Birleşmiş Milletler (BM), Tarsus T Tipi Kadın Cezaevi’nde ilaçlarının verilmediği ve tedavisinin aksatıldığı iddia edilen KHK’lı İngilizce öğretmeni Halime Gülsu’nun ölümüne ilişkin dosyayı incelemeye aldı.
Merkezi İsviçre’de bulunan insan hakları kuruluşu IAHRA Geneva’nın başvurusunu değerlendiren BM İnsan Hakları Komitesi, Türkiye’den resmi savunma talep etti. IAHRA Geneva, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Gülsu’nun davasının Türkiye aleyhine BM İnsan Hakları Komitesi’ne kaydedildiğini duyurdu.
NE OLMUŞTU?
Sistemik Lupus hastası olan 33 yaşındaki İngilizce öğretmeni Halime Gülsu, 20 Şubat 2018’de Mersin’de gözaltına alındı ve ardından tutuklandı. Tutuklu ailelerin çocuklarına yardım ettiği gerekçesiyle hakkında işlem yapılan Gülsu’nun, hem gözaltı sürecinde hem de cezaevinde düzenli kullanması gereken ilaçlara erişemediği ve tedavisinin geciktirildiği öne sürüldü.Yaklaşık iki ay boyunca hayati öneme sahip ilaçlarını düzenli kullanamadığı belirtilen Gülsu, 28 Nisan 2018’de hayatını kaybetti.Gülsu, yaşadığı hak ihlallerini kapalı zarf usulüyle savcılık, cezaevi savcılığı, Adalet Bakanlığı, BİMER ve CİMER dahil altı farklı kuruma bildirdi; ancak başvurularından sonuç alamadı.
SORUŞTURMALAR TAKİPSİZLİKLE SONUÇLANDI
Gülsu’nun ölümünün ardından başlatılan soruşturmalar Mersin ve Tarsus savcılıkları tarafından kapatıldı.Mersin Cumhuriyet Savcısı Zeki Topaloğlu, Mersin TEM görevlileri ile Tarsus Devlet Hastanesi’nde görevli doktor hakkında yürütülen soruşturmada 16 Mayıs 2019 tarihinde “kovuşturmaya yer olmadığına” karar verdi.Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığı ise cezaevi görevlileri hakkında yürütülen soruşturmayı 18 Mart 2019’da takipsizlikle sonuçlandırdı.TBMM İnsan Hakları Komisyonu üyesi Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun girişimleri sonrasında Mazlum-Der tarafından Mayıs 2019’da yayımlanan raporda, Gülsu’nun ölümünde ağır ihmaller bulunduğu ifade edildi. Ancak savcılıklar bu raporu da dikkate almadı.İtirazları reddedilen aile, Anayasa Mahkemesi’nden de sonuç alamayınca dosyayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıma kararı aldı.
DOSYA ARTIK BM’DE
Son gelişmeyle birlikte Halime Gülsu’nun dosyası Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi’nin gündemine girdi. IAHRA Geneva tarafından yapılan başvuru Türkiye aleyhine kayda alınırken, BM Türk hükümetinden savunma talep etti.
ÖLMEDEN DÖRT GÜN ÖNCE YAZDIĞI MEKTUBU
Halime Gülsu, vefat etmeden sadece birkaç gün önce Başbakanlık İletişim Merkezi’ne (BİMER) yazdığı, milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu tarafından ortaya çıkarılan mektubunda yaşadıklarını ayrıntılı bir şekilde anlatmıştı. Mektup daha sonra kamuoyuna yansıdı.Gülsu mektubunda, 15 yıldır Sistemik Lupus hastası olduğunu, düzenli ve kontrollü tedavi görmesi gerektiğini, ancak gözaltına alındıktan sonra özellikle haftalık kullandığı ana ilacına uzun süre erişemediğini belirtti.
Cezaevinde defalarca “acil” ibareli dilekçe yazmasına rağmen revire çıkarılmadığını, hastaneye sevk edildiğinde ise Lupus hastalığı için kritik öneme sahip testlerin yapılmadığını ifade etti. İlaçlarına yaklaşık iki ay boyunca düzenli ulaşamadığını vurgulayan Gülsu, sağlık durumunun giderek kötüleştiğini ve hastalığının nüksettiğini aktardı.
Ambulans çağrılmasına rağmen yeterli müdahale yapılmadan koğuşuna geri gönderildiğini belirten Gülsu, gözaltına alındığı günden itibaren gerekli tetkik ve tedavilerin yapılmadığını ifade ederek sorumlular hakkında işlem başlatılmasını talep etti.Mektubunu, yapılan işlemlerin tarafına bildirilmesini isteyerek ve yasal haklarının saklı olduğunu belirterek tamamladı.
Halime Gülsu: “20.02.2018 günü Mersin’de bulunan ikametimden, Mersin Emniyetinde çalışan, sonradan TEM Şube Müdürlüğü’nde çalıştıklarını öğrendiğim polis memurları beni gözaltına alacakları zaman acele ettirdiklerinde sadece 1 haftalık olan, Sistemik LUPUS teşhisi sebebi ile kullandığım ilaçlarımı zorla alabildim. Acele ettirildiğim için aileme bitmek üzere poşan ilaçlarımı derhal temin etmeleri için bilgi veremedim. Hatta ana ilacımı da yanıma alamadım.
Sistemik Lupus hastalığı, bağışıklık sistemi kendi vücut dokularını tanımayarak yabancı bir madde olarak görüp saldırmaktadır. Vücudum aşırı derecede antikor (beyaz küre) üreterek savunma sistemi ile kendi kendisini öldürmektedir. Bu durum özellikle kan seviyesinin hızlı bir şekilde düşüşüne sebebiyet vermekle birlikte, eklem ağrıları, halsizlik, yorgunluk, güçsüzlük, kendi başıma hayatımı minimum düzeyde dahi idame ettiremeyecek düzeye getirmektedi.
Teşhis sonrası ilaç tedavisi başlandığında ise düzenli olarak haftalık ve günlük olarak kullanımı gereken ilaçlardır. Yine hastalığın süreci doktor kontrolünde alıp, tetkiklerle değerlerin karşılığında ilaç etken maddeleri ve dozajlarında değişiklik yapılması gerekmektedir. Söz konusu hastalık sadece Romatoloji doktoru tarafından takip edilerek tedavi edilmesi gerekmektedir. Ayrıca tedavi aşamasında vücudun antikor (beyaz küre) üretimi ilaçlar ile baskılandığından, dış dünyadaki gerçek mikrop ve virüslere karşı vücut gerçekten tehlike altına girmektedir. Steril ve sürekli kontrol altında tutulması gerekmektedir. Hastalığım tedavi aşaması ciddi bir prosedür ve süreç gerektirmektedir.
15 yıldır Sistemik Lupus hastasıyım. Uzun prosedür ve süreç sonunda hastalığım baskılanarak pasif hale gelmişti. Ancak ilaç tedavim devam etmekteydi. Gözaltına alındığım günden itibaren ancak günlük kullandığım ilaçlara devam edebildim. Tedavinin ana ilacı olan ve haftalık kullandığım ilacı, ilk bir hafta aileme nerede olduğum bilgisi dahi polisler tarafından verilmediği için kullanamadım.
Görevli polisler tarafından ailemi aradıkları yönünde verilen bir kağıdı imzaladım. Ancak tutuklanarak cezaevine gönderildikten sonra abim ile görüşüm esnasında o dönem aranmadığını, hatta ilaçlar ile ilgili bir bilgisinin olmadığını söyledi. Gözaltındayken bir hafta sonra günlük olan ilacım sonradan abim tarafından bir şekilde temin edildi. Ancak asıl ilacımı yazılı bir kağıt ile gönderemediğim için görevli polisler yüzünden tarafıma ulaştırılamadı. Evde bulunduğu halde ilacımın ilk haftalık dozunu gözaltındayken alamadım.
Mersin 4. Sulh Ceza Hakimliğince tutuklandığım duruşma esnasında ne görevli Cumhuriyet Savcısı ne de Sulh Ceza Hakimi hastalığım ile ilgili bir işlem yapmadılar. Tutuklanarak Tarsus Kadın Kapalı C.İ.K. Müdürlüğüne gönderildim. Burada günlük aldığım ilaç bitti ve haftalık ilacımı hala alamamış durumdaydım. Cezaevi koşulları gereği revire çıkmak için dilekçe yazdım, sayısını dahi hatırlamıyorum ve üzerine “Acil” ibaresi düştüğüm dilekçelerime cevap verilmedi ve revire götürülmedim.
Gözaltına alındıktan tutukluluğum süreci dahil bir ay sonra Tarsus Devlet Hastanesine dahiliye servisine götürüldüm. Doktora hastalığımı anlattım. Tüm tetkikleri yaptırmasını istedim. Ancak sadece hemogram, karaciğer enzim testi, TSH, ferritin değerlerine bakılıp, asıl olan anti-DSDNA, C3, C4 ve ANA değerlerime bakılmadığını sonradan öğrendim.
Bu arada hastalığıma dair sağlık raporumu TEM Şube Müdürlüğünde kaybettiğim için, abimin de haberi olmadığı için cezaevindeki görevli memurlar ve doktor hastalığımın tedavisi için herhangi bir girişimde bulunmadılar. Dahiliye doktoru, eksik tetkik yaptırılması ve asıl hastalık değerlerini gösteren tetkiklerin yapılmaması sebebi ile cezaevi görevlilerine sağlıklı olduğumu söylemiş, bunun üzerine cezaevi revir görevlisi bana şifa olarak ‘Bir şeyin yokmuş’ şeklinde ifadeler kullandı. Bunun üzerine ben de başmemur görüşü için dilekçe yazdım. Görevli başmemur benimle ilgilenerek revir görevlisine ramöotoloji bölümüne sevk edilmemi söyledi. Abimle kapalı görüş sırasında ilaçlarımı ve sağlık kurulu raporumu getirmesini istedim. Abim bir hafta sonra ancak bana ulaştırabildi. Tıplamda iki ay boyunca ilaçlarımı kullanamadım.
Bu arada hastalığım tekrar nüksetti. Halsizlik, yorgunluk ve eklem ağrılarım tekrar başladı. Ayrıca mide bulantılarım da başladı. Revire tekrar dilekçe yazdım ve revir görevlilerince Dahiliye Servisine tekrar sevkim yapıldı. Tarsus Devlet Hastanesinde Romatoloji servisi bulunmadığı için yine Dahiliye Servisine götürüldüm. Durumumu doktora anlattım, hastalığımın tekrardan nüksedebileceğini özellikle ve Şehir Hastanesi Romatoloji servisine sevk yaptı. 23.04.2018 tarihinde halen bu bölüme götürülmedim.
İlaçlarımı kullanmama rağmen bir türlü kendimi iyi hissedemiyorum. Zaten prosedür ve süreç açısından zor bir hastalık olduğu için herhangi bir hastalık gibi ilaç kullanımı ile beraber iyileşme süreci kısa zamanda olacak bir hastalık değildir. Bu sebeple kötü olduğumda değerlerimin bir an önce tespit edilmesi gerektiği için cezaevindeki görevlilere durumumu anlattım. 20.04.2018 günü 112 acil servisten ambulans geldi.
Ambulans görevlilerine hastalığımı anlattığım halde tansiyonuma ve nabzıma bakarak “inşallah bir şey olmaz” diyerek beni koğuşuma geri gönderdiler. Hastalığım teşhisi konalı bir yılı geçmiş olduğu için cezaevinde görevli İKM’ler bunu söylediğimi düşünerek beni azarlamaktaydı. Hastalığım son derece ciddi ve ölümcül bir hastalık olup, gözaltına alındığım günden itibaren tetkik bulunmadığım ve dilekçe yazdığım bu güne kadar dilekçe içerisinde belirttiğim dahiliye, revir ihmal eden, savsaklayan sıralı tüm görevliler için Mersin Emniyet Müdürlüğü (TEM Şube Müdürlüğü), Tarsus Kadın Kapalı C.İ.K., Tarsus Devlet Hastanesinde gerekli işlemlerin başlatılmasını talep ediyorum.
Söz konusu yapılan işlemlerin makamınıza başlatılmasını, bu dilekçemle ilgili evrak kayıt sayısının ve işlem takibinin tarafıma Tarsus Kadın Kapalı C.İ.K. Müdürlüğü İnfaz Birimi aracılığı ile bilgi olarak verilmesini, yasal işlemler ile ilgili tarafıma bilgi verilmesi hususunun anayasal hakkım olup, bilgi verilmemesi halinde yasal haklarımın saklı olduğunun bilinmesi hususunda gereğini arz ederim. 24.04.2018″














