Vefatının ardından hastanedeki eşyaları arasında kendi el yazısıyla aldığı Risale-i Nur notları bulunan 73 yaşındaki Abdullah Tırpan, ilk cezaevi sürecinde koğuşunda Risale-i Nur okuduğu gerekçesiyle ailesinden uzaktaki Bandırma Cezaevi’ne sürgün edilmişti. Ölümünden sonra geriye, bir asır önce sürgün ve hapis yıllarında Risale-i Nur’u kaleme alan Bediüzzaman Said Nursi’den not ettiği satırlar kaldı: “Hadsiz şükür Rabbime dedim. İhtiyarlığıma sevindim ve hapsime razı oldum.”
ÖZKAN YAZAR | BOLD MEDYA
Ağır sağlık sorunlarına ve yapılan tüm tahliye çağrılarına rağmen cezaevinden tahliye edilmeyen 73 yaşındaki Abdullah Tırpan, 26 Ekim’de hayatını kaybetti. Vefatının ardından hastanedeki eşyaları arasında, kendi el yazısıyla kaleme aldığı bir Risale-i Nur notu bulundu.
İlk hapse atıldığı yıllarda Tekirdağ Cezaevi’nde koğuşunda Risale-i Nur okuduğu gerekçesiyle Bandırma Cezaevi’ne sürgün edilen Tırpan’ın geride bıraktığı notta, Bediüzzaman Said Nursi’nin ihtiyarlık, hastalık, mazlumiyet ve hapis üzerine yazdıkları yer alıyordu. Yaklaşık bir asır önce sürgün ve hapis yıllarında Risale-i Nur eserlerini kaleme alan Said Nursi’nin yaşadıklarıyla, yıllar sonra aynı eserleri cezaevinde okuduğu için ailesinden uzağa sürgün edilen Abdullah Tırpan’ın hikâyesi buluştu.
Göz göre göre ölüme gönderildi
Ailesinin, siyasetçilerin, sanatçıların ve insan hakları savunucularının çağrılarına rağmen tahliye edilmeyen, hakkında cezaevinde kalabilir raporu verilen 73 yaşındaki Abdullah Amca göz göre göre ölüme gönderildi. Kangren olan bacağı kesildi. İltihap ilerlediği için tekrar kesilmesi söz konusuydu ama kalbi durdu. Yoğun bakımda ilaç desteğiyle yeniden çalıştırılan kalbi daha fazla dayanamadı, vefat ederek ebedî âleme kanat çırptı. Başta ailesi olmak üzere vicdan sahibi olan herkesin yüreği yandı. Abdullah Tırpan’ın vefatının ardından hastanedeki eşyaları ailesine teslim edildi. Geriye birkaç kişisel eşya, birkaç hatıra ve kendi el yazısıyla yazılmış bir not kalmıştı.
Okumaktan vazgeçmediği Risale-i Nur
O not, yıllar boyunca okumaktan vazgeçmediği Risale-i Nur Külliyatı’ndan bir parçaydı.Satır satır özenle yazılmıştı. Bediüzzaman Said Nursi’nin Tarihçe-i Hayat eserinden bir bölümü kendi eliyle kâğıda geçirmişti:
“Bu ihtiyarlığımın en sıkıntılı bir senesini, gençliğimin en ferahlı on senesine değiştirmem. Hususan hapiste farz namazını kılan ve tevbe edenin her bir saati on saat ibadet hükmüne geçmesiyle ve hastalıkta, mazlumiyette dahi her bir fani gün, sevap cihetinde on gün, bir bâki ömrü kazandırmasıyla benim gibi kabir kapısında nöbetini bekleyen bir adama ne kadar medar-ı şükrandır. Hadsiz şükür Rabbime dedim. İhtiyarlığıma sevindim ve hapsime razı oldum.”
Bu satırlar neredeyse bir asır önce kaleme alınmıştı.
Üstelik rahat ve huzurlu günlerde değil…
Bediüzzaman Said Nursi, bu satırları hayatının son dönemlerinde, yıllarca süren sürgünlerin, takiplerin, mahkemelerin ve hapislerin ardından yazmıştı. Bir şehirden diğerine gönderilmiş, Barla’da, Kastamonu’da ve Emirdağ’da mecburi ikamete tabi tutulmuş, eserleri nedeniyle yargılanmış ve ileri yaşında Afyon Hapishanesi’ne konulmuştu. Abdullah Amca’nın hastane odasında bulunan bu satırlar da, onun Afyon hapsi döneminde kaleme aldığı Tarihçe-i Hayat içindeki “On Beşinci Rica” bölümünde yer alıyordu.Bu satırlarda ihtiyarlıktan, hastalıktan, mazlumiyetten ve hapisten söz ediyor; bütün bu sıkıntıların içerisinde tevekkül ve şükür arıyordu.
Aradan yaklaşık bir asır geçti.
Bu kez Risaleleri yazan değil, okuyan bir insan benzer bir kaderle karşılaştı.
Abdullah Amca da ihtiyardı.
O da hastaydı.
O da hapisteydi.
Ve son yıllarını mazlumiyet içinde geçirdiğine inanan binlerce insanın dualarında yer alıyordu.
Abdullah Amca’nın Risale-i Nur sevgisi
Makedonya muhaciri Abdullah Amca’nın Risale-i Nur sevgisi, cezaevinde onunla kalan herkesin bildiği bir gerçekti. Hatta yıllar önce başka bir cezaevine gönderilmesine yol açtığı anlatılan olay da bu kitaplarla ilgiliydi.15 Temmuz sonrasında Tekirdağ’da Hizmet Hareketi gönüllülerine yönelik cadı avında şehrin hayırsever esnaflarıyla birlikte Tekirdağ T Tipi 2 No’lu Cezaevi’ne konuldu.
Hayırsever Abdullah Amca, memleketinde yıllardır ihtiyaç sahibi insanlara yardım etmesiyle tanınıyordu. Fakir öğrencilerin barınması için de altında kendi kasap dükkânının bulunduğu dört katlı bir yurt binası yaptırmıştı. Ancak yurt binasına el konuldu. Oğlu ve damadıyla birlikte tutuklanarak cezaevine atıldı. Kızının da aralarında bulunduğu birçok aile üyesi soruşturma geçirdi. İş yerlerine el konulduğu için aile geçim sıkıntısına düştü.









