ABDÜLHAMİT BİLİCİ-TR724
Dokuz yıldan fazla zaman geçmesine rağmen 15 Temmuz hadisesi üzerindeki sis perdesi aralanamadı.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, dönemin MİT Başkanı Hakan Fidan ve dönemin Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ne TBMM’ye ne savcıya ne de mahkemelere muhatap olmadığı için sorular hala cevapsız.
Yaşananların bir de darbe ile suçlanan Hizmet Hareketi’ne bakan tarafı var. Özellikle de 15 Temmuz akşamı ‘darbe girişiminin merkezi olduğu’ iddia edilen Akıncı Üssü’ndeki siviller ile ilgili Hizmet Hareketi’nin de kamuoyuna tatmin edici açıklamalar yapması gerektiği konusu hep tartışılageldi. Bugüne kadar Akıncı Üssü’nde olduğu iddia edilen siviller ve Fethullah Gülen’in darbedeki rolü üzerine çok şey söylendi, çok spekülasyon yapıldı. Şimdiye kadar ortaya çıkan bir çok gerçeğin yanında, sis perdesini daha da aralayacak ve belki de Erdoğan rejiminin resmi 15 Temmuz söylemini tersine çevirecek iddialardan biri uzunca zamandır gündemde.
Ocak 2019 yılına kadar Herkul.Org sitesinin editörlüğünü yapan Osman Şimşek, 15 Temmuz sürecinde Fethullah Gülen’in manipüle edilmesi ve Cemaat’in darbeyle ilişkilendirilmesi için bir takım komplolar kurulduğunu öne sürdü. Şimşek’in gerek sosyal medya paylaşımları gerekse de gazeteci Asım Yıldırım’ın Youtube kanalında dile getirdiğine göre, 15 Temmuz sürecinde Hulusi Akar’dan Fethullah Gülen’e hitaben özel mektuplar geldi. Şimşek’e göre söz konusu mektuplarda Akar darbe yapacağını ima ederek yönlendirmeler yapmaya çalıştı ama Fethullah Gülen cevabi mektuplarında demokrasiden ve hukuktan ayrılmaması gerektiğini yazdı.
Söz konusu yayın öncesinde dile getirilen, kulis yazılarına konu olan mektubun, sürecin şahitlerinden Osman Şimşek tarafından teyit edilmesi önemli bir dönüm noktası sayılabilir. Hele ki darbecilikle suçlanan Hizmet Hareketi ve Gülen’in sadece 15 Temmuz olayları akabinde değil, öncesinde de herhangi bir darbe girişiminin ilkesel olarak karşısında durduğuna dair bir belge özellikle AKP iktidarının 15 Temmuz hikayesini zayıflatacak nitelikte olurdu. Hatırlayacak olursak Gülen, 15 Temmuz’un hemen ardından iddiaların araştırılması için uluslararası bir komisyon kurulması çağrısında bulunmuş; ‘kendisine sempati duyanlardan katılanlar varsa davaya ve Hizmete ihanet ettiklerini’ vurgulamıştı. (https://www.voaturkce.com/a/fetullah-gulen-suclamalar-iftira-darbe-iddialarini-arastimak-icin-uluslararasi-bir-komisyon-kurulsun/3421653.html )
Her gazeteci gibi biz de uzunca bir zamandır gündemde olan söz konusu mektupların peşine düştük. Osman Şimşek’in, mektupların bir kopyasının Fethullah Gülen’in yaşadığı Chestnut Retreat Center (Kestane Kampı)’da olabileceğini söylemesi üzerine merkezin yöneticileri ile irtibata geçtik. Uzun yıllardır Gülen’in yanında olan Cevdet Türkyolu başta olmak üzere çok sayıda isimle görüşerek ‘Akar Mektupları’ etrafındaki tartışmalara ışık tutmaya çalıştık. Kamp yönetimi Osman Şimşek’in açıklamalarını gördüklerini ve bunun üzerine mektubu araştırdıklarını fakat Osman Şimşek’in görevden ayrılırken bıraktığı mektuplar arasında söz konusu mektuplara rastlamadıklarını beyan etti. Osman Şimşek’in yıllar boyu biriken 40 bin mektuptan bahsetmesi nedeniyle araştırmanın zaman alabileceği ifade edildi. O aşamada elimizde sadece Osman Şimşek’in beyanına karşı Kamp yönetiminin beyanı vardı ve ötesine geçememiştik. Dolayısıyla bu haliyle haberi yazmadık ama takip etmeye devam ettik. Geçtiğimiz hafta Cevdet Türkyolu başta olmak üzere bu konuyu sormak istediğimiz isimlerin röportaj teklifimizi kabul etmesiyle birlikte meslektaşım Adem Yavuz Arslan ile birlikte Pensilvanya’ya doğru yola çıktık. Bu esnada iddiaların sahibi Osman Şimşek’i de arayıp kendisiyle de röportaj yapmak istediğimizi, bu amaçla Pensilvanya’dan sonra yaşadığı Connecticut’a gelebileceğimizi ifade ettik.
Ne Aradık, Ne Bulduk ?
Her şeyden önce Türkyolu ve sürecin şahitlerinin röportaj vermeyi kabul etmesi önemliydi. Anlatacakları, birçok soruya cevap olabilirdi. Uzun yıllardır Fethullah Gülen’in kişisel hizmetinde olan Cevdet Türkyolu, Akar tarafından gönderildiği iddia edilen söz konusu mektuplardan haberdar olduğunu hatta kendisinin açtığını teyit etti.
İçeriğe geçmeden önce şunu not düşmekte fayda var; ister doğrudan Hulusi Akar’dan isterse de Hulusi Akar’dan geliyormuş imajıyla rejim uzantılı operasyonel birimlerden geliyor olsun, böyle bir mektubun varlığının teyidi önemli. Yani içerik kadar mektubun kendisinin varlığı bize, 15 Temmuz’a giden yolun nasıl hazırlandığı ve Hizmet Hareketi’ni bu kumpasın içine çekmek için yapılan operasyonlara dair fikir verebilir.
Türkyolu’nun, ‘Akar Mektupları’ ile ilgili açıklamalarının geniş halini TR724 Youtube kanalında bulabilirsiniz. Özetleyecek olursak Türkyolu, Hulusi Akar’dan geldiği iddia edilen mektuplardan haberdar olduğunu, Mehmet Değerli isimli birinin getirdiğini, kapalı bir dosya olduğunu, güvenlik tedbiri olarak mektubu dışarıda açıp getirmeyi teklif ettiğini, mektubu kendisinin açtığını, imzasız, isimsiz düz bir A4 kağıttan ibaret olduğunu, mektupta ülkenin gidişatının iyi yönde olmadığını, dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın da kendisi gibi düşündüğünü, gidişata dur diyeceğini ama Gülen’in bağımsız kalması ve Erdoğan’a destek olmaması gerektiği yönünde ifadeler olduğunu anlattı.
Cevdet Türkyolu mektuba itibar edilmemesi yönünde fikir beyan ettiğini de ekliyor. Ancak şunu da belirtiyor:“Değerli, çok ilginç bilgiler getiriyordu.” Türkyolu’nun şahitlikleri önemli. Zira mektup sahte de olsa, gerçekten Akar’dan geliyor da olsa bir istihbarat operasyonuna işaret ediyor.
Bir diğer kritik şahitlik ise yine uzun yıllardır Fethullah Gülen’e yakın simlerden biri olan Barbaros Kocakurt’tan geldi. Youtube kanalımızda izleyebileceğiniz açıklamalarında o döneme dair önemli ayrıntılar anlattı. Mesela Mehmet Değerli gibi bir ismin nasıl olup da Fethullah Gülen’in yanına yerleşebildiği sorusuna şu cevabı verdi: “Mehmet Değerli, Hocamızın da yakından tanıdığı, çok değerli bir ailenin oğluydu. Ailesini yakın tanıyorduk. Kendisi de Çamlıca Kur’an Kursu’ndan ve Fatih Koleji’nden yetişmiş, zaman zaman buraya gelip giden birisiydi. Yani bildiğimiz bir isimdi. Getirdiği bazı bilgilerin de doğruluğu görülünce güven tesis etti.”
Akar’ın gönderdiği iddia edilen mektuba gelince, Kocakurt mektupları okuduğunu, imzasız ve isimsiz bir mektup olduğunu, ağdalı bir lisan ile yazıldığını, genel olarak Hocaefendi’ye duyduğu ilgiyi anlatan, daha çok övgü dolu bir içeriğe sahip olduğunu anlattı.
Akar’dan geldiği iddia edilen mektuplarla ilgili üçüncü teyit ise Gülen’in talebelerinden Muhammed Yeşilyurt’tan geldi. O da mektuplarla ilgili Türkyolu ve Kocakurt’a paralel şeyler söyledi.
Akar Mektupları’na Ne Oldu?
Aradığımız sorulardan ilki açıklığa kavuşmuştu. Yani Akar’dan geldiği iddia edilen mektup olayı doğru. Peki bir bakıma Cemaati temize çıkaracak, Erdoğan rejiminin resmi 15 Temmuz söylemini boşa çıkarabilecek bu mektuplar, özellikle de Hocaefendi’nin cevabi mektubu neredeydi? Mektupları Hocaefendi adına hazırlayan Osman Şimşek’in iddiasına göre bir kopyası Gülen’in çalışma odasındaki kütüphanede olabilirdi. Şimşek, mektubun bir kopyasını almadığını ama içeriğinde Gülen’in demokrasi vurgusu yaptığını ifade etmişti.
Şimşek’in 2019 Ocak ayında bu görevden ayrılmasından sonra Gülen’in mektuplarını talebelerinden Muhammed Yeşilyurt devralmış. Gülen bizzat talimat vererek Şimşek’ten‚ elindeki tüm mektupları teslim etmesini istemiş. Yeşilyurt, Osman Şimşek’in devrettiği mektupları teslim aldığını ancak kendisine teslim edilenler içinde Akar’ın gönderdiği iddia edilen mektupların da, Gülen’in cevabi mektubunun da olmadığını söyledi. Hatta şöyle bir ifade daha kullandı: “Bırakın Akar’a giden mektupları, herhangi birine gitmiş herhangi bir mektup bulamadık. ‘Giden Mektuplar’ klasörü yok. Gelenler var ama giden bir tane bile mektup bulamadık.”
Yeşilyurt, Osman Şimşek ile irtibata geçip, giden mektupları bulamadığını, klasörün nerede olduğunu sorduğunu, Şimşek’in ise, giden mektupların imzalanıp muhataplarına verildiğini, hususi sayılabileceklerin ise kopyasının tutulmadığını, Akar’a yazıldığı söylenen cevapların ise bir nüshasının Hocaefendi’nin çalışma odasındaki kitap ya da defterlerin arasında olabileceğini ifade ettiğini anlattı. Yeşilyurt, Akar’a hitaben yazıldığı söylenen cevabi mektup konusunu sosyal medyadan gördüğünü, bunun üzerine mektubu bulabilmek için her yeri didik didik aradıklarını söylüyor: “Hem eski bina hem de yeni binada her yere baktık. Tüm defterleri kitapları taradık. Şimşek’in verdiği valizlere baktık ama bulamadık. Devlet büyüklerinden, ünlü simalardan, hatta Osman Şimşek’in kendinden gelen mektupları bulduk ama Akar mektupları yoktu. “
Yeşilyurt şunu da ekliyor: “Hocaefendi Akar’a cevaben böyle bir mektup yazmadı demiyorum, Şimşek’in böyle bir mektup teslim etmediğini ve tarif ettiği yerlerde bulamadığımızı söylüyorum“
Biz de Yeşilyurt ile birlikte Gülen’in iki ayrı binada kaldığı yerlerde mektuplara baktık. Açıkçası her gazetecinin ilgisini çekebilecek çok sayıda ünlü simanın mektubunu gördük ama konumuz ‘Akar Mektupları’ olduğu için onlara üstün körü bakıp geçmek durumunda kaldık.
Şimşek’in Hocaefendi’ye Yazdığı Mektup
‘Akar Mektupları’nı ararken Osman Şimşek’in mektuplarına rastlamak da ilginç bir durum oldu. Zira Şimşek’in mektubunda hem içerik hem de ifade tarzı olarak dikkat çekici noktalar vardı: Mektubu inceleyince, Şimşek’e Hocaefendi tarafından bir dönem kampa giriş yasağı konmuş olduğunu öğrendik. Dahası yasak konulan sadece Osman Şimşek değilmiş, Mustafa Özcan da bizzat Hocaefendi tarafından kampa girmesi yasaklananlardan biriymiş. Yerleşkeye giriş yasağı konan isimler arasında Mustafa Özcan da olduğu için kendisini arayarak ve mesaj atarak bu konuyu sorduk. Yazının yayınlandığı ana kadar bir cevabı ulaşmadı.
Detaylarını videoda izleyebileceğiniz olay özetle şöyle: Muhammed Yeşilyurt’un anlattıklarına göre, 29 Ocak 2019 günü nöbetçi talebelerden birisi Yeşilyurt’u aramış ve hızlıca gelmesini söylemiş. Hocaefendi bir kağıt kalem almış ve kendi el yazısıyla bazı notlar yazmış:
“Binanın güvenliğinden sorumlu Enes Çelik’i çağırdı. Bu arkadaşları derse almasanız talimatını verdi. Listenin başında Osman Şimşek, ikinci sırada Mustafa Özcan var. Diğer iki kişi genç talebelerden. Talebe arkadaşlar karar sonrası hemen gelip özür-af dilediler. Talebeleri affetti. Mustafa abi üç gün kadar gelmedi. Fakat bu hadiseden sonra Osman abi hiç gelmedi. Bu da Hocaefendi’de yara oldu. Üçü döndü ama Osman abi ne girişimde bulundu ne de Hocaefendi’ye geldi. Hocaefendi bu kırgınlığını zaman zaman ifade etti.”
“10 Yıldır Böyle Bir Şeyle İlk Kez Karşılaştım”
Uzun yıllardır kampın güvenliğinde görevli Enes Çelik ise o günü şöyle anlatıyor:
“Bu 10 yılda bir defa yaşadığım bir olaydı. Hemen Hocaefendi’nin yanına geçtim. Odada kimse yoktu. Önce çok gergindi; bana bir kağıt uzattı. Kendi el yazısıyla yazmış, buraya da ‘Enes Bey’ diye not düşmüş. ‘Bu şahıslar’ dedi, ‘Bir daha derse almayacaksın’ dedi. Çok gergin- üzgün bir hali vardı. Ondan sonra biz tabi bu şahısları derse almadık. Hocaefendi asla böyle bir şeyi sık sık yapmazdı. 10 yılda bir defa böyle bir şey yaşandı. Mustafa Hocam’a, ‘Derse giremezsiniz’ diye bilgi verdim. ‘Tamam Enes Bey’ dedi, döndü gitti. Osman Hocam bu olayı öğrendiğinde, yanına gittiğimde ‘Tamam, haberim var’ dedi. Onun dışında başka bir şey söylemedi.”


