“Rüzgarlara hükmetmek nasıl bir duygu?” sorusuyla karşılaştığında birkaç saniye duraksadı Toranaga, “Ben sadece rüzgarın yönünü kestirebiliyorum!” dedi kısaca. Güç dengelerine göre mevzilenip her halde karlı çıkanların hepsi Shogun’daki Toranaga gibi bilge değil elbet. Tam aksine söz konusu tiplere ‘rüzgar gülü’ diyoruz.
Ergenekon soruşturmalarının başlangıcında elini taşın altına koyan ekiple yakın durmaya çalıştı. Uyumlu ve işini iyi yapan bir ekip vardı, siyasi irade de açıkça yanlarında duruyordu. Farklı davranmak akıllıca sayılmazdı. Yine de içgüdülerinin sesini dinledi ve yumurtaları tek sepete doldurmadı. Yönetttiği Organize Şubeye yapılan baskın, her sepete yumurta bırakarak pay dağıtımında potada olmanın ilk adımıydı.
Ankara savcıları, dönemin Anayasa Mahkemesi üyesi Osman Paksüt’ün izinsiz dinlendiğini ileri sürerek Ergenekon Soruşturması belgelerine el koymak istiyordu. Başsavcı Aykut Cengiz Engin’in arkasını döndüğü bir anda Fatih Sulh Ceza Mahkemesi’nden çıkarılan kararla baskın yapıldı.
Şube Müdürü Selami Yıldız’ın gelenlerin işini kolaylaştıran tavrı gözden kaçmıyordu. Ülkücülüğü bilindiği için beklenmeyen tavır da değildi; hatta o güne kadarki uyumlu hali şaşırtıcıydı. Dedim ya; rüzgara karşı durmayan biri olarak açıktan direniş göstermeden sadece bir iz bıraktı ve bu iz yıllar sonra epey işine yarayacaktı.
İşte o gün 17 Aralık büyük yolsuzluk soruşturması sırasında geldi. AKP’li 4 bakan maaile para balyalarının üzerinde suçüstü yakalanınca kıyamet koptu. Oğlu da gözaltına alınan dönemin Bayındırlık Bakanı Erdoğan Bayraktar, NTV canlı yayınında istifaya direnip, “Her şeyi talimatla yaptım!” deyince büyük patron dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın etekleri tutuştu. 25 Aralık soruşturmasında Bilal Erdoğan’ın da adı geçince savaş kabinesi kuruldu.
Başbakanlık Müsteşarı Efkan Ala, İçişleri Bakanı olunca İstanbul Siyasal’dan arkadaşı Selami Altınok’u Emniyet Müdürü yaptı. İstanbul’un en küçük ilçesinden bile küçük Aksaray’da kısa süreli valilik dışında tecrübesi olmayan Altınok paravan olacak, asıl işi başka Selamiler üstlenecekti. Yıldız parıldamaya başladı. Tetikçilik ve örtme operasyonu için biçilmiş kaftandı. Uzun yıllar birlikte görev yaptığı ekibin tasfiyesinde taşeronluğu seve seve kabul etti. Ahmet Altan’ın tabiriyle ‘hırsızlarla katillerin koalisyonu’ için aranarak bulunamayacak elemandı. Ülkücü, vaktiyle Ergenekon’a selam çakıp iz bırakmış, Erdoğan Ailesi’nin İstanbul’da konuşlu fertleriyle dirsek temasını hiç kesmemiş… Daha ne olacaktı, bundan iyisi Şam’da kayısı!


