Adamın birisi devesini kaybeder. Köyünün etrafındaki kırlarda deveyi aramaya başlar. Mevsim de ilkbahar olduğu için her yer yemyeşildir, sık da yağmur yağmaktadır. Bu esnada tanımadığı birisiyle karşılaşır. Ona, “Devemi kaybettim, gördünüz mü?“ der. O kişi de, “Senin devenin sol gözü kör, sağ ayağı topal ve kuyruğu kesik miydi?“ deyince, devesini arayan adam; “Benim devemi sen çalmışsın, çünkü bu dediklerinin hepsi doğru, bu kadar özelliği ancak o deveyi gören veya çalan birisi bilebilir“ der. O insan da “Hayır ben çalmadım’’ diye ısrar etse de, devesini kaybeden adam kadıya şikayet eder.
Kadı, “Devenin bu kadar özelliklerini ancak onu gören veya çalan bilebilir“ denilerek, çaldığı düşünülen adama sorar. Adam da der ki; “Ben gelirken yolda dikkat ettim, yağmur yeni yağmış, yollar hafif çamurlu idi. Yoldan dört ayaklı bir hayvan geçmiş. Sol tarafındaki otları yememiş, hep sağ taraftan yiyerek gitmiş, demek ki sol gözü körmüş. Sağ ayağını bastığı yerdeki iz, öteki ayakların izlerine göre belli belirsizdi, belli ki sağ ayağında bir sakatlık var. Bir de develer ihtiyaçlarını giderirken kuyruklarını sallarlar, dolayısıyla atıklar da etrafa saçılır. Bununkiler top top yere düşmüş, demek ki bu devenin kuyruğu kesikmiş” deyince, kadı, şikayet eden insana dönerek, “Bu adam senin deveni çalmamış, adamın hakkına girdin, ondan özür dile’’ deyip onları göndermiş.
Devesi kaybolan insan, suçladığı bu insana dönerek “Çok özür diliyorum, ne olur kusuruma bakmayın. Sizi buraya kadar da yordum, eğer lütfedip gelirseniz evimde size bir yemek yedirmek istiyorum“ diye onu evine davet eder. O insanla birlikte yemek yerler, tanışmış olurlar.
Bilal Bey, bazı insanlarla beraber bir mahalle futbol takımını satın alır. Bilal Bey, latife olsun diye tanıdığı ve çok sevdiği arkadaşı Coşkun Bey’i arar. Coşkun Bey’in de değişik çevrelerde çok tanıdığı arkadaşları vardır. Bilal Bey, Coşkun Bey’e, latife olarak ama ciddi bir şekilde, “Biz bir mahalle takımı satın aldık, sen bu işle ilgili başkanı ve bakanı tanıyorsan, onlara bir söylesen de bizim bu takımı birinci lige çıkarıverseler“ diye söyler.
Coşkun Bey, “Efendim, siz bu işi demek ki bilmiyorsunuz. Bu iş söyleme ile olmaz, onun belli kaideleri vardır, ancak onlar tamamlanınca birinci lige çıkılır’’ der. Karşıdaki arkadaşı da ona teşekkür eder ve telefonu kapatır.
Sonra, Coşkun Bey’in de iyi tanıdığı Kerim Bey’e bu durumu anlatır ve “Sen de bu latifeyi devam ettir” diye söyler. O da Coşkun Bey’i arar ve futbolla ilgili üst makamlardan tanıdıkları olup olmadığını sorar. Coşkun Bey de “Evet var, hayırdır’’ deyince, Kerim Bey, “Bir arkadaşımız böyle bir takım satın almış, sizin o tanıdıklardan birkaçını çağırsak da, onlar da bu gençlerin nasıl oynadıklarını görseler, sonra da bunları birinci lige çıkarsak’’ deyince, karşıdaki “Kardeşim, sen de bu işten demek ki anlamıyorsun, bu böyle olmaz, bunun da kendine göre kuralları var” der.
Birinci lig neredeyse oraya gidelim, derdimizi anlatalım, gerekirse onları bir yere davet edelim ve bizim çocukların oynadıklarını görsünler’’ deyince, karşıdaki ne diyeceğini şaşırır ve sonra da “Bu konuyu bir ara yüz yüze görüşürüz’’ diyerek telefonu kapatır.
Daha sonra bu latifeler bu insana anlatılınca onun da hoşuna gider. Bu sefer mahalle takımının başına Coşkun Bey getirilir, o da üç veya dört sene o takımla ilgilenir.
Aradan yıllar geçer. O ülkeyi idare edenler, çok büyük yolsuzluk ve usulsüzlüklere karışarak ülkeyi yaşanmaz hale getirirler. Aynen İngiliz yazar George Orwell’in yazdığı “Bin Dokuz Yüz Seksen Dört” (Nineteen Eighty-Four) romanında olduğu gibi, şiddetli bir cadı avı başlar. Herkes sindirilmeye çalışılır. Takip edildikleri ve her an karakola, oradan da hapse götürülme korkusuyla yaşarlar.
Hapishaneler, o zamana kadar hiçbir suça bulaşmamış, masum, iyi eğitimli, herkesin güvendiği, inandığı, başarılı, entelektüel insanlara ilaveten yaşlı ve hasta kişilerle doldurulmuştur. Yeni hapishaneler inşa edilir. İnsanlar, birbirlerini şikayet etmeye zorlanır. Çoğu insan, bu zulümler ve haksızlıklar karşısında ya hapislere atılır, ya da ülkesini terk etmek zorunda kalır.
Bu olayın kahramanlarının da bir kısmı ülkesinden ayrılmıştır, bir kısmı da ülkesinde kalmaya devam etmektedir.
Mahalle takımıyla ilgilenmesi için tanıdığı insana telefon eden Bilal Bey de yurtdışında yaşamaktadır.
Bilal Bey, Coşkun Bey’in telefonunu bir şekilde bulur ve ona şöyle bir mesaj gönderir:
“Sayın büyüğüm, sizleri bir daha dünya gözüyle görmek mümkün olur mu bilemiyorum. Mahalle takımımızı 1.lige çıkarmadığınız için biraz kırgınlığım olsa da siz yine de takımı bırakmayınız. Daim afiyette olmanız dileğiyle selam ve saygılar.’’
Bu mesajı alan Coşkun Bey, mesajdaki konuları aynen devenin yolda giderken bıraktığı izlere göre, onun hakkında bilgi sahibi olan kişi gibi derhal o konuyu hatırlar ve bu sefer o da Bilal Beye şu mesajı gönderir:
“Benim sizsiz günüm neredeyse yok ki hocam. Her gün, yeni bir şey var mı diye YouTube sayfanıza bakıyorum. Hiç endişeniz olmasın sevgili hocam, o takım doğru günü geldiğinde en büyük kupayı semaya kaldıracak inşallah.


