1943’te açılan Denizli Mahkemesine, Üstad Hazretleriyle beraber Gönenli Mehmed Efendi ve Şemseddin Yeşil Efendi gibi meşhur zatları da celbetmişlerdi. Soyadı Öğütçü olan Gönenli Mehmed Efendi, Hafız, Alim ve gayret-i diniye sahibi mübarek bir zattı. Sultan Ahmed Camii Baş İmamı idi ama pek camide vaaz eder ve dersler verirdi… Bütün hayır işlerine koşar ve bilhassa Kur’an Kursu, İmam-Hatip ve İlahiyat talebelerine elinden gelen destek ve yardımları yapardı.
Sultan Ahmed Camiine Baş İmam olunca, şuurlu bir mümin ve gayretli bir hocaefendi olduğu için hemen bir heyet kurup, çevrelerindeki fakir-fukara, öksüz-yetim, sakat-muhtaç kimler varsa onları tesbit edip imkân sahiplerinin, zekat, sadaka ve teberru gibi yardımlarını onlara yönlendirmeye başlıyor.
Bir gün camiye yakın âmâ bir kişinin kapısını çalıyorlar. Âmâ zat, bunları içeri alıp buyur ediyor. Mehmed Hocamız şöyle söze başlıyor: “Ben bu Sultan Camiinin hocasıyım… Mahallemizde fakir-muhtaçları tesbit edip onlara yardım etmek istiyoruz…” Hemen âmâ zat, lâfı ağzından alıp “A başı kırılası, ayağı yarılası, kolu yamulası hoca!… Sen nasıl hocasın? Allah kulunun rızkına kefil değil mi? Sen kim oluyorsun da, bizim rızkımızı vermeye kalkışıyorsun?” Ve bir sürü benzer sözlerle Gönenli Hocamızı yerden yere vurmuş. Hocamız da arkadaşlarıyla kalkıp gitmiş. Öbür gün Hocamız âmâ zatın kapısını tek başına tekrar çalmış… İçeriden “Kim o?” sesini duyunca Hocamız “Ben dün geleni başı kırılası, ayağı yarılası, kolu yamulası hocayım!..” diyerek yanına varmış. Âmâ zât “Geç bakalım şöyle!” deyip yanına oturtmuş. Sonra da “Bak, ben erkenden teheccüd namazına kalkarım. Namazı kıldıktan sonra sabah ezanlarını beklerim. Ezanlar okununca, sabah namazını eda ederim. Tesbihlerimi çektikten sonra dualarımı okur ve güneşin doğup mekruh vaktin çıkmasına kadar durur ve hemen İşrak namazımı kılarım. Bu sırada seccademin sağ tarafına benim günlük istihkakımı bırakırlar. Bugün bana ‘Sol tarafına da dün gelen hoca için para bıraktık; gelince kendisine verirsin’ dediler. İşte al! Bu da senin istihkakın!” demiş.
Hocamız, Üstad Hazretleriyle Denizli Hapsine girmiş. Beraattan sonra bir müddet Denizli’de kalmış… Camilerde vaaz verip Mevlid-i Şerif tilavet etmiş… Hapishane hatıralarından bahsederken diyor ki: “Hapishanede Üstad’ın yanına gidince, bana ‘Hoş geldin Muhammed Efendi, hoş geldin. Sen burada lâzımdın. Korkma! Korkma!’ dedi. ‘Korkum yok efendim’ dedim. Hapisaneye girenlere sorarlar mı bilmiyorum ama bana ‘Neresini istiyorsun?’ diye sordular. ‘İdamlıklar nerede ise, orasını’ diye cevap verdim. Katillerin arasında yaşadık. Üstad’la görüştük. Mahkemeye gidip geldik, beraber kelepçelendik. Bazen Üstad’ Kur’an okudum. İşte böyle, Elhamdülillah, tatlandık, lezzetlendik.”

