Bir önceki yazımızda Yusuf Suresinin Yusuf Aleyhisselam’dan bahseden güzel kıssası üzerinde duruyorduk. Malûm kıssa, hisse içindir. Devam edelim:
“Derken (Yusuf ile kadın) ikisi de kapıya doğru koşuştular. Kadın, Yusuf’un gömleğini arkadan yırttı. (Tam bu sırada) kapıda kadının kocasıyla karşılaştılar! Kadın hemen ‘Senin ailene kötü maksatla yaklaşanın cezası, zindana atılmaktan veya gayet acı bir azaptan başka ne olabilir?’ dedi.
Bediüzzaman Hazretleri, Rahman ve Rahim isimlerinin Besmeleye giriş hikmetini Sekizinci Mektup’ta anlatırken şefkatin aşktan üstün olduğunu söylüyor: “Kur’an-ı Hakim’in parlak bir mucizelikle, parlak bir surette gösterdiği ve Rahîm ismine ulaşmaya vesile Yakup Aleyhisselamın hissiyatı, yüksek bir şefkat derecesidir. Vedûd ismine ulaşmaya vesile olan aşk ise, Züleyha’nın Yusuf Aleyhisselama karşı olan muhabbet meselesindedir. Demek mucizeli beyan Kur’an, Hz. Yakup Aleyhisselamın hissiyatını, ne derece Züleyha’nın hissiyatından yüksek göstermişse; şefkat de o derece aşktan daha yüksek görünüyor.”
Yusuf Aleyhisselam günaha zorlanınca “Ya Rabbi! Zindan bana, bu kadınların beni davet ettikleri o işten daha iyidir.” (12/33) diye dua etti. Duası kabul edilip hapse atıldı…
“Hapisaneye onunla beraber iki genç de girmişti. Onlardan biri: ‘Ben rüyamda, kendimi şarap yapmak için üzüm sıkarken görüyorum.’ dedi. Öbürü de ‘Ben de başımın üstünde ekmek taşıdığımı ve bu ekmeği kuşların gagaladığını görüyorum.’ Ne olur, bu rüyamızın tabirini bildir. Biz seni iyi insanlardan bir olarak görüyoruz.’ dediler.” (12/36)
Yusuf Aleyhisselam meseleye hemen rüya tabiriyle giriş yapmadı. Çünkü onun en büyük gayesi Cenab-ı Hakkın varlığını, birliğini tanıtmak, O’nu sevdirmek olduğu için söze şöyle girdi: “Bu, Rabbimin bana öğrettiği ilimlerdendir. Ama önce biraz beni dinleyin: Ben, Allah’a iman etmeyen, âhireti de inkâr eden bir halkın dinini bir tarafa atıp, atalarım İbrahim, İshak ve Yakub’un dinine tâbî oldum. Allah’a herhangi bir şeyi ortak koşmak bizim için asla doğru olmaz. Bu tevhid inancı, Allah’ın hem bize, hem de insanlara olan ihsanıdır. Ama ne yazık ki, insanların çoğu bu nimete şükretmezler. Ey hapisane arkadaşlarım, bir düşünün, sizin için müteaddit rablere ibadet etmek mi, yoksa tek mutlak hakîm olan Allah’a ibadet etmek mi iyidir? Sizin Allah’tan başka ibadet ettiğiniz tanrılar, sizin ve atalarınızın uydurduğu bir takım boş isimlerden ibarettir. Allah onların tanrı olduklarına dair hiçbir delil indirmemiştir. Hüküm yetkisi yalnız Allah’ındır. O ise, başkasına değil, yalnız Kendisine ibadet etmemizi emir buyurmuştur. İşte dosdoğru din! Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” (12/37-40)
Ana mesele bu… Sonra tabiri de yapıyor.
“Günün birinde, hükümdar gördüğü bir rüyayı anlatıp dedi ki: ‘Ben yedi semiz inek gördüm, bu besilileri yedi zayıf inek yiyordu. Bir de yedi yeşil başak ile yedi kuru başak gördüm. Ey efendiler! Siz rüya tabir ediyorsanız, benim bu rüyamı da halledin!’ (12/43)
Kâhinler halledemeyince, hapisaneden Yusuf’u rüya tabir ettirip kurtulan hizmetçi Hükümdara Yusuf’tan bahsetti. Yusuf Aleyhisselam makul şekilde rüyayı tabir edince Hükümdar onu yanına çağırdı. Fakat Yusuf Aleyhisselam şâibeli durumda kalmasın diye kendisine atılan iftiradan beraat etmesi için önce araştırılmasını istedi. Neticede, suçsuzluğu herkes tarafından anlaşıldı. Hükümdar Yusuf Aleyhisselamı zindandan çıkarıp kendisine müsteşar yaptı. Sonra da Mısır’ın hazine işlerine bakan en üst seviyede zât olarak görevlendirdi…

