Cami kürsülerinden, minare gölgelerinden yükselen sesle tanıştığımız İzmir günleri…
Gecesinde ayrı, gündüzünde ayrı koştuğumuz Antalya günleri…
Şark’ın yalçın dağları arasında soylu insanlarla geçirdiğimiz günler…
Cuma günleri Ezberciler Cami’nde, yitik bir neslin ızdırabıyla ve gençliğin verdiği heyecanla yapılan coşkulu konuşmalar…
Utana sıkıla. terleye terleye, “çocuklarımızı dağlara kaptırmayalım” diye dükkân dükkân dolaşılarak burs, battaniye, nevresim, erzak istediğimiz günler.
Güzel günlerdi o günler.
Ah! O güzel günler, o Hizmet günleri, kendimizi, çoluk-çocuğumuzu düşünmeye fırsat bulamadığımız, sevgi ve kardeşliğin püfür püfür tüttüğü günler… Meğer yaşanacak günler o günlermiş.
Keşke, her seher vakti kalbimi, binlerce şafak ışığının oynaştığı sonsuz aydınlıklara yayla yapsaydım. Keşke, her seherde müezzinlerin “namaz uykudan hayırlıdır’ sözlerine kulak verseydim. Her seher meleklerin nöbet değişim anındaki yoklamada ‘mevcut’ sayılsaydım”
Keşkeler; yitip gitmiş bir güzelliğin arkasından dökülen bir gözyaşı, bir iç burkuntusuydu, bir itiraf. bir ağıttı, değeri bilinmemiş bir ana, kalbi kırık gitmiş bir babaydı. ihmal edilmiş bir hizmet, terk edilmiş bir sılay-ı rahimdi.
Havai fişekler gökyüzünü biteviye aydınlatıyor.
Eve varıyorum.
“Bugün 29 Aralık” diyor eşim.
“Öyle mi” diyorum.
“Bugün ne diyor“
“Yılın son günlerinden biri işte.”
Biraz sonra kapının zili çalıyor.
Karşımda duran melek simalı genç elindeki paketi uzatarak “bunu size gönderdiler” diyor.
O gün doğum günümmüş, unutmuşum.
Çok geçmeden kapının zili yeniden çalıyor,
Kader arkadaşım Muhacir-i Sadık…
Kısa bir hal hatırdan sonra derse başlıyoruz.
Ders ortasında önümüze bir tabak içinde ikram geliyor.
“Doğum günümü hatırlayanlar da var hem de kendim bile unutmuşken” diyorum.
Buruk bir şekilde gülümsüyor.
“Birkaç gün öncede benim doğum günümdü” diyor.
Dediğime diyeceğime bin pişman oluyorum.
“Keşke demeseydim” diyorum.
Çünkü o yalnızdı.
Eşinden ve çocuklarından uzun süredir ayrıydı.
Eşi Türkiye’den çıkamıyor, çocuklarının da her biri bir yerdeydi.
Binlerce, on binlercesi gibi…
“Beni de hatırlayan oldu” diyor.
Rahatlıyorum.
“Oğlum” diyor ”Amerika’daki oğlum, mesaj göndermiş, tam beş yıl oldu görmeyeli”
Evlatları ile gurur duyduğu her halinde belliydi.
Belli etmek istemese de siması ve sesi ele veriyordu.
Yaşadıklarının eğemediği başını hafif öne doğru eğerek beyaz sehpanın üzerinde duran telefonunu alıyor.
Kutsal bir metin okuyacak gibi sesini ve nefesini akort ediyor…
Ve başlıyor okumaya…
“Babaaaaa doğum günün kutlu olsun…”
Oğlunun daha ilk cümlesinde yüzü hüzünle harmanlanıyor. Sesi titremeye başlıyor.
“52 yıllık hayatının tam yarısını beraber geçirdik baba!
Senden bu zaman zarfında Çooooook güzel şeyler öğrendim. Çok güzel şeyler gözlemledim. Bizlerin yani ailemizin rahat etmesi için kendinden yaptığın fedakârlıkları, yorulmadan pes etmeden. yaz-kış, tatil demeden dışarıdaki bir sürü kötülüklere ve kötü insanlara rağmen bizlere helal rızık yedirebilmek için helal yoldan çıkmadan çalışmanı gördüm.
Bizlerin kaliteli bir eğitim alıp milletine, vatanına, çevresine faydalı insanlar olmamız için maddi yönden zorlandığımız zamanlarda bile güzel kaliteli okullarda okutmaya çalıştığını gördüm. Haksızlığa bile uğrasan, arkandan da konuşsalar yine de doğruyu yapmak için kendi ailenden insanlara nasıl yardım ettiğini gördüm. Yani insanlar yanlış yapsa bile bizim neden doğruyu yapmamız gerektiğini gördüm, Bizi kimseye muhtaç etmemek için verdiğin o çabayı çok yakından gördüm baba. Ben şimdi hayata atılınca seni çok daha iyi anladım. Bu zamanda helal rızk için çalışmanın ne kadar zor olduğunu, yanlış yollara sapmanın bu kadar kolaylaştığı bu çağda o yollara tenezzül etmeyip doğru yolda azmetmenin önemini ve senin çabanı anladım. Sen hem kendi çocukların hem de başkalarının çocukları için çok çalıştın. Sen yanlış bir şey yapmadın baba! Ama bu da bu zamanda böyle bir imtihan. Belki de yine dışarıdaki bir sürü kötü insanlar sana ve bize doğru yolda olmanın bedelini ödetmeye çalışıyorlar. Olsun
varsın şimdilik böyle olsun. inşallah biz bir daha ki doğum gününde olmazsa ondan sonrakinde hep beraber olacağız, Annemin yaptığı nefis yemekleri, o mis gibi kokan sıcacık tahinli çöreği, yaş pastayı hep beraber keseceğiz, mumları birlikte üfleyeceğiz. Tekrar bir arada olacağız inşallah. Allah uzun ve bereketli ömürler versin.
Seni çok seviyorum babam!
Havai fişeklerin gürültüleri arasında gurbetteki bir baba uzaklardaki, çok uzaklardaki canı gibi sevdiği oğlundan gelen doğum günü mesajını hem okuyor hem ağlıyor, hıçkırıklarına hâkim olamıyor.
Binlerce, on binlerce baba gibi…
Oğlunun mesajı bitmesine rağmen hem göz pınarlarında biriken yaşları siliyor hem de bir eliyle telefonun tuşları ile meşgul oluyor
Önce öylesine istemsiz bir hareket diye düşünüyorum.
Sonra anlıyorum ki sosyal medya üzerinden kocasının hapishanede yaptığı en değerli hatıraları satmak zorunda kalan bir mağdurla yazışıyor.
Kadın, “oğlumun bereketi bu” diye yazıyor:
Öğreniyorum ki kadının otistik bir oğlu var. Kocası dört duvar arasında. Kızının biri dünyanın bir ucunda, bir oğlu Kanada’da.
Çaresiz anne, çareyi kocasının hatıralarını satmakta bulmuş.
Anlıyorum ki; karşımdaki insan sadece çocuklarının babası değil, bütün dünya çocukları onun.
Koca bir yılın son günlerinde o baba ve oğuldan anlıyorum ki önemli olan yılın sonu değil yolun sonu.
haruntokak@gmail.com