgalın arasına sıkıştırdılar. Kapıyı kapatınca kolum kapı ile mazgal arasında kaldı. Darp raporu vermediler. Davalık olduk. Kolumu sıkıştıran memura “İsmini söyler misin, sizi şikayet edeceğim” dedim. Yanında bir gardiyan daha vardı. “Bize hakaret, küfür ve tehdit etti” diye yalan konuşarak ceza almam için çaba gösterdiler. Yanındaki gardiyan hakkımda yalancı şahitlik yaptı. Ben de ona “Sen namazlı, abdestli bir insansın, burada çalışıp çocuklarını doyuruyorsun, Kuran da okuduğunu düşünüyorum, aç bakalım Kuran’ı yalancı şahitler hakkında ne diyor Allah” dedim. O gardiyan tahliye olacağım güne kadar yüzüme bakamadı. Tahliye olurken helallik istedi. “Kusura bakma, bize siz geldiğinizde bir şey olursa en kötü ihtimalle Cumhurbaşkanı’na küfür etti diye tutanak tutun. Oradan da ceza alsın. Hiç uğraşmanıza gerek yok” dediler.” diye itirafta bulundu.

Ne zaman tahliye oldunuz?

11 ay Burhaniye Cezaevi’nde kaldım. Sonra ailemin yaşadığı şehirdeki Mersin Tarsus 1 Nolu T Tipi Cezaevi’ne nakledildim. Toplam 79 ay cezaevinde kaldıktan sonra 25 Şubat 2025’te tahliye edildim. Bir yıl denetimli olarak dışarıdaydım. Cezaevinden çıktık ama ızdırabımız, çilemiz bitmedi. İfadelere çağrılmalar, ajanlaştırma ve itirafçı yapma baskıları, teknik ve fiziki takipler. Bu mesele de çok önemli. Şu an Türkiye’de kalanlara bunu yapıyorlar. Cezaevinden çıkmadan, açık cezaevinde korkutarak, ezerek, savcının yanına çağırarak, isim vereceksin diye gözlem ve idari kurullarında baskı yapıyorlar. Baskıya içeride başlıyorlar, içeride yaptıramadıklarını dışarıda yaptırmaya çalışıyorlar. Bu ifadeleri kabul etmeyince gece 12’de evinize polis geliyor, zilinizi çalıyor, rahatsız ediyorlar. Bize üç defa bu şekilde geldiler. Beni de iki defa ifadeye çağırdılar. Başkası hakkında bilgi soruyorlar. İstedikleri cevabı almayınca korkutarak bir yerlere varmaya çalışıyorlar. “Sizin Allah’ınız, Peygamberiniz yok” diye bütün kutsal değerlerinize küfrediyorlar. Durum böyle olunca tekrar Türkiye’den ayrılmaya karar verdim. Kısa bir süre önce Almanya’ya geldim.

Tekrar hoşgeldiniz, iyi ki gelebildiniz. Son olarak ne söylemek istersiniz?

Bunları anlatmaktaki amacım yaşananların unutulmaması, tarihe kayıt düşülmesidir. Bu davanın büyüklüğü, şehitleri bilinsin istiyorum. Ayrıca hapiste ben dört üniversite daha bitirdim. Şu an beş üniversite diplomam var, engellemelerden dolayı iki üniversite de yarım kaldı.

Her üniversiteyi okumamın ayrı bir sebebi vardı. İnsanları anlamak için İstanbul Üniversitesi Sosyoloji’yi kazandım. Bu toplumun bize neden böyle davrandığını anlamak istiyordum. Daha sonra Anadolu Üniversitesi Uluslararası Ticaret ve Lojistik Yönetimi’ni okudum. Bir gün bu ülkeye hukukun geleceğini düşünerek Anadolu Üniversitesi Adalet Meslek Yüksek Okulu’nu bitirdim. Daha sonra insanlara faydalı olabilmek için Anadolu Üniversitesi Engelli Bakım ve Rehabilitasyon bölümünü kazandım. 2023 yılında derece yaparak Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Özel Eğitim Öğretmenliği bölümüne girdim.

YÖK normalde 2023’e kadar vize ve finallere girmemize izin veriyordu. Ama daha sonra hapisteki KHK’lıların okumasını engellemek için kapalı cezalı evinde bulunurken örgün eğitimdeki sınavlara giremeyeceğimize dair karar aldı. Ben de buna sinirlenmek tekrar sınava girdim. İnatla mücadeleme devam ettim. Türkiye 13. bininci olarak Toros Üniversitesi Gastronomi bölümüne girdim. Ancak bu bölüm de yarım kaldı. Tahliye olduktan sonra tamamlamak istedim ama sürekli beni ifadeye çağırdıkları için bitiremedim.Şu an Almanya’dayım. Şu hayattan tek bir beklentim var. Yaşadığım ve yaşatılan tüm hukuksuzlukları tüm dünyaya duyurmak. Bizim susmamızı, korkmamızı isteyenlere inat, hukuki mücadelemizi devam ettirmeliyiz.RÖPORTAJ | SEVİNÇ ÖZARSLAN, KAMERA | ÜMİT YÜKSEL

Tags: 15 temmuzAKPboğulmaCezaeviEgeerdoganErdoğan rejimiHasan AksoyHİZMET HAREKETİİşkenceKHK’lı öğretmenSena AksoyTürkiyezulüm
PAYLAŞTweetPAYLAŞPAYLAŞSendPAYLAŞ
ÖNCEKİ HABER

A Millî Takım, hazırlık maçında Venezuela’yı 2-1 yendi

BENZER HABERLER

A Millî Takım, hazırlık maçında Venezuela’yı 2-1 yendi
Manşet

A Millî Takım, hazırlık maçında Venezuela’yı 2-1 yendi

Haziran 7, 2026
Cumartesi Anneleri’nden Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay için adalet talebi
Manşet

Cumartesi Anneleri’nden Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay için adalet talebi

Haziran 7, 2026
Devlet eliyle ticaret, AKP eliyle kadrolaşma: Dışişleri’nin vize şirketinden ‘akraba’ çıktı
Dış Haberler

Devlet eliyle ticaret, AKP eliyle kadrolaşma: Dışişleri’nin vize şirketinden ‘akraba’ çıktı

Haziran 6, 2026
Özel: Gerekirse bu başı vereceğim ama baş eğmeyeceğim
Manşet

Özel: Gerekirse bu başı vereceğim ama baş eğmeyeceğim

Haziran 6, 2026
AKP’den ‘müjde’: Yeni cezaevleri için 11 bin personel alınacak
Manşet

Saray Rejimi, Türkiye’yi açık cezaevine çevirdi: Hapishanelerin nüfusu 421 bini aştı

Haziran 5, 2026
Avustralya ve Türkiye maçı için geri sayım başladı
Manşet

Avustralya ve Türkiye maçı için geri sayım başladı

Haziran 5, 2026
  • All
  • Manşet
KHK’lı Hasan Aksoy, Ege’de yarım kalan hayatını ilk kez anlattı:3 yaşındaki oğluma terörist, cenaze aracı verilmedi
Manşet

KHK’lı Hasan Aksoy, Ege’de yarım kalan hayatını ilk kez anlattı:3 yaşındaki oğluma terörist, cenaze aracı verilmedi

by adminzaman
Haziran 7, 2026
0

KHK’lı Hasan Aksoy bir öğretmendi; sınıfından, evinden, ülkesinden koparıldı. Ege’nin karanlık sularında eşi Sena Aksoy (30) ve üç yaşındaki oğlu...

A Millî Takım, hazırlık maçında Venezuela’yı 2-1 yendi

A Millî Takım, hazırlık maçında Venezuela’yı 2-1 yendi

Haziran 7, 2026
Cumartesi Anneleri’nden Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay için adalet talebi

Cumartesi Anneleri’nden Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay için adalet talebi

Haziran 7, 2026
Devlet eliyle ticaret, AKP eliyle kadrolaşma: Dışişleri’nin vize şirketinden ‘akraba’ çıktı

Devlet eliyle ticaret, AKP eliyle kadrolaşma: Dışişleri’nin vize şirketinden ‘akraba’ çıktı

Haziran 6, 2026
Özel: Gerekirse bu başı vereceğim ama baş eğmeyeceğim

Özel: Gerekirse bu başı vereceğim ama baş eğmeyeceğim

Haziran 6, 2026
AKP’den ‘müjde’: Yeni cezaevleri için 11 bin personel alınacak

Saray Rejimi, Türkiye’yi açık cezaevine çevirdi: Hapishanelerin nüfusu 421 bini aştı

Haziran 5, 2026

İLETİŞİM

info@zamanaustralia.com.au australiazaman@hotmail.com

Sydney Ofisi telefonu

+61 02 96496006

27 Queen Street Auburn NSW 2144 Australia

Sosyal Medya

Bluesky
Mastodon
Twitter

AVUSTRALYA REHBERİ

 

    • Yurtdışında yaşam şartları ve göçmen alan 8 ülke
    • Ücretsiz tercüme hizmetinden nasıl faydalanabilirim?
    • Avustralya Hakkında Genel Bilgi
    • Avustralya’daki Kutsal Kaya: Uluru
  • ANA SAYFA
  • GÜNDEM
  • YAZARLAR
  • DÜNYA
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
  • ZULÜM GÜNLÜĞÜ
  • VİDEO HABERLER
  • DİĞER

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • GÜNDEM
  • YAZARLAR
  • DÜNYA
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
  • ZULÜM GÜNLÜĞÜ
  • VİDEO HABERLER
  • DİĞER
    • UZAK DOĞU
    • AVRASYA
    • AVRUPA
    • AMERİKA
    • AİLEM
    • TEKNOLOJİ
    • KONUK YORUM