Dört gün boyunca evinde misafir kaldım. Cahit Sıtkı Tarancı, “35 yaş” der ama ben ona biraz ilave ederek, “ömrünün ortasında” demeyi tercih ederim. New Jersey’de bulunduğu yıllardan tanışıyoruz; fakat bu denli bir yakınlık nasip olmamıştı.
Meslek hayatına öğretmen olarak başlamış, ardından Cenab-ı Hakk’ın lütfuyla yıllarca yurt dışında hizmet etme imkanı bulmuş. Hesapta olmayan bazı gelişmeler ise onu ticaret hayatına sevk etmiş. Ve yine Allah’ın inayetiyle işleri büyümüş, imkânları genişlemiş, zengin olmuş.
Şunu gördüm o dört gün içinde, onun zenginliği, sahip olduklarında değil; sahip olduklarıyla kurduğu ilişkide gizli.
Nasıl mı?
Malı mülkü artmış ama ruhu daralmamış. Kesesi de kasası da dolmuş ama kalbi katılaşmamış. Hatta tam aksine, sanki her yeni imkân onu biraz daha inceltmiş, biraz daha hassaslaştırmış. Bu, üzerinde dikkatle durulması gereken bir husus. Zira biz çoğu zaman zenginliğin insanı değiştirdiğini söyleriz ve çoğu örnek de bu kanaati doğrular.
Nice insan “ne oldum delisi” olur; nice insan geldiği yeri unutur. İmkanlar genişledikçe vicdanlar daralır çoğu zaman. Fakat istisnalar da vardır. İşte bu dost, bütün sıyamı, kıyamı ve savmıyla, alışılmışın aksine bir istikamette değişmiş. Daha diğergâm, daha fedakâr, daha ince ruhlu bir hâle bürünmüş.
“Lâ uzekkî alallahi ehadâ!”
Hiç kimseyi Allah’a karşı tezkiye edemem. Kulunu en iyi bilen O’dur. Bununla beraber biz de beşer olarak müşahede alanımıza giren kadarıyla bir şahitlikte bulunabiliriz.
Benim şahitliğim, yukarıdaki tespitleri doğrular mahiyetteydi. Bu, sadece bir gözlem değil; aynı zamanda insanın imkânla imtihanına dair canlı bir örnekti. Zenginlik, her zaman kalbi ağırlaştırmaz; doğru elde ve doğru niyetle, aksine kalbi incelten bir vesileye de dönüşebilir.
Türkiye’de Hizmet Hareketi’ne mensup insanlara yapılan zulümleri de konuştuk bu dört gün içinde defalarca. Ortak dostlarımızdan bahsettik. “O nerede, bu nerede?” diye başlayan cümleler, bizi son 10 yılın ağır hatıralarına götürdü. Saatler geçti, o muhabbetin içinden çıkamadık. Bu dostun eski dostları bugünün mağdur ve mazlumları için yaptıklarını dinlediğimde doğrusu hayret ettim. Zira anlatılanlar sıradan yardımlar değildi; maddî ve manevî planda, sessizce ve gösterişten uzak yapılan ciddi desteklerdi. Fakat beni asıl etkileyen, yaptıkları değil; bunları anlatırken yaşadığı hâldi.


