Tarihler 18 Aralık 2008’i gösterirken bütün gözler yılın belki de son 10 yılın siyasi düellosuna çevrilmişti. CHP Grup başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu ile Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek canlı yayında karşı karşıya gelecek ve kozlarını paylaşacaktı. Bahisler, bir cerbeze ve demagoji üstadı olan Gökçek’i şanslı gösteriyor, siyasi yorumcular rakibi karşısında şov yapacağını belirtiyordu. Oysa sonuç beklenenin aksine çıktı.
ökçek, rakibin dengesini bozmak ve iyi olduğu alanda mücadele etmek için gerilimi yükseltmeye çalıştıkça karşısında mütebessim yüz ifadesiyle “Olur, onu da konuşalım” diyen sakin, cool bir adam buldu. Durmadan terleyen ve bağırmaktan kuruyan boğazını ıslatmak için su içen Gökçek portresi onun düşüşünün başlangıcı oldu. Erdoğan karşısında pazarlık gücünü kaybetti ve meydan okuyan değil bağlılık bildiren bir figür haline geldi. Sonraki bütün belediye seçimlerinde son dakikaya kadar aday yapılmayarak bu güçsüzlük iyice hissettirildi. En sonunda da görev süresi bitmeden istifaya zorlanarak rencide edildi.
O düello, birinin çöküşü diğerinin ise yükselişinin başlangıcı kabul edilir. Kılıçdaroğlu, siyasi kariyerini Melih Gökçek’e borçlu desek abartmış sayılmayız. Elbette Şaban Dişli ve Dengir Mir Mehmet Fırat’ın katkılarını da unutmamak lazım. AKP’nin yolsuzluk dosyalarını gündeme getirmek ama daha önemlisi sonuç almak bu eski bürokrat için basamakları hızlı tırmanmak anlamına geliyordu. Nitekim kaset komplosu sonrasında Genel Başkan Deniz Baykal istifa etmek zorunda kaldığında liderlik için ilk akla gelen isim oydu.
Siyasetin hesap uzmanlığı ve yolsuzluk dosyası açıklamaktan daha başka bir şey olduğunu öğrenmesi biraz zaman aldı. Tutucu gelenekleri ve epey yüklü bagajıyla devraldığı partiyi tanıması kolay olmadı. Tanıdıkça ve vesayet kliklerinden kurtuldukça hem kendine güveni geldi hem de yönettiği kuruma rengini vermeye başladı. Bilhassa selefi Baykal’ın sağlık sebebiyle kulvar dışında kalması elini bir hayli rahatlattı. Aksi halde her seferinde Saray’a arka kapıdan girip kirli anlaşmalar yapan eski genel başkanın etkisini kırması kolay olmayacaktı.
Kılıçdaroğlu, son yıllarda siyasete etki eden ve sonuç alan hamleleriyle belirleyici bir aktör haline geldi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hesaplarını bozan adımları attı. Grup kurmasını sağlayarak seçime giriş vizesi aldırdığı İYİ Parti’yi Meclise taşıdı. Bu ona, Meral Akşener gibi güçlü bir partner kazandırmakla kalmadı, Erdoğan’ın ortağı Devlet Bahçeli’yi de çıkmamak üzere barajın altına itti.
Yerel seçimlerdeki başarısı Kılıçdaroğlu’nun üzerinde durulması gereken en önemli hamlesiydi. İstanbul ve Ankara başta olmak üzere belediyelerde Erdoğan’ın sırtını yere getirdi. Aday tespitinden daha ziyade CHP’yi diğer parti seçmenlerinin oy verebileceği bir forma sokması başarıda etkili oldu. Ortaklığa partisini ikna etmesi de önemliydi elbette; ancak asıl kritik gelişme, sağcı, muhafazakar veya Kürt seçmenin ön yargılarından kurtulup CHP’li adayı seçmesiydi. Yerel seçimlerdeki sonuç görüldükten sonra kredisi yükseldi ve Altılı Masa’nın kurulması kolaylaştı.
CHP lideri “128 Milyar dolar nerede?” kampanyasıyla birlikte gündem belirleme üstünlüğünü ele geçirdi. Bürokratlara yaptığı ‘hukuka uyun’ çağrısı ve helalleşme sözü doğru mesajlardı. Merkez Bankası ve TÜİK gibi baskınlar popülaritesini zirveye taşıdı. SADAT baskını ise Erdoğan rejiminin taşıyıcı kolonlarına hamle yapacağının işaretiydi. Kılıçdaroğlu, cumhurbaşkanlığı için aday olacak mı? Bilmiyorum. Ancak söz konusu ataklarla partinin mutlak hakimi haline geldiğini ve liderliğini pekiştirdiğini söylemek mümkün.
“Sakin Güç” algısı başta olmak üzere Kılıçdaroğlu’nun bir takım handikapları da var. Bu etiketi yönetmekte zorlandığını düşünüyorum. Yer yer abarttığını bazen de kurtulmaya çalıştığını görüyorum. Sosyal medya hesaplarında kullandığı “Gençlerin demokrat amcası” nitelemesi abartılı, ondan bir Erdoğan çıkarma çabasını ise gereksiz buluyorum. İnsanlar bağıran siyasetçiden bıktı; sakin ama kararlı ve cesur bir duruş doğru terkiptir. Yüksek sesle konuşan Kemal Kılıçdaroğlu kötü bir Erdoğan taklidi olacak, iğreti duracaktır.


