Dünya Kupası yine bütün heyecanıyla devam ediyor.
Sporun en güzel taraflarından biri, insanları bir araya getirmesi ve farklılıkları aynı heyecanda buluşturmasıdır. Her dört yılda bir dünyanın dört bir yanından gelen takımlar aynı sahada buluşur; sadece maçlar oynanmaz, aynı zamanda insan hikâyeleri yazılır.
Bu yıl benim için heyecan iki kat fazlaydı. Çünkü pasaportunu taşıdığım iki ülke, Türkiye ve Avustralya, Dünya Kupası sahnesinde karşı karşıya geldi.
Kalbimin bir yanı Türkiye için, diğer yanı Avustralya için attı. Oğlum Akif Türkiye’yi destekledi, ben Avustralya’yı. Böylece evimizde tatlı bir denge oluştu.

Fakat bu yazıyı maçın skorundan çok, bana aynı anda iki farklı ismi hatırlatan iki hikâye için kaleme alıyorum:
Hakan Şükür ve Nestory Irankunda.
Birinin hikâyesi 11. saniyede başladı.
Diğerinin hikâyesi ise 27. dakikada bütün dünyaya yayıldı.
Aslında ikisinin ortak noktası sadece futbol değil.
İkisini buluşturan şey, bağnaz siyasetin başarıyla kavgasıdır.
2002 Dünya Kupası’nda, Türkiye’nin üçüncülüğe ulaştığı turnuvada Hakan Şükür, Güney Kore ağlarını henüz 11. saniyede havalandırarak Dünya Kupası tarihinin en hızlı golünü attı.
Aradan 24 yıl geçti.
Rekor hâlâ yerinde duruyor.
Ama Türkiye’de yıllardır bu rekorla değil, rekorun sahibinin nasıl unutturulacağıyla uğraşılıyor.
Erdoğan rejimi yıllardır Hakan Şükür’ün adını hafızalardan silmeye çalışıyor.
Televizyonlarda adı anılmıyor.
Spor programlarında başarıları hatırlatılmıyor.
Yorumcular onun ismini telaffuz etmekten çekiniyor.
Yetmedi…
Mallarına el konuldu.
Şirketlerine el konuldu.
Ailesi hedef gösterildi.
Sürgüne zorlandı.
Ama bütün bunlara rağmen Erdoğan’ın değiştiremediği bir şey var:
Kronometre.
Çünkü kronometre yalan söylemiyor.
11 saniye hâlâ 11 saniye.
FIFA, her Dünya Kupası’nda yayınladığı görüntüler ve istatistiklerle Dünya Kupası tarihinin en hızlı golünün hâlâ Hakan Şükür’e ait olduğunu bütün dünyaya yeniden hatırlatıyor.
Bir insanın evine, işine, malına, mülküne el koyabilirsiniz.
Ama tarihe işlenmiş bir başarıya asla.
Bir futbolcunun adını gücünüzün yettiği ekranlardan silebilirsiniz.
Ama onu dünya futbol tarihinden, müzelerden ve hafızalardan silemezsiniz.
İşte bu yüzden her Dünya Kupası başladığında, Erdoğan rejiminin bütün propaganda araçlarına rağmen Hakan Şükür’ün adı yeniden dünyanın gündemine geliyor.
Çünkü bazı insanlar ekranlardan silinebilir.
Ama tarihten silinemez.
Kaderin ilginç cilvesi şu ki, bugün sürgünde yaşayan Hakan Şükür ile Dünya Kupası’nın genç yıldızı Nestory Irankunda’nın hikâyeleri ve kaderleri aslında birbirine sanıldığından çok daha benziyor.
Dostları da benzer, onlardan rahatsız olanlar da…
Nestory’nin anne ve babası Burundi’deki iç savaştan kaçtı.
Aile önce Tanzanya’ya sığındı.
Nestory, Tanzanya’nın Kigoma kentindeki bir mülteci kampında dünyaya geldi.
Henüz birkaç aylıkken ailesiyle birlikte Avustralya’ya geldi.
Yoksulluk içinde büyüdü.
Futbol ayakkabısı alacak imkânları olmadığı zamanlar oldu.
Semt parklarında yalınayak top oynadı.
Ve yıllar sonra Dünya Kupası sahnesinde Türkiye’ye karşı attığı golle tarihe geçti.
Henüz 20 yaşındaydı.
Henüz 15 yaşındayken profesyonel futbolun kapısını aralayan genç yıldız, 27. dakikada attığı golle Avustralya adına Dünya Kupası’nda gol atan en genç futbolcu oldu.



