• ANA SAYFA
  • GÜNDEM
  • YAZARLAR
  • DÜNYA
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
  • ZULÜM GÜNLÜĞÜ
  • VİDEO HABERLER
  • DİĞER
    • UZAK DOĞU
    • AVRASYA
    • AVRUPA
    • AMERİKA
    • AİLEM
    • TEKNOLOJİ
    • KONUK YORUM
No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • GÜNDEM
  • YAZARLAR
  • DÜNYA
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
  • ZULÜM GÜNLÜĞÜ
  • VİDEO HABERLER
  • DİĞER
    • UZAK DOĞU
    • AVRASYA
    • AVRUPA
    • AMERİKA
    • AİLEM
    • TEKNOLOJİ
    • KONUK YORUM
No Result
View All Result
No Result
View All Result
Home Manşet

Buldan: Öcalan CHP’ye yapılanlardan rahatsız, Erdoğan’a söylüyoruz cevap vermiyor

Nisan 13, 2026
in Manşet, RÖPORTAJ
1
Görüntüleme
Share on FacebookShare on Twitter

DEM Parti İmralı Heyeti Üyesi Pervin Buldan, T24’ten Cansu Çamlıbel’e konuşarak çözüm süreci, CHP’ye yapılan operasyonlar, Abdullah Öcalan’la ilgili tartışmalar hakkında dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu.

Buldan, barış süreci için PKK’lıların durumu için hazırlanacak yasa tasarısı için ‘kaygısını’ “Yasa taslağının Öcalan ile görüşülmeden genel kurula getirilmesi sıkıntı olur. Öcalan kendi örgütüyle istişare etmeden karar vermez. Kendi örgütüyle yasa taslağını görüşmesinin önü açılmalı” ifadeleriyle dile getirdi.

Buldan, Selahattin Demirtaş’la ilgili soruya ise “Yasalar çıkınca zaten Selahattin Demirtaş da çıkacak Figen Yüksekdağ da. Öcalan hepsinin katkısını istiyor. Çıktıklarında siyasete önemli katkı sunacaklar. Bu konuda şüphe yok” yanını verdi.Röportajda Pervin Buldan’a yöneltilen bazı sorular ve cevapları şöyle…

BU HABERLER İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Gözaltınan alınan CHP Ankara İl Başkanı Ümit Erkol tutuklandı

Macaristan’da 16 yıllık Orban dönemi bitti: Seçimi muhalefet kazandı

Sessiz yardımlar ve konuşan gözyaşları

‘ÖCALAN VE PKK SOMUT ADIM BEKLİYOR’

-Bir karşılıklı görüş alışverişine sizin heyetinizin hazır bulunduğu bir ortamda gerek duyulmasının sebebi tam olarak nedir? Mutlaka ki karşılıklı beklentiler hep var, bu işin doğasının gereği. Ama bugüne kadar olmayan şey bugün oluyor. Acaba iş kritik bir eşiğe geldiği için ya da işin başka yöne evrilebileceğine yönelik kaygılar olduğu için mi buna gerek duyuldu?

İşin başka yöne gideceğine dair bir emare yok. Bu iş kendi mecrasında ilerliyor ve ilerleyecek. Ama karşılıklı bazı beklentiler var. Sadece devletin değil aslında PKK’nin de beklediği ya da Sayın Öcalan’ın da beklediği bazı somut adımlar var. Beklentiyi her iki taraf açısından söylüyorum. Bu konular üzerinde biraz konuşuldu. Örneğin devlet heyetinin PKK’nin biraz daha somut adım atmasına dair beklentileri var. Çünkü diyor ki devlet “Silah yakma merasiminden sonra biz somut bir adım görmedik.”

‘BAZEN DIŞARIYA YANSIMAYAN GÖRÜŞMELER DE YAPIYORUZ’

-Bunu kamuoyuna da söylüyorlar zaten.

Bunu kamuoyuna da söylüyor devlet evet. Diğer taraf da “Biz de demokratikleşme adına somut adımlar görmüyoruz” diyor. Kayyımların geri alınmasına dair toplumun yüksek beklentisi konusundan başlayarak hiçbir alanda beklenti karşılanmış değil. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ gibi isimler hâlâ” cezaevinde. CHP’ye baskı var, her gün operasyon ve tutuklamalar oluyor. Sonuçta muhalefet de bu işin bir parçası ve hâlâ kayyım atamalarına devam ediliyor. Bunlar elbette ki konuşuluyor ve konuşuldu. Bazen kapalı, bazen açık, görünen ya da görünmeyen, bilinen ya da bilinmeyen birçok şey var aslında. Bunların bir kısmı açık yapılıyor, bir kısmı kamuya yansıtılıyor, bir kısmı da yansıtılmıyor. Mesela biz de heyet olarak bazen kapalı görüşmeler de yapıyoruz. Bunu hiç kimseye söylemiyoruz.

-Öcalan ile kamuoyundan habersiz görüşmeler yapıyorsunuz?

Hayır, devlet yetkilileriyle. Siyasi partilerle, devlet yetkilileriyle, sürecin parçası olan kesimlerle bazen kamuoyuna yansımayan görüşmeler yapıyoruz. Dolayısıyla bu görüşmelerin de önemli olduğunu düşünüyorum ama toplum somut adım istiyor. Somut adımı her iki taraf açısından da söylüyorum. Çünkü iki tarafın da beklentisi var ve iki taraf da somut adım atılması gerektiğini hem düşünüyor hem söylüyor. Şimdi bunların artık hayata geçmesi lazım. Sürecin de güven verebilmesi açısından bunu söylüyorum. Çünkü süreç bazen güvensiz bir şeye dönüşebiliyor. Yani güvence vermeyebiliyor. Toplum şunu soruyor; “Olacak mı?” Kafalarda soru işaretleri var, kaygılar var. Bu kaygıları giderecek adımlar atılmalı. 

‘MECLİS KAPANMADAN SOMUT ADIM BEKLİYORUZ’

Siz geçen hafta Med TV’de bu ay sonuna kadar (nisan sonu) kadar infaz yasasıyla ilgili gelişme beklediğinizi söylemiştiniz.  

Görüşmenin ana çerçevesi belirlediğinde ve karşılıklı beklentilerin ifade edildiği bir zeminde, nisan ayı bir takvim olarak belirlendi evet. Bu anlamıyla nisan ya da mayıs başı diyebileceğimiz bir aralıkta somut kime adımların atılmasını bekliyoruz. Bizlerde bu sürecin takipçisiyiz. Ama mevcut gidişata bakınca nisan ayı bitmeden olması zor görünüyor. Mayıs da olabilir, haziran da olabilir ama Meclis kapanmadan illa ki olmalı. Meclis temmuzda kapanmadan somut yasal düzenlemenin çıkması gerek. 

‘DEVLETİN DE KAVRAMASI LAZIM, SİLAHLI DÖNEM BİTTİ’

-Türkiye’de devlet tarafında böyle soru işaretleri var mıdır mesela?  

Olabilir. Devletin böyle bir yaklaşımı olabilir. Ama PKK’nin ya da YPG’nin ne düşündüğüne dair benim bir bilgim yok. Önümüzdeki dönemlerde ne olur ne biter, bunun hesabını yapıyorlar mı? Ben bu soruların yanıtlarını bilemem. Ama bildiğim tek şey var; bir daha silahlı mücadeleye geri dönüş olmayacak. Ben bunu adada yaptığım görüşmelerden biliyorum. Sayın Öcalan’ın kendi ağzından ifade ettiği şey bu; “Silahlı mücadele devri bitti, kapandı. PKK bitti, PKK kapandı. Şimdi başka bir dönem. Yeni bir dönem başladı, yeni bir süreç başladı.” Siyasetle her şeyin çözüleceğine olan inanç ve bu konuda atılacak olan adımlarla birlikte yeni bir mücadele süreci bu. Hiçbir şey kolay olmayacak, olmuyor da zaten. Mücadele etmeden hiçbir şey elde edilmiyor. Biz bunu yıllardır zaten yaşıyoruz, görüyoruz, tanıyoruz. Bunun mağduruyuz. Ama önümüzdeki dönem açısından yeni bir mücadele alanı var bizim için. Ama Kürtlerin bu dönemde zihinsel olarak artık bunu kavraması lazım. Sadece Kürtlerin değil devletin de kavraması lazım. Silahlı mücadele dönemi bitti.

‘ÖCALAN’IN EVET DEMEDİĞİ YASAYA PKK NASIL EVET DİYECEK’

 -Komisyon raporunu da tüm partiler başta kendilerine göre hazırladı, sonra ortak bir metin oluştu. 

Komisyon raporu bence eksikliklerine rağmen iyi. Keşke o rapor baz alınarak yasa hazırlansa. Fakat bu yasa taslağının Sayın Öcalan’la görüşülmeden çıkması sıkıntı olur.

-Öyle bir endişeniz mi var? AKP’nin baskın biçimde yasa tasarısını genel kurula indireceğini mi düşünüyorsunuz? 

Öyle bir endişem yok. Ben bir mutabakat sağlanır diye düşünüyorum. Çünkü onlar da şunun farkında; Sayın Öcalan’ın “evet” demediği bir yasaya PKK nasıl “evet” diyecek?

-Ya da soru şu; Abdullah Öcalan Kandil’in uymayacağını bildiği bir talimatı verir mi? Bu soruyu soruyorum çünkü genelde Öcalan’ın oradan gelecek reaksiyonu bilerek ve onu hesap ederek bir strateji kurmaya çalıştığını izliyoruz.   

Evet doğru.

‘ÖCALAN ÖRGÜTÜYLE İSTİŞARE ETMEDEN KARAR VERMEZ’

-O halde Türkiye’ye gelip siyaset yapmak isteyen kadronun içine sinmeyeceği ve dolayısıyla da uygulamayacağı bir talimatı Abdullah Öcalan verebilir mi?  

Sayın Öcalan yöntem olarak kendi örgütüyle istişare etmeden ve ortaklaşmadan somut kararlar vermemeye özen gösteren bir lider. Farklı yollarla elbette ki örgütüyle iletişim kurulabilir, kurmalıdır. Kongre öncesinde yapıldı. Buna benzer bir yöntemle Öcalan’ın kendi örgütüyle bu meseleyi konuşması lazım, tartışması lazım, onayını alması lazım. Bir mutabakat sağlaması lazım ki bu yasa o haliyle genel kurula gelsin ve tartışmasız geçsin en azından. Ben bunun olabileceğini düşünüyorum. Devlet heyetinden iktidar mensuplarına muhalefet mensuplarına kime sorsam, herkes olması gerekenin bu olduğunu ifade ediyor. Çünkü herkes Öcalan’ın kendi örgütüne direkt kabul ettirmediği bir şeyi örgütün çok fazla dinlemeyeceği ve kabul etmeyeceği gerçekliğini biliyor. Bir şeyi ancak Sayın Öcalan onlara kabul ettirebilir. Herkes bu noktada aynı görüşte.

‘ÖCALAN CHP’YE YAPILANLARDAN RAHATSIZ’

-CHP’lilerin de bu konuda sizinle hemfikir olduğunu söylediniz. Biraz burada CHP’nin tüm bu süreçteki konumunu kendi zaviyenizden anlatın isterim. Elbette Öcalan’ın bu konudaki görüşlerini de kamuoyu merak ediyor. Zira iktidar eliyle CHP’ye yönelik olarak yürütülen bu topyekûn operasyonu Öcalan neredeyse görmezlikten geliyor gibi bir görüntü var. En azından sızan görüşme notlarında bu konuda fazla değerlendirmesini görmedik. Oysa kendisinin tarihi çağrısı 27 Şubat 2025’te gelmişti. 20 gün sonra ise İmamoğlu operasyonuyla birlikte CHP’ye dönük tazyik başladı. Tam çözüm sürecinde bir aşamaya gelinmişken iktidarın bir yandan da toplumu gerecek biçimde CHP’yi ablukaya almış olması Öcalan ile görüşmelerinizde konuştuğunuz bir şey mi?   

Bu meseleyi bizim Sayın Öcalan’a anlatmamıza gerek yok, zaten takip ediyor. Sürekli izliyor. CHP’ye yapılanlardan oldukça rahatsız. Zaman zaman ifade ediyor. Çünkü bu süreç sadece Kürtleri ilgilendiren bir süreç değil. Ya da sadece Kürtlerin geleceğini garanti altına alacak bir süreç değil. Türkiye toplumunun tamamını gelecek zaman içerisinde ilgilendirecek olan bir süreç. Tamam CHP sürece sahip çıkıyor, komisyona üye verdi, komisyondaki üyeleri gerçekten çok büyük katkılar sundular raporun çıkmasına. Sayın Özgür Özel’in açıklamaları ve desteği çok kıymetli bizim açımızdan. Fakat Sayın Öcalan sürece biraz daha sahip çıkmaları gerektiğini düşünüyor. Bazen bunu ifade ediyor. CHP’nin biraz daha cesur adımlar atması gerektiği yönünde sözü var. Ama şimdi bunun yanında tabii ki CHP’nin zorlandığını biliyoruz. Tabanından, kendi seçmeninden baskı altında olduğunu biliyoruz. Kendi PM’si, MYK’sı büyük bir baskı kurdu CHP yönetimi üzerinde. “Bir taraftan bize bunlar yapılıyor, diğer demokratikleşme adı altında bir süreç yürütülüyor. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu” diyenler var. 

‘CHP ÜZERİNDEKİ BASKI DURMALI DİYORUZ, ERDOĞAN CEVAP VERMİYOR’

-CHP seçmeni bir de şunu soruyor partisine: “Cumhurbaşkanı Erdoğan bu süreci bir kere daha seçilmek için ve Kürtlerin oyunu almak için girdi. Bunun farkında mısınız?” 

Sayın Özgür Özel’in sürece dair yaklaşımı pozitif. Bunda gerçekten bir sıkıntı yok. Ama hükümetin, AKP-MHP ittifakının CHP’ye dair yaptıkları yanlış. Bunu çok net söylüyorum. Yani bir taraftan demokratikleşme adımları atılırken, diğer taraftan antidemokratik uygulamaları yapmak birbiriyle çelişkili. Fakat bizim açımızdan bir seçim hesabı yok bu işin içinde, onu da net olarak söylemek isterim.  

-İki lider açısından da bunu söyleyebilir misiniz? Çünkü Devlet Bahçeli’nin bir seçim hesabı içinde olmadığı net de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın pozisyonu açısından da bu kadar net konuşabiliyor musunuz?

Sayın Cumhurbaşkanı ve Sayın Bahçeli ile yaptığımız görüşmelerde hiçbir zaman seçim gündeme gelmedi.  

-Şunu söylüyorsunuz; “Cumhurbaşkanı Erdoğan ne İmralı heyeti olarak bize ne DEM Parti yönetimine ‘Gelin birlikte anayasayı değiştirelim. Ben Kürtleri rahatlatacak ifadeleri anayasaya koydurayım, siz de benim Cumhurbaşkanı kalmamın önünü açacak düzenlemelere destek verin’ gibi bir mesaj verdi. “Böyle bir konuşma geçmedi” diyerek bunu söylemek istiyorsunuz herhalde değil mi? 

Hayır, hiç olmadı. Bizim gündemimizde asla böyle bir şey olmadı şimdiye kadar. Ama biz kendisiyle görüşmelerde CHP konusunu gündem yapıyoruz. “CHP üzerindeki baskı durmalı” diyoruz.  

-Bir cevap veriyor mu Sayın Cumhurbaşkanı buna?  

CHP üzerindeki baskı durmalı. Yok cevap vermiyor. Şöyle söyleyeyim; Sayın Cumhurbaşkanı ile yaptığımız görüşmelerde genel olarak aslında biz konuşuyoruz. Orada işte devlet yetkilileri de var biliyorsunuz. Onlar da konuşuyorlar. Sayın Cumhurbaşkanı dinleyen bir pozisyonda ama sonuçta da temennisini de ifade eden bir yerde duruyor. Fakat bu tür konuların konuşulmadığını özellikle ifade etmek isterim.  

-Sizin DEM parti olarak kaygınız şu; eğer bir ara seçim olacak olursa “eve dönüş yasası” rafa kalkar. Doğru mu anlıyorum?  

Bizim için önemli olan şey yasa. Ve bu yasa aslında ilk adım olacak. Bütüncül bir yasa olsun istiyoruz ki her türlü sorunun, haksızlık ve hukuksuzluğun ortadan kalkacağı bir zemin yaratsın. PKK’ye özgü bir seferlik ve geçici bir yasa ilk adım olsun. Onun ardından hemen demokratikleşme paketleri gelsin.   

‘İMAMOĞLU’NA HAKSIZLIK YAPILDI’

-Tabii CHP açısından bakıldığında bu bahsettiğiniz muğlak bir süreç. İnfaz yasası İmamoğlu ve diğer belediye başkanlarının en azından tutuksuz yargılanmalarının önünü açacak bir şey değil. O yasa geçtikten sonra AKP iktidarı neden bir de demokratikleşme paketini gündemine alsın? Bu da meşru bir soru herhalde.  

Ben hukukçu değilim. İmamoğlu için nasıl bir formül düşünülür onu bilemem. Yani bu yasalar içerisinde belki onları da kapsayacak bir şey olabilir. Bu insanların tutuksuz yargılanmaları elbette ki sağlanabilir. Sonuçta siyaset yapan insanlar. Belediye başkanlığı yapmış, İstanbul’u üstelik çok büyük bir farkla kazanmış bir isimden bahsediyoruz. Bu bir haksızlık. Ben bu haksızlığın bütün Türkiye halkında çok içten hissedildiğini düşünüyorum, görüyorum. O yüzden de bence öncelikli şey yasa. Ve arkasından gelecek olan demokratikleşme paketleri. Yasa ilk adım olacak. 

‘ÖCALAN BAHÇELİ’Yİ ÇOK ÖZEL BİR YERE KOYDU’

Öcalan’ın konuşmalarında sık sık geçmiş siyasetçileri andığını görüyoruz. Hatta Meclis komisyonu heyetiyle görüşmesinde de yine Özal’dan Erbakan’dan bahsetmiş. Bugün de doğal olarak kendisini bu çözüm arayışının merkezine koyan Erdoğan ve Bahçeli’ye sık sık referans veriyor. Nihayetinde demokratik bir adım beklediği bu iki isim 2016 sonrasında Türkiye’de ‘beka için’ gerekirse demokrasinin askıya alınabileceği gibi bir yaklaşımla ülkenin yönetilmesine sebep olan ana karakterler. Ortaya koymuş oldukları performans ile onlardan beklediği şey arasındaki makasın farkındalığı içinde mi?  

Şöyle söyleyeyim; Sayın Bahçeli’yi bir kere hamlesinden dolayı, atmış olduğu adımdan dolayı çok özel bir yere koydu. Bunu istisnasız her görüşmede ifade ediyor. Ama Sayın Erdoğan’ın da hakkını veren bir yerden söz kuruyor. Sonuçta bu ülkenin Cumhurbaşkanı, sürecin bir tarafı, devletin başı. Sayın Cumhurbaşkanı çok konuşmuyor biliyorsunuz bu süreçle ilgili. Daha bir mesafeli, ketum. Söylemleri, yaklaşımı Sayın Bahçeli kadar değil ama sonuçta bir irade var ortada. Sayın Öcalan bu iradeye saygı duyuyor. Sayın Bahçeli için farklı şeyler söylüyor ama Sayın Erdoğan’ın da bir irade ortaya koyduğunu söylüyor. Sahip çıkmasının önemli olduğunu ifade ediyor. Ama tabii sürecin başından beri Sayın Bahçeli’ye ilişkin çok özel değerlendirmeleri var.

-Asıl tarihi rolü onda görüyor herhalde.  

Evet tabii ki orada görüyor. Tarihsel olarak nereden nereye geldik. Sayın Bahçeli elinde iple dolaşıyordu, “idam edilmeli” diyordu. Yani o noktadan bu noktaya gelmesine büyük bir kıymet biçiyor. Çok özel değerlendiriyor.

-Biraz önce Kandil’deki yönetici kadronun durumunu konuştuk. Bir kısmı yasa çıkarsa ondan faydalanıp bir sonraki DEM Parti kongresine katılma hesabı yapıyordur herhalde değil mi? Kongre tarihini biraz da buna göre mi belirleyeceksiniz?  

Daha yasa taslağı önümüzde yok. Ve partinin kongresi de ekime kalabilir. Bu da daha henüz net değil. Ben partimizin karar mekanizmalarında değilim. MYK’deki tartışmalar da henüz dışarıya yansımadı. Ancak bu çalışmaları yürütecek bir komisyon kurulacağını düşünüyorum. Bu komisyon kendi çalışmasını yapacak. Nasıl bir tüzük değişikliği, nasıl bir program değişikliği olacak bunlar çalışılacak. Biz öyle hani kendi başına bir parti değiliz, ittifaklarımız var, bileşenlerimiz var. Bunlara dair bir komisyon çalışmasının önümüzdeki haftalarda başlayacağını düşünüyorum.  

‘ÖCALAN’LA HÂLÂ 2013’TE GÖRÜŞTÜĞÜMÜZ YERDE GÖRÜŞÜYORUZ’

-Uzun zamandır Ankara kulislerinde bu yapılacak değişikliklerle beraber partinin fiilen Öcalan tarafından yönetilecek bir şekilde formatlanacağı dedikodusu var. Bu arada siz de zaten Öcalan’ın baş müzakereci statüsünün net bir yasal çerçeveyle teyit edilmesini talep ediyorsunuz. Bu tam olarak ne anlama geliyor? “Hukuki statü” ile ne kastediliyor?  

Öcalan bir süreç yürütüyor değil mi? Kendisi bu sürecin baş müzakerecisi. Öcalan olmasaydı PKK silah bırakır mıydı? Hayır. Öcalan olmasaydı PKK kendini fesheder miydi? Bu da hayır. Şimdi daha önümüzde yol var. Aşama aşama bu süreci tamamlamaya çalışacağız. O yüzden Sayın Öcalan’ın bir statüye ihtiyacı var. Yani bir konuma ihtiyacı var. Bakın konut demiyorum. Bir konum diyorum.  

-Konut da var zaten, o ayrı. 

Yani konut olsa da olmasa da Sayın Öcalan’ın derdi bu değil gerçekten.

-Öcalan’ın derdi olmayabilir ama bir hazırlık yapıldığını biliyoruz. Adalet Bakanı Öcalan’a özel bir villa yapıldığı haberlerini yalanlamış olabilir ama orada bir takım yeni binalar inşa edildiğini inkâr etmedi.  

Biz hâlâ Sayın Öcalan’la her zaman toplantı yaptığımız yerde görüşüyoruz.

-2013-2015 dönemindeki yerle aynı yerde mi?  

Evet, o dönem de aynıydı. Şimdi de aynı yerde görüşmelerimizi yapıyoruz. Ama Sayın Öcalan’ın hukuken bir statüye ihtiyacı var. Sayın Öcalan’ın yüzyıllık meselenin çözümü için özgür çalışma ve iletişim koşullarına sahip bir statüye sahip olması gerekiyor ki süreç de hızlanabilsin. Sıfatı nedir, bunun netleşmesi lazım.   

‘ÖCALAN’IN SIFATININ NETLEŞMESİ LAZIM’ 

-Kendisinden resmi metinlerde nasıl bahsedilmesini istiyor?  

Kendisi bir şey söylemiyor, onu söyleyeyim. O kavramdan bahsediyor sadece. Bir mimariden bahsediyor aslında. Bu işin bir mimarisi var. Bu mimarinin bir ismi olmalı. Bu süreci o yönetiyor, yürütücüsü. Bu mimari içinde bir konumu var.  

-Her satırı detaylı planlayan biri olarak bu mimarinin şablonunu da çıkartmıştır diye düşünüyorum. Bir şablon koydu mu devletin önüne?  

Yok hayır, devletin önüne koymadı. Bizim önümüze de koymadı.  

-Ama siz anlıyorsunuz konuşmalarından. Bu bahsettiği mimarinin, mekanizmanın başında kendisini görüyordur tabii.  

Evet, tabii ki.

-Ve kendi sıfatının “baş müzakereci” olarak teyit edilmesini mi istiyor?  

Sayın Öcalan bu sürecin defacto yürütülmesini istemiyor. Kendi pozisyonuna ilişkin de doğal olarak hukuki bir statü istiyor. Baş müzakereci olabilir, baş aktör olabilir. Ya da başka bir şey olur… Birlik ve kardeşlik sürecinin baş müzakerecisi. Ya da “Kürt sorununun demokratik yöntemlerle çözümü sürecinin baş aktörü” ya da baş müzakerecisi ya da başka bir şey.  

‘ÖCALAN GAZETECİLERLE GÖRÜŞMEM LAZIM DİYOR’

-Sözlerinizden anladığım kadarıyla bu sıfat konusu Öcalan’ın İmralı yerleşkesinde başka bir konuta çıkmasından daha önemli sizler için.  

Mekân, yer, konut. Artık bunun tartışmasının yapılmaması gerektiğini düşünüyorum. Özgür çalışma koşulları oluşturulmalı. İletişim hakkından bahsediyoruz. Kendisini topluma anlatmak istiyor. Diyor ki; “Ben bir isyan sürecini de yönettim. PKK’yi var ettim, belli bir noktaya getirdim silahlı mücadeleyle. Artık buna ihtiyaç olmadığını gördüm, tespit ettim. Şimdi başka bir yönteme ihtiyaç var. O yüzden benim kendimi birebir topluma anlatmam lazım. Gazetecilerle görüşmem lazım.

-Tabii ona sormamız gereken şeyleri devamlı sizlere soruyoruz kendisine soramadığımız için.  

Bunun sürece gerçekten katkıları olur. İnanın maliyeti fazla şeylerden bahsetmiyoruz. Akademisyenler gidebilir, yazarlar gidebilir, gazeteciler gidebilir, kadın örgütleri gidebilir, gençler gidebilir. Tam olarak neyi anlatmaya çalıştığını, ne yapmak istediğini, süreci nereye götürmeye çalıştığını, nasıl bir Türkiye çizmeye çalıştığını gidenler kendileri dinler.

-Sizler gidiyorsunuz ama milletvekilisiniz ve dokunulmazlığınız var. Oraya gidecek insanlar açısından riskli bir durum yok mu? Süreç nihayete ermezse bir anda yarın Öcalan ile görüşmüş herkes “suçlu” konumunda bulabilir de kendisini.  

İşte yasa bunun için de önemli. Statü dediğimiz şey aslında biraz da bu. Sadece biz değil, devlet heyeti de gidiyor. Avukatlar gidiyor, ailesi gidiyor.

‘SÜREÇ NEDENİYLE YARGILANDIK, YASA BUNUN İÇİN GEREKLİ’ 

-Gazetecilerin ve akademisyenlerin durumunu ailesi ve avukatlarıyla bir tutamayız sanırım. Mesela ben diyelim ki Öcalan’a soru sorabilecek bir grup içinde İmralı’ya götürüldüm, sonra da yanıtını aynen aktaracak şekilde yazdım. Yarın öbür gün sadece yazdıklarını aynen aktardım diye “terör propagandası”ndan hakkımda dava açılabilir mi mesela, devlet oraya götürmüş olmasına rağmen?  

Kesinlikle böyle bir ihtimal var. Biz geçmişte süreçten yargılandık. Sırrı Süreyya Önder ceza aldı, yattı. Selahattin Demirtaş’ın bir davası bununla ilgili. İdris Baluken bugünlerde yurt dışında, 7 yıl yattı bu yüzden. Bizim heyetimizin üyesiydi. O yüzden buna ihtiyaç var gerçekten. Süreci tam olarak garanti altına alan, hukuki bir zemine yerleştiren bir yasal çerçeveye ihtiyaç var.

O yüzden Sayın Öcalan’ın özgür koşullarda çalışabilmesinin, toplumla buluşabilmesinin koşullarının da yaratılması lazım. Yasal anlamda bunların da bir çerçeveye oturtulması lazım. Yoksa hepimiz elbette ki geçmişte de yargılandık, bundan sonra da yargılanabiliriz. Bunun garantisi yok ki. Ama bu süreç bize şunu gösteriyor; Sayın Öcalan’la özgür şekilde gidip görüşmek isteyen farklı çevrelerden binlerce insan var. Ama kimse gidemiyor. Bu bir sıkıntı.

-Bir önceki süreçte (2013-2015) Abdullah Öcalan’ın dışarıyla haberleşmesini ve günlük çalışmalarını koordine etmek için beş PKK hükümlüsü İmralı’ya yanına getirilmişti. Bu kişilere “İmralı sekretaryası” deniliyor o dönemden beri. O gruptan Veysi Aktaş ve Çetin Arkaş geçen sene tahliye oldular. Cezaevinden çıktıklarından beri de bölgede epey aktifler. Hatta Çetin Arkaş son olarak Nevroz’da yaptığı kuvvetli çıkışlarla gündeme geldi. “Kişisel ikbal peşinde olanlar sert kayaya çarpacaktır” şeklindeki sözlerini DEM Parti kadrolarının tasfiye edileceğine dönük bir mesaj olarak yorumlayanlar oldu. Haliyle Aktaş ve Arkaş bir biçimde Öcalan’ın sözcüsü olarak algılanıyor. Ve gelinen noktada İmralı Sekreteryası’ndan isimler hiyerarşik olarak DEM Parti’nin üzerinde fiili bir odağa mı dönüşüyor?   

Yok hiç öyle bakmamak lazım bence. Onlar sonuçta Öcalan’la uzun zaman bir arada kalmış, zaman geçirmiş, birlikte yaşamışlar. Şimdi onu biraz halka anlatmak, moral ve motivasyon sağlayan bir durum.  Kürt halkının Sayın Öcalan’a zaten büyük bir önem atfettiği gerçekliği var. Birebir onunla yaşamış, yanında kalmış, insanlar bunlar. Çıktıktan sonra bunun bütün gerçekliğiyle topluma anlatılması topluma büyük bir heyecan ve moral veriyor. Bunlar iyi şeyler. Çok da iyi geliyor insanlara. Her iki arkadaşımız da bulunduğumuz bölgede birçok yere gittiler, Kürt halkıyla bir araya geldiler ve anlattılar. Büyük bir emek de veriyorlar. Hâlâ Sayın Öcalan’la birlikte kalan dört kişi daha var. Yarın öbür gün onlar da çıkarsa onlar da aynı şeyi yaparlar.

ÖCALAN DEMİRTAŞ’A HAZIR OL DEDİ Mİ?

Geçen haftalarda ortaya atılan bir iddiayı da sorayım. Öcalan Edirne’de cezaevinde olan Selahattin Demirtaş’a bir mektup göndererek “Bu süreç sensiz olmaz, göreve hazır ol, siyasete hazırlan” demiş. DEM Parti mesajlaşmanın mektup değil sizler üzerinden yapıldığını ima eden bir açıklama yaptı. Tam olarak nasıl bir mesaj teatisi oldu?  

Öcalan’ın Demirtaş’a, Demirtaş’ın da Öcalan’a mesajları ve notları oluyor. Biz de zaten biliyorsunuz Selahattin Demirtaş’ı ziyaret ediyoruz bazen, sonra adaya gidiyoruz. Selamlarını birbirlerine iletiyoruz. Mesela biz 27 Mart görüşmesi öncesinde de Selahattin Bey’e gitmiştik. Sonra Sayın Öcalan’la görüşmede ona gittiğimizi ifade ettim ve selamlarını ilettim. O da selam söyledi.

-Demirtaş’a son ziyaretinizin tam tarihi neydi?  

27 Mart’tan bir hafta önce.

-Öcalan’ın, Demirtaş’ın siyasete hazır olması yönünde bir telkini var mı son dönemde?  

Yasalar çıkınca zaten onlar da çıkacak. Tabii aslında Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın çıkmaları için yasaya ihtiyaç yok. Ama işte hepsini kastediyor, bu sürecin parçası olarak.

-Şunu sormaya çalışıyorum; Demirtaş’ın toplum nezdindeki konumunun farkındalığı içinde mi ve onun çıkınca aktif siyaset yapmasına özel önem atfediyor mu?  

Ya herkesin katkısını ister zaten. Bunu zaman zaman bizimle hem Selahattin Bey’e hem Figen Hanım’a hem başka arkadaşlara ilettiği oluyor. İçeride, dışarıda…herkes bulunduğu yerde bu sürece katkı sunmalıdır. Selahattin Demirtaş da Figen Yüksekdağ da çıktıkları zaman zaten siyasete önemli katkılar sunacaklar. Şu anda içerde olan hepsi için söylüyorum ben bunu. Çünkü önemli siyasetçiler ve çıktıkları andan itibaren elbette ki tekrar bıraktıkları yerden devam edeceklerine dair inancımız var. Bu konuda hiç şüphe yok.

‘HERKES 2027 SONBAHARINDA SEÇİM BEKLİYOR’

-Demirtaş özelinde şöyle bir hafıza var. Erdoğan’ın kendisinin 2015’teki “seni başkan yaptırmayacağız” çıkışını kişisel aldığı, affedemediği ve süreçten soğuduğu yönünde bir görüntü var. Ve Erdoğan bu izlenimin doğru olduğunu teyit edecek biçimde Demirtaş’ın tahliyesine onay vermiyor aylardır. Öcalan’ın da Demirtaş’ın o dönemki çıkışını bir hata olarak gördüğünü çeşitli vesilelerle biliyoruz. Bugün DEM Parti’nin CHP’nin ara seçim çağrısına karşı temkinli tutumumun gerisinde o dönemin deneyimi mi var? Sizin ara seçime desteğiniz Erdoğan açısından yine “bir ihanet” olarak algılanır kaygısı mı var?  

Tabii şu an görünen aslında bir erken seçimin olmayacağı, bir ara seçimin de olmayacağı. Herkes 2027 sonbaharında seçim bekliyor. Benim tahminim de biraz böyle. Fakat ben aslında bu soruya biraz önce cevap vermiştim. Yani önemli olan süreç, önemli olan demokratikleşme paketleri. Ama hükümetin bu konuda ne düşündüğünü ve bundan sonra ne düşüneceğini ben bilemem. Gerçekten bilmiyorum. Hani bilsem, “evet bazen konuşuyoruz, bazen tartışıyoruz ve şu fikirler ortaya çıkabiliyor” derim. Bugün itibariyle ne seçim ne anayasa ne de Cumhurbaşkanı’nın tekrar seçilmesi ya da seçilmemesi konusunda bize sunulan, bizimle konuşulan hiçbir şey yok. Günlük siyaseti takip ederek bazen işte ara satırları okuyarak çözmeye, bir şeyler çıkarmaya çalışıyoruz. Ne yapmak istediklerini anlamaya çalışıyoruz. Fakat şu an onların gündeminde de böyle bir şey yok. Tabii farklı bir erken seçim kararı alırlar mı almazlar mı onu ben bilemiyorum. O yüzden şimdi hepimiz önümüze bakıyoruz, yolumuza bakıyoruz. Barış sürecinin gerçekten gerçek bir barışa evrilmesinin önündeki engelleri kaldırmaya çalışıyoruz. Çok engel var. Ve bu engellerin yolumuzu tıkamamasına gayret ediyoruz. Bu süreci gerçek anlamda onurlu bir barışa evirtmek için büyük bir mücadele veriyoruz. Sırrı Süreyya Önder’i bir kez daha anmak istiyorum. Çok büyük katkısı vardı, çok büyük emeği vardı. Belki bugün yaşıyor olsaydı bugün konuştuğumuz birçok şeyi konuşmayacaktık. Çünkü zekasıyla çok farklıydı, yolu gerçekten pratik biçimde açıyordu.

-Sürecin iletişimi konusunda da çok farklı bir rolü vardı. Özellikle Türk kamuoyuna nasıl konuşulması, meselenin nasıl anlatılması gerektiğiyle ilgili çok değerli bir külliyat bıraktı arkasında.  

Kesinlikle öyle. Biz barışı, Sırrı Süreyya Önder’e, onun gibi kaybettiğimiz insanlara armağan etmek zorundayız. Ben umutluyum, hiçbir zaman da umudumu yitirmedim. Çünkü bu gerçekten tarihi bir fırsat. Ve bu fırsat bir daha hiç kimsenin eline geçmeyecek. Herkesin bence bu mantıkla biraz hareket etmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu işe karşı çıkanlar şunu görmeli; çatışmalardan kaynaklı bir buçuk yıldır hiçbir annenin kapısına cenaze gitmedi ne bir Türk annesinin ne bir Kürt annesinin. Bu çok kıymetli bir şey. Belki yaşamayan bilmez ama yaşayan milyonlar var. Bir asker annesi için de bu geçerli, bir polis annesi için de geçerli, bir Kürt annesi için de bu geçerli. Hepimiz için geçerli. O yüzden bence biraz da buradan tutmak lazım.

-Bu işin en az birkaç sene daha alacağını, çok hızlı tamamlanmayacağını Med TV’de söylediniz geçen hafta.  

Evet, bu mesele böyle iki ay içinde, üç ay içinde ya da bir yıl, bir buçuk yıl içerisinde çözülecek bir mesele değil. Kürt meselesinin kısa bir sürede çözüleceğini beklemek hayalcilik olur. Önemli olan ilk önce Kürt meselesinin çatışma zemininden siyasi ve hukuki bir zemine çekecek yasal adımların atılması. İşte ertelenmemesi gereken budur.

-O halde şöyle bir gerçeklikle karşı karşıyayız; eğer cumhurbaşkanlığı seçimi sizin de öngördüğünüz biçimde 2027 sonbaharında olacaksa, belki de sürecin nihai aşamasında o koltukta başka biri oturuyor olacak. 

O gün gelsin onu o zaman konuşuruz.

Tags: Abdullah ÖcalanAKPCansu ÇamlıbelCezaeviCHPDEM PartierdoganErdoğan rejimiFigen Yüksekdağİşkencepervin buldanSelahattin DemirtaşÜyesi Pervin Buldanzulüm
PAYLAŞTweet
ÖNCEKİ HABER

Sessiz yardımlar ve konuşan gözyaşları

SONRAKİ HABER

Macaristan’da 16 yıllık Orban dönemi bitti: Seçimi muhalefet kazandı

BENZER HABERLER

Gözaltınan alınan CHP Ankara İl Başkanı Ümit Erkol tutuklandı
Manşet

Gözaltınan alınan CHP Ankara İl Başkanı Ümit Erkol tutuklandı

Nisan 13, 2026
Macaristan’da 16 yıllık Orban dönemi bitti: Seçimi muhalefet kazandı
Dış Haberler

Macaristan’da 16 yıllık Orban dönemi bitti: Seçimi muhalefet kazandı

Nisan 13, 2026
Zamana direnen değil, onu duyabilen din!
Manşet

Sessiz yardımlar ve konuşan gözyaşları

Nisan 13, 2026
Kanada Başbakanı Carney’den Trump’a bir rest daha: Her 1 doların 70 sentinin ABD’ye gittiği günler bitti
AMERİKA

Kanada Başbakanı Carney’den Trump’a bir rest daha: Her 1 doların 70 sentinin ABD’ye gittiği günler bitti

Nisan 12, 2026
3. Tıp fakültesini ABD’de kuran KHK’lı Prof.Dr. Adam:”Bizi kaybettiler, dünyaya kazandırdılar”
Manşet

3. Tıp fakültesini ABD’de kuran KHK’lı Prof.Dr. Adam:”Bizi kaybettiler, dünyaya kazandırdılar”

Nisan 13, 2026
Fenerbahçe, Kayseri deplasmanında farklı kazandı: 4-0
Manşet

Fenerbahçe, Kayseri deplasmanında farklı kazandı: 4-0

Nisan 12, 2026
  • All
  • Manşet
Gözaltınan alınan CHP Ankara İl Başkanı Ümit Erkol tutuklandı
Manşet

Gözaltınan alınan CHP Ankara İl Başkanı Ümit Erkol tutuklandı

by adminzaman
Nisan 13, 2026
0

İzmir Büyükşehir Belediyesi iştiraki İZBETON A.Ş.’de usulsüzlük iddialarıyla ilgili soruşturmada gözaltına alınan CHP Ankara İl Başkanı Ümit Erkol’un arasında bulunduğu...

Macaristan’da 16 yıllık Orban dönemi bitti: Seçimi muhalefet kazandı

Macaristan’da 16 yıllık Orban dönemi bitti: Seçimi muhalefet kazandı

Nisan 13, 2026
Pervin Buldan’dan gündemi sarsacak tarihi açıklamalar: Devlet, İmralı notlarını Kandil’e götürmemizi istedi

Buldan: Öcalan CHP’ye yapılanlardan rahatsız, Erdoğan’a söylüyoruz cevap vermiyor

Nisan 13, 2026
Zamana direnen değil, onu duyabilen din!

Sessiz yardımlar ve konuşan gözyaşları

Nisan 13, 2026
Kanada Başbakanı Carney’den Trump’a bir rest daha: Her 1 doların 70 sentinin ABD’ye gittiği günler bitti

Kanada Başbakanı Carney’den Trump’a bir rest daha: Her 1 doların 70 sentinin ABD’ye gittiği günler bitti

Nisan 12, 2026
3. Tıp fakültesini ABD’de kuran KHK’lı Prof.Dr. Adam:”Bizi kaybettiler, dünyaya kazandırdılar”

3. Tıp fakültesini ABD’de kuran KHK’lı Prof.Dr. Adam:”Bizi kaybettiler, dünyaya kazandırdılar”

Nisan 13, 2026

İLETİŞİM

info@zamanaustralia.com.au australiazaman@hotmail.com

Sydney Ofisi telefonu

+61 02 96496006

27 Queen Street Auburn NSW 2144 Australia

AVUSTRALYA REHBERİ

 

    • Yurtdışında yaşam şartları ve göçmen alan 8 ülke
    • Ücretsiz tercüme hizmetinden nasıl faydalanabilirim?
    • Avustralya Hakkında Genel Bilgi
    • Avustralya’daki Kutsal Kaya: Uluru
  • ANA SAYFA
  • GÜNDEM
  • YAZARLAR
  • DÜNYA
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
  • ZULÜM GÜNLÜĞÜ
  • VİDEO HABERLER
  • DİĞER

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • GÜNDEM
  • YAZARLAR
  • DÜNYA
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
  • ZULÜM GÜNLÜĞÜ
  • VİDEO HABERLER
  • DİĞER
    • UZAK DOĞU
    • AVRASYA
    • AVRUPA
    • AMERİKA
    • AİLEM
    • TEKNOLOJİ
    • KONUK YORUM