Gazeteci Erkam Tufan Aytav, YouTube kanalında yayımladığı özel yayında, KHK’lı eğitimci Bekir Görmez ile görüştü. Aytav, yayını “rejimin aynası, sessizlerin sesi” diye tanımlarken; Bekir Görmez de eşi Fatma Görmez’in KHK ile ihraç edilmesiyle başlayan süreci, cezaevi baskılarını, oğlu Bekirberk’in yıllar süren yoğun bakım süreci ve vefatını, ardından Fatma Öğretmen’in 11 Ocak 2021’de hayatını kaybedişini kendi tanıklığıyla anlattı. Görmez, “atmadığım bir tweet” iddiasıyla 6,5 yıl cezaevinde kaldığını, eşinin görüşlerde işitme cihazının dahi engellendiğini ve “camın arkasında yazışarak” anlaştıklarını söyledi.


Enes Cansever- ZAMAN Avustralya
İşte hiç bir suçu olmadığı halde haksız bir şekilde cevaevinde yılları çalınan sonra da ülkesini terkederek, sürgünden yaşayan Bekir Görmez’in sorulara verdiği cevaplar:
Bugün eşiniz Fatma Görmez’in ölüm yıldönümü. Öncelikle başınız sağ olsun. Siz kaç yıl cezaevinde kaldınız ve hangi gerekçeyle yattınız?
Bekir Görmez: Allah razı olsun. Ben 6,5 yıl cezaevinde kaldım. Bana toplam 9 yıl 10 ay ceza verdiler; bunun yatarı 6,5 yıldı ve tamamını yatırdılar. Sürecin başlarında, Ağustos ayında cezaevine girdim. Benim çalıştığım Mevlâna Üniversitesi’nin resmî Twitter hesabından bazı tweetler atılıyor. Ortalığı karıştırmak için atılan bu tweetleri ben atmışım gibi değerlendirdiler, benim üzerime yıkmak istediler. Kabullenmemi istediler. Ben kabul etmeyince bu kadar yüksek ceza verdiler.
Siz Mevlâna Üniversitesi’nde görevliydiniz, Konya’daydınız. Yani atmadığınız bir tweet yüzünden 6 yıldan fazla hapis… Doğru mu anlıyorum?
Bekir Görmez: Evet. Daha sonra zaten gerçeği de ortaya çıktı. Üniversiteye el koyduklarında bazı kişiler üniversiteye giriyor. Bilgi işlem üzerinden üniversitenin Twitter hesabından tweetler atılıyor. Bu tweetler hâlâ sosyal medyada duruyor. Ben o tweetleri kabul etmediğim için cezalandırıldım.
KHK süreci nasıl başladı? Siz ve eşiniz ne zaman ihraç edildiniz?
Bekir Görmez: Eşim Millî Eğitim’de sınıf öğretmeniydi. Ben özel sektörde başlamıştım, sonra Mevlâna Üniversitesi’nde çalıştım. Eşim ilk KHK’yla görevinden ihraç edildi. Sonrasında da Mevlâna Üniversitesi KHK ile kapatıldı. İkimiz için de zulüm süreci böyle başladı.
Siz cezaevine girdiniz, Fatma Hanım iki çocukla yalnız kaldı. Cezaevine giriş sürecinizi biraz anlatır mısınız? Aileniz sizden haber alabildi mi?
Bekir Görmez: Gözaltına aldılar. Emniyette kalorifere kelepçelediler. Sandalye üzerinde uyutmaya çalışıp psikolojik baskı yaptılar; tweetleri kabul etmem için. Eve iki gün haber verilmedi. Eşim ve çocuklarım benden iki gün haber alamadı. Cezaevine gönderilince öğrendiler. Oğlum beni çok seviyordu. 13 yaşındaydı ve “Neden hapse girdin? Neden bunlar başımıza geldi?” diye sürekli soruyordu. Kızım Azize daha küçüktü; yaşına rağmen hem abisinin hem annesinin bakıcısı rolünü üstlendi.
Fatma Hanım’ın sağlık durumu bu süreçten önce nasıldı? Sonradan mı ağırlaştı?
Bekir Görmez: Fatma Hanım 2014’te böbrek nakli olmuştu ama hiçbir sorun yoktu. Böbrek normal çalışıyordu. Hafif bir işitme kaybı vardı, işitme cihazıyla idare edebiliyordu. Biz 15 Temmuz’a kadar, ben içeri girene kadar, güzel bir hayat yaşıyorduk. Benim cezaevine girmemle birlikte önce oğlum çok sarsıldı; ardından her şey hızla kötüye gitti.
Oğlunuz Bekirberk’in hastalığı nasıl başladı?
Bekir Görmez: Babasının içeride olmasını içine attı. Bir gün karın ağrısı şikâyetiyle hastaneye kaldırdılar. Bağırsaklarında düğümlenme olduğu söylendi. Ameliyatla müdahale ettiler. Ama o müdahale olduğu gün uykuya daldı ve bir daha hiç uyanmadı. O gün telefon görüşü yapmıştık; “İyiyim baba, seni bekliyoruz” dedi. Ertesi gün uyandırmaya çalıştılar ama uyanmadı. 45 ay yoğun bakımda kaldı ve o şekilde vefat etti.
Bu süreçte sizin tahliye talepleriniz oldu mu? Eşinizin yanında olabilmek için başvurular yapıldı mı?
Bekir Görmez: Eşimde %96 engelli, oğlumda da %70 engelli raporu vardı. Bunun üzerinden çok başvuru yaptık. Ama bana yüklemeye çalıştıkları dosyayı “çok ciddi” gösterip bırakmadılar. Benim konuşmamam için, susturmak için içeride tutulduğumu düşünüyorum. Sürekli baskı altındaydım. “Bunları kabul et, seni salalım” dediler. Daha da kötüsü “etkin pişmanlık” ve “itirafçılık” baskısı yaptılar; isim vermemi istediler. Hiçbirini kabul etmedim.
Yargı sürecinde size yönelik baskılar nelerdi?
Bekir Görmez: Mahkemelerde sürekli telkin vardı. Hatta beni yargılayan hâkim “Sizi içeri attıkça umre sevabı alıyorum” diyen birisiydi. Sürekli itirafçı olmamı istiyordu. Kabul etmeyince sinirleniyor, duruşmaları erteliyordu. Oğlumun vefatından sonra ceza verdiler; 9 yılı hızlıca onadılar, bir daha da salmadılar.
Oğlunuzun koma sürecinde en azından görebildiniz mi?
Bekir Görmez: Koma sürecinde yoğun bakımda görme fırsatım oldu. Başında dua ettim. Bunu bile lütuf gibi anlattılar. “Kötü bir insan olsam gönderir miyim?” diye başıma kalktı hâkim. Oysa bu kanuni bir hak değil, yine onların inisiyatifiydi.
Eşiniz Fatma Hanım cezaevine görüşlere gelebiliyor muydu? İşitme cihazı meselesi çok konuşuldu…
Bekir Görmez: Evet. İlk açık görüşte hem oğlumun hem eşimin işitme cihazı vardı. “Elektronik cihaz içeriye alınmaz” dediler. Konuşamıyorduk. Müdüre söyledim, “Böyle bir hakkınız yok” dedim. “Veremeyeceğiz” dediler. İlk açık görüşümüzü birbirimize bakarak, onların dudağımı okuyarak, hal diliyle geçirdik. Sonra raporlar istediler, uğraştırdılar. Daha sonra bizi tecrit edilmiş bir odada görüşe almaya başladılar. Kapalı görüşlerde camın arkasından ben kâğıda yazıp gösteriyordum, onlar okuyordu; sonra da yazdığım kâğıtları alıp kontrol ediyorlardı.
Fatma Hanım görüşleri aksattı mı?
Bekir Görmez: Hayır. Vefat edene kadar neredeyse hiç aksatmadı. Konya merkezdeyken cezaevi eve 10 dakika mesafedeydi. Oğlum vefat ettikten sonra beni Akşehir’e sevk ettiler; 1,5–2 saat uzaklıktı. Buna rağmen yine geldi. En sıkıntılı, ameliyatlı zamanlarında bile “Ben gideceğim, Bekir’i göreceğim” derdi. Onun hakkını ödeyemem.
Oğlunuzun vefat haberi cezaevinde size nasıl verildi?
Bekir Görmez: Koğuşa gelip haber verdiler. O an üzerime bir “sekine” çöktü. Ağlarım, yıkılırım sanıyordum ama öyle olmadı. “Oğlum kurtuldu, cennete gitti; siz düşünün” dedim. Öğlene kadar, ikindiye kadar beklettiler bilinçli şekilde. Fatma Hanım’la o an bir telefon görüşmesi hiç olmadı.
Cenazede yaşananları anlatır mısınız? Kelepçe çıkarılmadı mı?
Bekir Görmez: Her taraf sivil polis doluydu. Kelepçeyi hiç çıkarmadılar. Oğlumun yüzünü açtım, öptüm; mis gibi kokuyordu. İmama “Cenazeyi ben kıldırmak istiyorum” dedim. “Olmaz” dediler, savcıyı aradılar, savcı “olmaz” dedi. “Diyanetin imamının kıldırmasını istemiyorum” dedim; çünkü bu zulmün içinde onlar da var dedim. Sonra bir arkadaşın babasını işaret ettim, o kıldırdı. Mezara kelepçeli indim; kucağıma verdiler, o şekilde yerleştirdim. Sonra beni tekrar cezaevine götürdüler.
O gün Fatma Hanım’ın psikolojisi nasıldı?
Bekir Görmez: Arabadan indiğimde beni Fatma Hanım karşıladı. Kucaklaştık. “Bunları sevindirmeyeceğiz, ağlayarak güçsüz görünmeyeceğiz” dedi. Dimdik duruyordu. O acının içinde birbirimizi öyle görünce garip bir dirayet yaşadık.
Fatma Hanım’ın sağlık durumu o süreçte nasıl kötüleşti?
Bekir Görmez: Oğlumun yoğun bakım sürecinde her gün gidip geliyordu. Bu süreç onu çok yıprattı. Bekirberk’in vefatıyla birlikte hızlı bir çöküş başladı. En son 29 kiloya kadar düştü. Yemeden içmeden kesildi; organlar yavaş yavaş iflas etti. Raporlarda ikisinin de vefat sebebi “çoklu organ yetmezliği” yazıyor.
Fatma Hanım’la son görüşmeniz ne zamandı, ne konuştunuz?
Bekir Görmez: Vefatından iki hafta önce, Aralık ayında açık görüşteydi. Çok bitkindi, kolundan destekle geldi. El ele tutuştuk. O gün helalleştik. “Haklarını helal ediyor musun?” dedi. “Yerden göğe kadar helal ediyorum” dedim. “Asıl sen bana helal edecek misin? Elimden bir şey gelmiyor, duadan başka bir şey yapamıyorum” dedim. “Ben de senden razıyım, bütün haklarım helal olsun” dedi. Azize’yi teselli etmekle geçti o 40 dakika. Sonra ağırlaştı; hastaneye kaldırıldı, yoğun bakımda vefat etti.
Fatma Hanım’ın vefat haberi size nasıl geldi? Cenazesine götürüldünüz mü?
Bekir Görmez: Telefon görüşüne çağırdılar. İçim cız etti; yine kötü haber dedim. Telefonda Azize “Annem vefat etti baba” dedi. Ertesi gün cenazeye gitmeyi talep ettim. Müdür ve gardiyanlar geldi; “Emniyetten izin çıkmadı” dediler. “Yeterli koruma sağlayamayacağız” gibi bahaneler sundular. Sonradan anladım; oğlumun cenazesi kalabalık olduğu için, Fatma Hanım’ın cenazesinin de kalabalık olmasından korkup sessiz sedasız, 15–20 kişiyle defnetmişler. Hatta “Gelenleri fişleriz, hepsini içeri atarız” diye çevreye baskı yaptıklarını söylediler.
Bu süreçte size destek olanlar kimlerdi?
Bekir Görmez: Ömer Faruk Gergerlioğlu ve Haluk Levent gibi isimler eşimin yanında oldular. Cezaevinden çıkınca hepsine ulaşıp teşekkür ettim. Hâlâ görüşürüz. Bir de unutamadığım bir hadise var: Fatma Hanım yoğun bakımdayken bir genç arayıp “Ziyarete geldim” dedi. Hastaneye geldi; Afrika’dan gelmiş, “Abiler gönderdi, yalnız değilsiniz demeye geldim” dedi. Bu çok vefalı bir şeydi. Bir de tam tersi yaşadık: Oğlumun cenazesinde aylarca aramayan bazı akrabalar gelip ahkâm kesmeye kalktı. Gergerlioğlu eve gelince rahatsız olanlar oldu. Fatma Hanım “Burası benim evim, Allah rızası için gelen herkese açık, beğenmeyen gitsin” diyerek onları kovdu.
Bugünden geriye baktığınızda yaşananları nasıl tanımlıyorsunuz?
Bekir Görmez: Ben bunu hep bir soykırım süreci olarak değerlendirdim. Bizi ölüme terk ettiler. Ben hep şu hadisi hatırlarım: “Ahir zamanda iman elde kor ateş gibidir; atsak iman gider, tutsak eller yanar.” Biz ellerimizle o kor ateşi tutmayı, yanmayı tercih ettik. Fatma Hanım’a ve diğer vefat edenlere vefayı ölünceye kadar göstermeyi nasip et diye dua ediyorum. Türkiye’deki dava arkadaşlarımı unutursam kalbimi kurut diye dua ediyorum. Etkin pişmanlıkla başkalarının hakkına girenleri de Allah’a havale ediyorum. Hak yoldaysak devam ederiz; değilsek zaten tarihin değirmen taşında ezilip gideriz. Allah bizi yolumuzdan ayırmasın.
—————————————————————————————————
Konya’nın ayıbı: Mevlana diyarı, Fatma Öğretmen’in dramı!
Bir gün arayla iki Fatma öğretmen Fatma Görmez (solda) ve Fatma Hanife Çetinkaya) zalimin zulmü sonucu bir gün arayla hakka yürüdüler.
ENES cANSEVER
HAFTANIN YORUMU
Konya denince akla ilk gelen Hz. Mevlana olur.
Mevlana hatırlanınca; hoşgörü, insanlık, barış ve huzur ifadeleri akla üşüşür.
İyilik ve güzel duygular filizlenir gönüllerde.
Tabi ki, Şeb-i Arus’un, manevi iklimi belirir gözlerimizde.
“Gel, ne olursan ol yine gel!” diye yükselen ses, engin bir görüşü ve zengin bir hoşgörüyü barındıran anlayışı hatırlatır bizlere.
Uzun yıllar Anadolu Selçuklu Devleti’nin başkentliğini yaptı Konya.
Selçuklu medeniyetine beşiklik yapan bu şehir, büyük bir medeniyetin taşıyıcılığını üstlendi uzunca bir dönem.
Şems-i Tebrizi’nin, Sadreddin Konevi’nin, Sultan Aladdin’in, Tahir Büyükkörükçü’nün ve daha birçok değerin nefes alıp verdiği topraklardır buralar.
Bu kadim ve tarihi şehir, Gevher Nesibe ile ses verir.
Onun peşi sıra gelenler, 21. asrın Gevher Nesibeleri Fatma, Leyla, Emine, Fatma Hanife, Hacer, Betül öğretmenler ve adını sıralayamadıklarımız.
Ama bu beldenin enginliği derin bir yara aldı, Fatma Görmez ve ailesinin yaşadıklarıyla.
Görmez ailesinin çilesi, bir devrin utancı olarak hatırlanacaktır hep.
Anadolu’nun bağrında yaşanan kapkara bir zulüm…
Hâlbuki Konya denince Mevlana, Mevlana denince de sevgi dolu gönlü ve merhameti ilk aklımıza gelir(di).
Heyhat!
Gözler kör, kulaklar sağır.
Kalpler mühürlü, vicdanlar paslı.
Uçsuz bucaksız yurt toprakları, cahiliye çöllerini çoktan geçti.
İnsanımız en azgın yırtıcılarla karşı karşıya.
Kardeşlerimize yapılanlar karşısında, sessizliğe gömülmüş koca bir yurt.
Doğrusu, ne Anadolu eski Anadolu ne de Konya.
Hoşgörü rafa kalktı, Mevlana lafta kaldı.
Bu değerler unutulalı çokça zaman oldu.
Bekir’ler, Berk’lerden ve Fatıma’lardan, Haluk’lar Esen’lerden, Fatma Hanifeler Ahmetler’den Mevlüt’ler Aliler’den, Esralar Fatih’lerden, Şükran’lar Ümit’lerden, Zekiye’ler ve Harun’lar, Ahmet’lerden koparıldı.
İniltiler göğü sardı ama nafile…
Duyan yok mazlumu, sesine ses verecek yankı da yok ortalıkta.
Cahiliye çöllerindeki azgınlığa rahmet okuttu gaddarlıklar.
Fatma Görmez’in çaresizliğinde, tuz buz olmuş bakışlarında, kırgın, mahzun ve çaresiz gözlerinde okundu bir rejimin tüm zalimlikleri.
Suvari’den Fatma Öğretmen ve oğlu Berk’in anısına şarkı: “Görmez oldu”
KOLUMUZ KANADIMIZ KIRIK, GÖNLÜMÜZ PARAMPARÇA!
Dostlar!
Kolumuz kanadımız kırık, gönüller paramparça.
Güçlülerin gücü yerinde, bütün kolluk güçleri emirlerinde.
Bu gücün muhatabı günahsız bir aile, hasta ve çaresiz bir öğretmen.
Sınır tanımayan gücün, acımasız sırtlan ruhlu bir devletin pençesinde; yavrusunu toprağa emanet etmiş, eşi elinden alınmış bir melek.
O masum bakışları…
Fatma’ların ateşi yakar önce sizi sonra her yanı elbet.
Aheste çıkar zira mazlumun ahı.
Neylesin mazlum, elde duası ve Allah’ından başka.
Semanın sakinleri olup bitene şahit.
Arşa yükselen feryatlar, yaşanan acılar yürek yaralayıcı.
Şikâyet ediyoruz, bu gönül kırıklığımıza neden olanları sana ya Mevla!
Olup bitenler adeta bir soykırım.
Soykırım lafı bile kifayetsiz, yaşananlar karşısında.
Zira en kanlı zalimler bile, çocuklardan ve yaşlılardan sarfınazar etmişlerdir.
Kadınlara dokunmamış, hastalara, kalbi yaralılara ilişmemişlerdi.
Bir kadın, bir öğretmen Fatma Görmez.
Mesleğine aşık.
KHK zulmüyle mesleğinden men edildi.
İşini ve eşini seven, hayat dolu bir öğretmenin hayatına kıydılar.
Hem de herkesin gözünün önünde.
Sevdiği eşi Bekir Öğretmen, bir şafak vakti operasyonuyla elinden alınıp kara zindanlara yollandı.
Suçu(!), atılmış bir twitten ibaret.
4,5 yıldır mahpus, Bekir Hoca!
Sonu gelmez hukuksuzluklar, Görmez ailesinin tüm fertlerin üzerindin bir silindir gibi geçti, hayatlarını kısa sürede altüst etti.
Engelli oğlu Berk ve kızıyla yapayalnız kalakaldı.
Üzüntüye dayanamayan bu çaresiz anne, işitme duyusunu kaybetti.
Temmuz sıcağının altındaki çiçek gibi; soldurdular.
Ömer Faruk Gergerlioğlu,Fatma öğretmeni evinde ziyaret etmişti.
CEZAEVİNDE, CAMIN ARKASINDA AĞLAYARAK ANLAŞMA!
En büyük şoku; cezaevindeki ilk görüş gününde yaşar Fatma Hanım.
Cezaevi yönetimi cihazın içeri sokulmasının yasak olduğunu söyler.
Günlerce birbirini göremeyen iki eş, kalın camın arkasından sadece karşılıklı ağlaşarak dertleştiler.
Birbirlerine tek bir kelime söyleyemeden, gözyaşları eşlik etti sadece onlara.
Yaşanan dramın ağırlığıyla oğul Berk, 3 yıl önce melek olup uçtu öte tarafa.
Esaretteki baba Bekir, ellerindeki kelepçeyle getirildi cenazeye.
Uzun süreden beri sarılamadığı evladına, son nefesinde bile ellerini açıp, dua ederek, yüzüne süremedi.
Bir avuç toprağı atamadı cennet kuşunun mezarına.
Defin boyunca bu tabloyu izledi, Mevlana Celalettin’in beldesi.
Bu tablo; tarifsiz bir kinin, bambaşka bir nefretin ve utancın panoramasıydı aslında.
Zindanda eşin kalışı, evlat acısı, sessiz yığınlar, rejimin zulmü, dahası zulmü alkışlayanlar adeta güç birliği etti.
Önce aşından, çok sevdiği işinden, sonra eşinden ve sağlığından edildi Fatma Öğretmen.
Ardından güzel yavrusu Berk’ten, sonda da biricik kızından ayırdılar, bu devrin zalim mi zalim gaddar mı gaddar rejimin, mimarları.
Gün gün adeta mum gibi eridi KHK’lı öğretmen.
Koca vücudu, 29 kiloya kadar düştü.
Haluk Levent,Fatma öğretmeni üç kez evinde ziyaret etmişti.
FATMA ÖĞRETMENİN YÜREKLERİ YAKAN MESAJI:
Fatma Öğretmen, yaşananları şu sözlerle özetlemişti:
“Çok sevdiğim sınıf öğretmenliğinden ayrılmak zorunda kaldım. Yaşadığım böbrek nakli nedeniyle malulen emekliliğe başvurmuştum. KHK ile ihracım nedeniyle emekliliğim olmadı.”
“Yardım edin, ihtiyacım var!” çığlığı nasırlı vicdanlarda yankı bulamadı ne yazık ki.
“Eşim suçsuz yere hapiste.” dedi ama bu devrin yargıçları çoktan adaleti rafa kaldırmıştı.
Ve o da yavrusu Berk gibi, bir Ocak ayında melek olup uçtu.
Bu asrın utanmazlarını kendi haline bırakıp gitti.
O şimdi kara toprağın bağrında.
Oğlu Berk’i kelepçeyle uğurlayan Bekir Öğretmen, eşi Fatma’yı uğurlayamadı.
Türlü bahanelerle izin verilmedi.
Konya ovası Kerbala çölüne dönüştü.
Mevsim Muharrem olmasa da, Gül Peygamber’in torunu Hüseyin’e çektirilen acılar, asrımızın Yezit’leri tarafından bize Kerbela’yı yaşattı.
Çünkü azgınlar yeni rekorlar peşinde, daha fazlasını istiyorlar.
Dirisine de ölüsüne de, acı çektirmeye yemin etmişti taş kalpliler.
Geriye, her gün yaşanan benzer acılarla sürekli kanayan yürekler kaldı.
Hortlayan karanlık zihniyet her yeri dolaşıyor.
Görmez ailesine, canlı canlı bir soykırım uygulandı.
Adeta bugünler için söylemişti sanki Mevlana şu sözü: “Susamak ve susmak çok benzerdir. Birinde dilin, diğerinde yüreğin kurur.”
Ne yazık ki, Anadolu’yu Kerbela’ya çevirenler, dilleri de yürekleri de kuruttular.
Hasılı, Görmez ailesinin dramından geriye, zindanda çaresiz bir baba, küçük yaşta annesiz ve kardeşsiz kalan masum bir kızcağız kaldı.
Görmez ailesi için yardımını hiç esirgemeyen Haluk Levent:
“Kızı tek kaldı ama bizler onun için elimizden geleni yapacağız.” dedi.
Mevlana Celalettin’in sözüyle bitirelim yazıyı:
“Dostlarını daima vefa ile hatırla can!
Arayan sen ol, bulan sen.
Tanıyan sen ol, kucaklayan yine sen.
Kula vefası olmayanın, Hakk’a vefası olmaz.”
Allah gani gani rahmet eylesin Fatma Öğretmen ve oğlu Berk’e,
Mevla, sabırlar versin küçük kızımıza, Bekir Öğretmene ve tüm mazlumlara. e.cansever@zamanaaustralia.com















