Kur’an-ı Kerim Ashab-ı Kehf’in içinde bulundukları mağarayı ve kendilerinin vaziyetlerini şöyle anlatıyor:
“Baksaydın, güneşin doğduğu zaman mağaranın sağ tarafına yöneldiğini, batarken de sol taraftan onları makaslayıp geçtiğini görürdün. Onlar, mağaranın geniş bir yerinde idiler. İşte bu Allah’ın mucizelerindendir. Allah kime hidayet ederse, işte o, hakka ulaşmıştır; kimi de hidayetten mahrum ederse, artık ona doğru yolu gösterecek bir dost bulamazsın. Bir de onları mağarada görseydin uyanık sanırdın. Halbuki onlar uykudadırlar. Biz onları sağa sola çevirirdik. Köpekleri de girişte ön ayaklarını ileri doğru uzatmıştı. Eğer onları görseydin, arkana bakmadan kaçardın; içinde korku ile dolardı.” (18/17-18)
Mağaranın yeri hakkında ayrı ayrı görüşler var… Anadolu’da diyenler… Şam’da diyenler Endülüs’te Gırnata civarında Loşe’de diyenler… Daha başka yerlerin isimlerini söyleyenler de var… Aslında Kur’an-ı Kerim yer ve zaman vermeden bahsederken, bunların hepsini bazı benzerliklerinden dolayı içine alabilecek şekilde içlerinden, en orijinal ve en dikkat çekenin kıssasını anlatıyor. Pek çok devirlerde zalimlerin zulümlerine uğrayan müminler böyle mağaralarda saklanmışlardır. Kıssa, hisse almak içindir. Teferruatta boğulmadan meselenin özüne ulaşmaya çalışalım. Kıssa anlatılırken, dekor ve malzeme olarak, aksesuar olarak kullanılan kelime ve cümleler çok mühimdir, onlardan istifade etmeye bakalım…
Elbette bu mesele Allah’ın âyet ve mucizelerindendir. Şöyle veya izah etmeye yeltenmek uygun olmaz. O’nun (c.c.) kudreti her şeye yeter… Bizim buradaki bazı aktarmalarımız, maddî bir anlayışla, bazılarının bu gerçeği inkara kalkışmalarına karşı akla yaklaştırmak için tespit edilen bazı hakikatlara işaret etmekten ibarettir.
Cenab-ı Hak, onları mağarada uzun süre uykuda bırakıyor. Burada ancak akla yakınlaştırmak için bazı tahlillerde bulunacağız. Yoksa Yaradanın kudreti için hiçbir mani yoktur. NASA yeraltındaki mağaralarda bazı kişileri uzun süre bırakıyor. Bu yerlerde uzun süre kalmanın tesiri araştırılıyor. Mağarada uzun süre kalmak mümkün. Mesela, bir Yugoslav, rekor kırmak için mağarada iki sene kalıyor. 1964’te Antonia Senni mağarada 125 gün kalıyor ve uyku ritminin 72 saate çıktığı görülüyor. Bizim bir günümüz dünyanın kendi ekseni etrafındaki dönüşü kadardır, yani 24 saattir. Halbuki Senni’nin bir günü 72 saat olmuş oluyor.
1968-1969’da Olliver obruğunda, Engender üç ay kalıyor. Onun da bir günü 48 saate tekabül ediyor. Mağarada yaşayanların kafalarına EEG (Beyin grafisi) aleti bağlanıyor. Yine vücutlarına kalp atım ve ritmi tayin eden EKG (kalp grafisi) ve vücut sıcaklığını ölçen derece konuyor. 1972’de Siffre adlı bir kişi, Teksas’ın batısındaki bir mağarada Nice yakınında 205 gün kalıyor.
Ayrıca Olliver obruğunda 6 derece sıcaklıkta Scarssin mağarasında sıfır derecelik sıcaklıkta çeşitli kişiler uzun süre tecrübeye tabi tutulmuş. Mesela Mairetet ve Brobecher bunlardan ikisidir. Bu şahısların bir günleri de 27 saatlik zamana tekabül ediyordu.
Hayvanların kış uykusuna yattığı malum. Kış uykusunda hayvanlar hayati faaliyetlerini oldukça azaltırlar. Mesela yarasanın dakikada 1200 defa atabilen bir kalbi olmasına rağmen kış uykusuna yattığında kalb atım sayısı dakikada dörde düşmektedir.
NASA’nın sıfır derece ve altı derecede mağaralarda uzun süre bazı kişileri bıraktığını hatırlayalım… Ayette de güneş ışınlarının Ashab-ı Kehf’i yalayarak geçtiğini düşünürsek mağara ısısının düşük olduğu ortaya çıkar. Şüphesiz Yaradan, sebeplere tevessül etmeden her şeyi yapmaya kadirdir. Belki de Ashab-ı Kehf’i uzun süre hipotermi vasatında uyutmuştur.


