On bir aya sultanlık yapan bir misafir daha kapımızı çaldı.
Rahmetin, merhametin, arınmanın adı olan Ramazan…
Takvim yaprakları o mübarek aya dönünce, insan ister istemez kalbinin kapısını da aralamak istiyor.
Çünkü Ramazan; sadece aç kalmanın değil, öfkeyi susturmanın, kini dizginlemenin, hırsı terbiye etmenin ayıdır.
Bu ayda sofralar büyür, lokmalar çoğalır, kapılar çalınır.
Yoksulun eli tutulur, yetimin başı okşanır.
Kalpler yumuşar, sözler incelir.
Ve inanırız ki bu ayda şeytanın eli kolu bağlanır.
Fakat ne yazık ki zincire vurulan sadece iblis olur; iblisin yol arkadaşları değil.
Şeytan zincire vurulsa da, şeytani düşünceler, kin, intikam ve merhametsizlik zincire vurulmuyor.
Ramazan’ın gölgesi merhametle düşerken yeryüzüne, ülkemizde hukuksuzluk, keyfi tutuklamalar, ağır hasta mahkûmların tahliye edilmemesi, uzun tutukluluklar, medya kapatmaları, sürgünler, işkence iddiaları ve sosyal ölüme mahkûm etme devam ediyor.
Zulüm, takvim yaprağı tanımıyor.
Demir kapılar ardında iftar bekleyenler var…
GAZİ ÖĞRETMEN…
Bir taraftan demir kapılar ardında iftar vaktini bekleyenler var…
Diğer tarafta ise şeytanî planların peşine düşmüş bir rejimin hoyrat uygulamaları yüzünden, çareyi çok sevdiği ülkesini terk etmekte bulan; sürgün yollarında yorgun düşüp toprağa düşenler…
Aynı zulmün iki ayrı yüzü.
Biri demir kapıların gölgesinde, diğeri gurbetin sessizliğinde.
Gazi Erkişi…
Fatih Üniversitesi’nde görev yapıyordu.
Müzisyendi.
Zarafetiyle tanınan Ertuğrul Erkişi’nin kardeşi.
İkisi de gönül inceliğini sesine ve sözlerine taşıyan insanlardı.
Gazi öğretmen, gasp edilen üniversitesinin ardından Melbourne geldi.
Sirius Eğitim Kurumlarında öğretmenlik yaptı.
Tıpkı binlerce insan gibi, son on yılda yaşatılan zulümlerden nasibini almış; ülkesini terk etmeyi bir kurtuluş değil, belki bir mecburiyet olarak seçmişti.
Ama sürgün, sadece bir coğrafya değişimi değildir.
Sürgün, insanın içinden bir parçanın koparılmasıdır elbet.
Yakalandığı amansız hastalıkla verdiği mücadeleyi 14 Şubat’ta kaybetti.
14 Şubat… “Sevgililer Günü”ydü.
Belki de bu yüzden ayrılığı daha derin, daha manidardı.
Gazi öğretmen o gün, fani dünyanın bütün kırgınlıklarını geride bırakıp asıl sevgilisine kavuştu.
Mütebessim siması, kalbinin güzelliğini yansıtıyordu.
O gülümseyiş, sanki bütün kırgınlıklara rağmen hayata küsmemiş bir ruhun sessiz direnişiydi.
Erkişi kardeşlere ve yakınlarına sabr-ı cemil diliyorum.
Bu Ramazan hüzünle başladı.
Neredeyse her gün bir vefat haberi, bir yıkım, bir ayrılık düşüyor yüreğimize.
Zulüm ve acı kıtalar dolaşıyor.
Ve bir başka tarafta…
KÖFTECİ ABDULLAH AMCA!
Tekirdağlı köfteci Abdullah amca…
72 yaşında.
Tekirdağ eşrafından.
Suçu malum: Öğrenciye burs vermek, muhtaca el uzatmak.
Ama sadece o değil…
Yaşı 80’e varan İlhan İşbilen…
Alattin Kaya…
Yazar Ali Ünal…
Ve daha niceleri…
Saçları ağarmış, ömürleri ibadetle, kalemle, hayırla geçmiş insanlar bugün cezaevlerinde, koğuşlarda, hastane sevkleri beklerken Ramazan’ı karşılıyor.
Torun koklaması gereken dedeler, soğuk beton duvarlara bakarak iftar açıyor.


