Cihan muhabiri de gözaltında: Kaşif Kozinoğlu görüntülerinin perde arkası
adminzaman20 Eylül 20263 dk okuma
Paylaş
Yazı Boyutu
SEVİNÇ ÖZARSLAN –TR724
Eski Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT) yöneticisi Kaşif Kozinoğlu’nun 10 Mart 2011’de Beşiktaş Adliyesi’ne geliş görüntülerini yayımlayan gazeteci Selahattin Günday’dan sonra, KHK ile kapatılan Cihan Haber Ajansı’nın eski muhabiri Osman Arslan da bu akşam gözaltına alındı.15 yıl sonra açılan soruşturmada Selahattin Günday, “istihbarat faaliyeti ile ilgili bilgi ve belgeleri ifşa etmek” ve “kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmek veya yaymak” suçlamalarıyla 13 Eylül’de tutuklandı. Arslan’a da “kasten öldürme”, “suç örgütü kurma, yönetme veya üye olma” ve “2937 sayılı MİT Kanunu’na muhalefet” suçlamaları yöneltiliyor.
İşin en acı taraflarından biri şu: Osman Arslan’ın adı, Günday’ın avukatı Hüseyin Ersöz tarafından mahkemede gündeme getirildi. Ersöz, müvekkilini savunurken görüntüleri aslında KHK ile kapatılan Cihan Haber Ajansı’nın çektiğini söyledi. Yani Ersöz kendi müvekkilini savunurken başka bir gazeteciyi hedef gösterdi. Çünkü o gazeteci, “fetöcü”, “terörist”, “ocu bucu”. Selahattin Günday’da savunmasında Kaşif Kozinoğlu’nun fiziki görünümünü ilk teşhis eden kişinin de kendisi değil Cihan Haber Ajansı muhabiri olduğunu söyledi.
Oysa o gün yaşanan şey, gazetecilikte son derece sıradan bir mesleki dayanışmaydı. İki meslektaş, Osman Arslan ve Selahattin Günday, Kaşif Kozinoğlu’nun adliyeye geleceğini öğrenince, “Birimiz ön kapıda, diğerimiz arka kapıda bekleyelim; kim görüntüyü çekerse diğeriyle paylaşsın” diye anlaştılar. Görüntüyü Osman Arslan çekti ve Günday’la paylaştı.
Özellikle adliye, operasyon ve sıcak haber takibinde gazetecilerin farklı noktalarda beklemesi, birinin çektiği görüntüyü diğer meslektaşıyla paylaşması son derece olağan bir gazetecilik pratiğidir. Muhabirler birbirlerine, “Sen o kapıda bekle, ben burada bekleyeyim; kim görüntüyü alırsa paylaşalım” der. Çünkü gazetecinin amacı, kamuoyunun ilgilendiği bir gelişmeyi kaçırmadan takip etmek ve haberleştirmektir. Osman Arslan ile Selahattin Günday’ın yaptığı da tam olarak buydu.
Bir MİT yöneticisinin ifade vermek üzere adliyeye gelmesi haberdir. Gazetecinin görevi de o anı görüntülemek ve kamuoyuna aktarmaktır. İki gazetecinin haber görüntüsünü birbiriyle paylaşması da gazetecilikte normaldir. Sadece onlar da değil. Aynı gün, Kaşif Kozinoğlu protokol kapısından girerken onlarca kameraman ve muhabir orada çekim yaptı ve haber yazdı. İHA’dan, Habertürk’ten, Milliyet’ten, TRT’den, Sabah’tan, NTV’den, Hürriyet’ten, 24 TV’den muhabirler de vardı. Hepsinin isimlerini biliyorum ama burada yazmayacağım.
Bağımsız Gazeteciliğe Destek Olun
Zaman Avustralya, hiçbir kurum veya kuruluşa bağlı olmadan haber üretiyor. Bu haberciliğin sürmesi için Patreon üzerinden bize destek olabilirsiniz.
Selahattin Günday (solda), Osman Arslan. Üç çocuk babası Osman Arslan, KHK mağduru olarak işsiz kaldıktan sonra kamyon şoförlüğü yapmaya başlamıştı.
Oysa o gün yaşanan şey gazetecilikte son derece sıradan bir mesleki dayanışmaydı. İki meslektaş, Osman Arslan ve Selahattin Günday, Kaşif Kozinoğlu’nun adliyeye geleceğini öğrenince, “Birimiz ön kapıda, diğerimiz arka kapıda bekleyelim; kim görüntüyü çekerse diğeriyle paylaşsın” diye anlaştılar. Görüntüyü Osman Arslan çekti ve meslektaşı Günday’la paylaştı.
Özellikle adliye, operasyon ve sıcak haber takibinde gazetecilerin farklı noktalarda beklemesi, birinin çektiği görüntüyü diğer meslektaşıyla paylaşması son derece olağan bir gazetecilik pratiğidir. Muhabirler birbirlerine, “Sen o kapıda bekle, ben burada bekleyeyim; kim görüntüyü alırsa paylaşalım” der. Çünkü gazetecinin amacı, kamuoyunun ilgilendiği bir gelişmeyi kaçırmadan takip etmek ve haberleştirmektir. Osman Arslan ile Selahattin Günday’ın yaptığı da tam olarak buydu.
Bir MİT yöneticisinin ifade vermek üzere adliyeye gelmesi haberdir. Gazetecinin görevi de o anı görüntülemek ve kamuoyuna aktarmaktır. İki gazetecinin haber görüntüsünü birbiriyle paylaşması da gazetecilikte normaldir. Sadece onlar da değil. Aynı gün, Kaşif Kozinoğlu protokol kapısından girerken onlarca kameraman ve muhabir orada çekim yaptı ve haber yazdı. İHA’dan, Habertürk’ten, Milliyet’ten, TRT’den, Sabah’tan, NTV’den, Hürriyet’ten, 24 TV’den muhabirler de vardı. Hepsinin isimlerini de biliyorum ama burada yazmayacağım.
Dolayısıyla o gün yapılan çekim, iki gazetecinin gizlice gerçekleştirdiği sıra dışı bir faaliyet değildi. Aradan 15 yıl geçti. O gün onlarca gazetecinin gözü önünde yapılan sıradan bir haber takibi, bugün iki gazeteci açısından gözaltı-tutukluluk meselesine dönüşmüş durumda.
Kaşif Kozinoğlu 12 Kasım 2011’de Silivri 1 Nolu L Tipi Cezaevi’nde şüpheli bir şekilde hayatını kaybetmişken, bugün dönüp onun adliyeye gelişini görüntüleyen gazetecilerin peşine düşülmesi asıl soruyu ortadan kaldırmıyor:
Bir gazetecinin yaptığı haber ve çektiği görüntü nasıl suçun konusu haline getirilebilir? Kaşif Kozinoğlu’nun ölümünün sorumluluğunu, onun görüntülerini çeken ve yayımlayan gazeteciler arasında aramak nasıl bir aklın ürünü olabilir? Üstelik eli kanlı failler, ellerini kollarını sallayarak ortalıkta dolaşırken…