“Yusuf ergenlik yaşına erince, kendisine bir hüküm (idare gücü ve hikmet) ve bir ilim verdik. Biz böylece ihsan sırrına ermiş olanlara (Allah herşeyimi biliyor ve görüyor şuuru ile hareket edenlere) işte böyle ödüllendiririz. Kaldığı evin hanımı onu, nefsinden kâm almak için yatağına çağırdı, kapıları kilitledikten sonra ‘Haydi gelsene!’ dedi. Fakat Yusuf ‘Allah’a sığınırım… Allah korusun… Rabbim / Efendim bana güvenli bir barınak sağladı; hiç şüphesiz zâlimler iflah olmazlar, kurtuluşa eremezler’ dedi. Kadının nefsi Yusuf’u istedi, Yusuf’un da içinden geçti. Eğer Rabbinin bürhanı olmasaydı (O’nun caydırıcı direktifi, gözlerinin önünde tecessüm etmeseydi, kendini tutamazdı. Böylece Biz Yusuf’u kötülükten ve fuhuştan uzak tuttuk. O, şüphesiz, bize içten samimî bağlı, ihlâsa erdirdiğimiz seçkin kullarımızdandı. Her ikisi de –Yusuf önde, kadın peşinde olmak üzere- kapıya koştular. Kadın, Yusuf’un gömleğini arkasından yırttı… Kapıda da kadının kocasıyla karşılaştılar. O anda kadın hemen kocasına, ‘Eşine kötülük etmek isteyenin cezası herhalde zindana atılmaktan veya ağır işkenceye çarpılmaktan başka bir şey olamaz’ dedi. Yusuf ‘Yok… Benim nefsimden kâm almak için yatağına çağıran odur!’ dedi. Kadının akrabalarından biri olaya şahit olarak, şöyle bir çözüm önerdi: ‘Eğer Yusuf’un gömleği ön tarafından yırtılmışsa , kadın doğru söylüyor. Yusuf ise yalancılardandır. Yok eğer Yusuf’un gömleği arka tarafından yırtılmış ise, kadın yalan söylüyor; Yusuf ise doğru sözlü sadıklardandır.’ Adam, gömleğin arka tarafından yırtılmış olduğunu görünce, karısına, ‘Bu iş, siz kadınlara özgü bir komplodur, sizin hile ve komplolarınız, çok büyük ve yamandır.’ Adam Yusuf’a, ‘Sen ona bakma, kapat bu olayı’ dedikten sonra, karısına dönerek ‘Sen de günahından dolayı istiğfar edip af dile. Çünkü sen artık gerçekten hataya düşen günahkârlardan oldun.’ dedi.” (Yusuf Suresi, 12/22-29)
Âyetlerden anlaşıldığına göre Yusuf Aleyhisselama sadece “ilim” değil, aynı zamanda “hüküm” de verilmişti. Yani her meselede sağlıklı, isabetli bir hüküm verebilme, olayların nasıl noktalanacağını kestirip bilebilme, rüyaları yorumlayabilme kabiliyeti ve hayat, boyunca karşılaşabileceği olayları, gerçek yüzleriyle kavrayıp ona göre isabetli hareket etme istidat ve yeteneği verilmişti. Bunlar Hz. Yusuf Aleyhisselama ihlas ve ihsan sırrına erdirilmiş olmasının, iyi davranışlar sergileyişinin, imanı ve güzel ahlâkıyla iyi bir insan olmasının mükâfaatı idi.
Ama imtihanlar bitmiyor. İmtihanların en çetini, gençlikte kanın kaynadığı, şehvetin kabardığı, günah işlemenin çok kolaylaştığı hengâmelerdir. Bu çok yaman bir imtihandır. Bu şiddetli, bu çetin, bu yaman imtihanı, Kur’an-ı Kerim kendine has bir biçimde yani, hiç bâtılı tasvir etmeden, sâfî zihinleri bozmadan ama gerçeği de gizlemeden olduğu gibi anlatmaktadır. Bu lâtif ve zarif anlatım üslubuna hiçbir roman ve hikayede bu netlik ve güzellikte bulamayız. Gerçekten ‘Kur’an-ı Hakim, olayın yaşandığı söz konusu ânı, kıssa çerçevesinde, aynı zamanda mükemmel bir yaşayış çerçevesinde, hak ettiği normal payı aşacak kadar upuzun bir sahneye dönüştürmek istememektedir. Onun için de, gerçekliğin, dürüstlüğün ve atmosferdeki temzilğin hakkını verebilmek için gerek başlangıçtaki, gerekse neticedeki tedbirliliği aktarmasının yanısıra, bu iki süreç arasındaki zaaf anına temas etmek yetiniyor. (…) Gerek insan fıtratı, gerekse peygamberlerin masumiyeti açısından, en makul olanı da budur.’ (Fî Zılâli’l-Kur’an)


