M. Fethullah Gülen Hocaefendi “Yeni İnsan” yazısına devam ediyor: “YENİ İNSAN, bütün varlığa karşı sevgiyle dopdolu ve insanî değerlerin koruyucusu ve kollayıcısıdır.
O, bir taraftan insanı insan yapan ahlâk ve fazilet gibi esaslarla kendi yerini belirleyip kendini bulurken, diğer yandan da bütün varlığı şefkatle kucaklayacak kadar âlemşümul ‘evrensel’ ve diğergâmdır. Kendisinin nasıl olmasını seçtiği aynı anda, beraber bulunma mecburiyetinde olduğu insan vesâir eşyanın da nasıl olması gerektiğini tasarlar; fırsat doğunca da bütün tasarılarını gerçekleştirmeye çalışır. O, çevresinde iyi olan herşeyi korur-kollar ve onu başkalarına da salıklar… bütün fenalıklara karşı savaş ilan eder ve onları, içinde yaşadığı toplumun bünyesinden söküp atacağı anda kadar bir yay gibi hep gerili kalır. İnanır, inanmayı herkese tavsiye eder… İbadete ‘güzel’ der ve onun gürül gürül dili olur. Okunması gerekli olan kitapları okur ve okutur. Ruh ve mânâ köküne saygılı gazete ve mecmualara omuz verir… Sokak sokak dolaşır, kendi insanının ihtiyacı olan herşeyin işportacılığını yapar… ve bu haliyle de o, bir sorumluluk ve mükellefiyet remzi olur.”
Hocaefendinin ifade ettiği gibi “bütün varlığa karşı sevgiyle dopdolu” olma zaten İslâmiyetin ruhunda var. Herşeyin Yaradanı Cenab-ı Hak olunca, her şey O’nun sanat eseri… Yani her şey, aynı Sanatkâr Yaradanın harikası, mucizesi… Aynı komutanın emrinde askerlik yapmış olmaktan dolayı bile bir yakınlık, birlik, beraberlik hissi doğuyor. Aynı Hâlık’ın nakşı olmak ise ondan çok daha ileri bir yakınlığı gerektiriyor. Aynı ağacın yaprakları, çiçekleri ve meyveleri olmak gibi… Aynı kökten, aynı aşiret, aynı kabiledeniz hissi gibi…
Dikkat edilirse, ibadet vakitlerimiz bir nevi kâinatla bütünleşip beraber ibadet etme güzelliğini ifade ediyor. Üstad Hazretleri Dokuzuncu Söz’de ibadet vakitlerinin, beş ayrı zamanını anlatırken bu hususa dikkat çekiyor… “Ettehıyyatünün dört unsura bakışı ve onların tesbihatları ve Efendimizin (S.A.S.) bunları Mirac Gecesince Cenab-ı Hakkı takdimi gibi her namazda bizim de tahiyyatlarda takdimimiz, kainatla bir bütünleşme, sarmaş dolaş olmadır. Onun için her mümine kendi dünyası kadar ibadet etmiş gibi âhirette dünya genişliğinde cennet ihsan edilecek… “Biz Ayrıca Üstad Hazretleri Fatiha Sıresindeki Ancak Sana ibadet ederiz ve biz ancak Senden yardım dileriz.” yetindeki “Biz” kimlerdir? Hususunda bunlar “Bütün kainat olarak biz… Bütün müminler olarak biz… “Bütün zerrelerimiz ve hücrelerimizle ancak Sana ibadet eder ancak Senden yardım isteriz mânâsına BİZ… Yani en başta BÜTÜN K İNAT OLARAK BİZ…
Netice itibariyle Biz, bütün kainat ağacının en kıymetli varlığı insanız ve ama işte o ağacın meyvesiyiz… Biz bir bütünüz. O ağacın kökü gövdesi elementler unsurlar ise, dalları bitkiler ise, çiçekleri hayvanlar ise, meyveleri de biziz… Yani o ağaca bağlı olarak biz… Ama biz halife ve komutan olarak yaratıldığımız için o kainat ağacı emrimize verilmiş, istediğimiz gibi tasarruf edebiliyoruz. Analiz ve sentezlerle yeni yeni şeylerde yapabiliyoruz. Ayrıca mânevî olarak onların tesbihatlarını da dua ve teşbihlerimiz içine katıp Allah’a takdim ediyoruz, sanki bizim teşbihlerimiz gibi…


