• ANA SAYFA
  • GÜNDEM
  • YAZARLAR
  • DÜNYA
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
  • ZULÜM GÜNLÜĞÜ
  • VİDEO HABERLER
  • DİĞER
    • UZAK DOĞU
    • AVRASYA
    • AVRUPA
    • AMERİKA
    • AİLEM
    • TEKNOLOJİ
    • KONUK YORUM
No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • GÜNDEM
  • YAZARLAR
  • DÜNYA
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
  • ZULÜM GÜNLÜĞÜ
  • VİDEO HABERLER
  • DİĞER
    • UZAK DOĞU
    • AVRASYA
    • AVRUPA
    • AMERİKA
    • AİLEM
    • TEKNOLOJİ
    • KONUK YORUM
No Result
View All Result
No Result
View All Result
Home Manşet

Tanrı Dağları’ndaki Küheylan: Öğretmen Süleyman

Temmuz 26, 2026
in Manşet, YAZARLAR
6
Görüntüleme
Facebook'da PaylaşTwitter'da Paylaş

Onu bir bahar günü “Beyaz Zambaklar Ülkesi”nin göçmen kalabalıkları arasında yeniden gördüm. Salonun en ön sırasında oturuyordu. 

O ipek saçlar gitmiş, yerini ihtiyarlığın gümüşi şafağına bırakmıştı. Karşılaştığımız o büyük mülteci salonunda, zaman birden tersine aktı. Hafızam beni yirmi yıl öncesine, Tanrı Dağları’nın eteklerindeki o efsanevi okula götürdü.

Şubatın son günleriydi.

BU HABERLER İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Kılıçdaroğlu’nun katıldığı törene giden figüran konuştu:1000 TL ödenecek dediler

AKP’li Adalet Bakanı Gürlek: “Sadece PKK mensupları için düzenleme (af) var!”

İki Barış Akademisyeni görevine iade edildi

Yılkılar, karın bereketi altında gizlenen amansız otlara erişmek için nakış işler gibi toynaklarıyla toprağı eşeliyorlardı. Bu yüzden her yan, ucu bucağı görünmeyen beyaz kar nadasları gibiydi.

Yolculuğun yorgunluğu iyice çökmüşken, uzaktan dağların eteğine sığınmış bir şehir göründü.

Şehre yaklaşırken gözümüze çarpan ilk şey, gökyüzüne uzanan Türk ve Kırgız bayrakları oldu. Rüzgârda birbirine sarılarak dalgalanıyorlardı.

Bayrakların kılavuzluğunda okulun bahçe kapısına yanaştığımızda, bizi bozkırın ortasında sıcacık gülümsemesiyle Süleyman Öğretmen karşıladı.

Henüz otuzunun baharında, ömrünün en deli çağında bir yiğitti. İri yapılı, endamlı, dolgun yanaklı ve ipek saçlı bir delikanlıydı. İlk sevdasının peşinden koşan bir aşık gibi koşmuştu Karahanlılar’ın o kadim başkentine. Omuzları bir çınar gibi geniş, bakışları ise zirvelerdeki sarp kayalıklardan süzülen bir kartalın asaletine sahipti.

Sanki dünyanın ilk gününden beri hep bu topraklarda, bu kutlu nöbetteydi.

Karların arasından güneşe gamze çakan bir kardelen gibi duran okulun hikâyesini kendi sesinden dinlemek istedik. Önce tevazu gösterdi, sustu. Fakat ısrarlarımız karşısında, yüreğinin kapılarını aralayarak anlatmaya başladı:

“İçimize hicret yangınını düşüren Aziz Hocamın duasını almak için huzuruna çıktığımda, beni hasretle beklerken buldum kendisini. Biraz da gecikmiştim. Beni görür görmez, ‘Türkiye’de çalıştığın yeter. Bir insan için ilk yıl alışmadır, ikinci yıl olgunlaşma, üçüncü yıl ise yaşlanmadır. Gidelim ve bir ömür boyu hizmet edelim ata yurdumuzda.’ dedi.

O sözler kalbime bir mühür gibi kazındı.

Çıkarken bana bir takım elbise hediye etti. Belli ki yollarda bizi bekleyen çetin, dar geçitler; aşılması zor engeller vardı.

İçinde bulunduğumuz bu okul binası bize tahsis edildiğinde harap haldeydi.

Lidiya Hanım adında Rus bir vali yardımcısı vardı. Beni yıldırmak için elinden gelen her şeyi yapıyordu. Hatta bir gün öfkeyle beni odasından bile kovdu.

Nihayetinde, ‘Bütün masraflar Türkler tarafından karşılanacaktır.’ şartını imzalamak zorunda kaldım.

O çetin inşaat süresince, aylarca altı metrekarelik çıplak bir beton zemin üzerinde, tek bir battaniyenin şefkatine sığınarak uyudum. O ilk yıl, kaderin bir lütfu olarak okula elli iki öğrenci kayıt yaptırdı.

Okulların açılmasına birkaç gün kalmıştı. Hiçbir eşyamız yoktu. 12. Okul ’un o merhametli müdiresi imdadımıza yetişti. Ondan emanet olarak iki sınıflık masa ve sıra aldım. Bulabildiğim bir yemek masasını kendime müdür masası yaptım. Müdür odası, muallimler odası, kayıt odası. Hepsi aynı daracık odaydı.

Ve o kutlu gün geldi: 17 Ekim 1994 Pazartesi…

Tanrı Dağları’nın eteklerinde, gökyüzünün mavi atlasında tarihi bir sessizlik hâkimdi. Derken, iki can ülkenin istiklâl marşları bozkırın hür boşluğunda aynı anda yankılanmaya başladı. Melodi yükseldikçe, sesler karlı dağların zirvelerine doğru tırmandı.

Tam o esnada, her iki bayrak direğinin başında vakur duruşlarıyla bekleyen iki öğrenci, ellerindeki ipleri asırlık bir emaneti taşır gibi kavradı. Marşın ritmiyle uyumlu, yavaş ve asil hareketlerle Kırgız ve Türk bayraklarını gökyüzüne doğru çekmeye başladı.

Öğrenciler gözlerindeki ışıkla sınıflara akarken, ömrümün en bahtiyar anlarını yaşıyordum.

Derken kış geldi.

Tanrı Dağları’ndan devasa ve insafsız adımlarla indi.  Mektepte ne ısıtacak bir kalorifer ne de karanlığı ayıklayacak bir elektrik sistemi vardı. Umutlarımın tükendiği bir gece, yorgunluğun ağırlığıyla kendimi yine o beton üzerindeki battaniyeye bıraktım. Rüyada bir de ne göreyim? Güllerin Efendisi (s.a.v.), etrafında nurdan ışık süvarileriyle okulumuzu şereflendirmişlerdi. Gecenin zifiri karanlığını yırtan asil bir nur, sınıfları geziyorlardı. Kırgız yardımcım Bakıtcan, önden koşup kapıları hürmetle açıyordu.  Ben ise Kâinatın Sultanı’na projelerimizi arz etmek, halimizi dökmek istiyordum fakat hicabımdan, utancımdan yanına yaklaşamıyordum. Çaresizce Hz. Ömer’in (r.a.) şefkatine sığındım.

Efendimiz (s.a.v.) o mübarek yüzünü döndü, elini kutlu bir ufka doğru uzatarak;

‘Bütün projeleri başlatsınlar!’ buyurdu.

Ama ne ile?”

Sonraki gün Vali Bey ansızın okulu teftişe geldi. Sınıflarda öğretmenler ve talebeler soğuktan donmamak için paltolarına sarılmış ders yapıyorlardı. Türkiye’den gelen fedakâr öğretmenler bu amansız iklime alışkın olmadıklarından, elleri soğuktan morarmış, tebeşir tutmakta zorlanıyorlardı.

Vali Bey,

‘Süleyman Bey! Bunlar bizim evlatlarımız, üşüyorlar. Yarın hepsi yatağa düşer. Hani, her şeyi yapacağınıza dair bana söz vermiştiniz?’ dediğinde, o an toprağın yarılıp beni yutmasını istedim.

Dudaklarımdan sadece, ‘Bu kadar yapabildik efendim.’ döküldü.

Vali Bey’e bir sıcak çay ikram etmek istedik; lakin ne bir çay kaşığımız ne de şekerimiz vardı.

Aynı günün ikindisinde bir görevli gelerek ‘Vali Bey seni çağırıyor,’  dedi. Okulda sesimizi duyuracak bir telefon bile yoktu

En kestirme yoldan valiliğe yetişebilmek için karlı tarlalardan, tekinsiz ara yollardan delicesine koşmaya başladım.

Ayaz bıçak gibi kesiyordu; gözlerimden süzülen yaşlar daha yanağımdan inmeden donup kristalleşiyordu. ‘Kesin mektebimizi mühürleyecekler.’  diye hıçkıra hıçkıra ağlıyordum.

Valinin huzurunda metanetli durabilmek için içimdeki bütün gözyaşlarını o ıssız yollara döküp bitirmek istiyordum.

Vali Bey’in makamına adım attığımda, kalbime bir hançer saplandı sanki. Lidiya Hanım da dâhil olmak üzere şehrin bütün mülki erkanı oradaydı.

‘Eyvah, buraya kadarmış. Okulumuz kapandı.’ dedim içimden.

Yüreğim, avcı kapanına kısılmış bir güvercin gibi çırpınmaya başladı. Göz ucuyla saydım, tam yirmi bir kişiydiler.

Sessizliği Lidiya Hanım’ın sesi böldü:

‘Ben Süleyman Bey’e vaktiyle demiştim ki; siz Kırgızlar ile aynı kökten, aynı kandan geliyorsunuz. Gün gelir, bizi bu topraklardan söküp atarsınız…’

O bunları söylerken nefesim kesildi, kalbim duracak gibi oldu.

Fakat Lidiya Hanım konuşmanın seyrini bir anda değiştirdi. Sesi yumuşadı, gözlerindeki o sert ifade yerini şaşırtıcı bir sıcaklığa bıraktı. ‘Benim oturduğum mahallede bir öğrenci bu okula gidiyor.’ dedi. ‘Annesi babası yıllar önce ayrılmıştı. O çocuk bu mektebe başladıktan sonra, öyle bir sevgi köprüsü kurdu ki, anne ve baba hatalarından dönüp yeniden bir araya geldiler. Biz çok uluslu bir ülkeyiz ve o çatının altında her milletten çocuk yan yana okuyor. Orada mucizevi bir kardeşlik havası esiyor. Çocuklar birbirine derin bir hürmetle bağlı.

Ben, geçmişte sergilediğim o katı, o önyargılı tutumumdan ötürü Süleyman Bey’den herkesin huzurunda özür diliyorum.’

Aman Allah’ım! Daha dün beni odasından nefretle kovan kadın bu değil miydi?  Onun katılaşmış gönlünü hangi gizli el yumuşatmış, o buzları nasıl eritmişti?

Vali Bey, gözlerindeki takdirle bana döndü ve ‘Söyle Süleyman Bey, ne istiyorsun?’ diye sordu.  Çatı, bahçe duvarları, kalorifer tesisatı, elektrik sistemi…

İçimde biriken talepler, bendini yıkmış bir nehir gibi dudaklarımdan dökülmeye başladı.

Soğuktan titreyen okul, ertesi gün hummalı bir şantiye alanına döndü.”

Yıllar önce Tanrı Dağları’nın eteklerinde, kendisinden bozkırın ortasındaki o okulun bu içli hikâyesini dinlediğim Süleyman Öğretmen’i, şimdi Beyaz Zambaklar Ülkesi’nde, bir mülteci kafilesinin arasında yeniden gördüm.

Zamanın ve mekânın ötesinden çıkıp gelmiş gibi, salonun en ön safında, vakur bir edayla oturuyordu.

Bir zamanlar rüzgârda savrulan o ipek saçlar gitmiş, yerini ihtiyarlığın gümüşi şafağına bırakmıştı. Fakat gözlerindeki o sarsılmaz kartal bakışı, çınar gibi geniş omuzlarındaki o vakur duruş hiç değişmemişti.

Programın nihayetinde ruhlarımız hasretle birbirine kenetlendi. Sıkıca kucaklaştık. Kadim ata yurdundan koparılmış olmanın o ağır, o derin hüznü çökmüştü gözlerine.

İçini çekerek konuşmaya başladı:

“Eğer süreç beni bu hicrete zorlamasaydı, bir ömür boyu o kutsal topraklarda güzel insanların ülkesinde koşmaya devam etmek isterdim. Fakat neylersin ki kader, önümüze yeniden gurbet yollarını serdi. Bu defa payımıza yabancı bir ülkede mülteci libası giymek düştü. Şimdi geriye dönüp baktığımda; köyüm Yunus Emre’den ayrılıp, Anadolu’dan tıpkı koca Yunus gibi yollara düşerken, ömrümde ilk defa ağladığını gördüğüm babamın o buruk, o yetim bakışları düşüyor yadıma.

Ve o ardı arkası kesilmeyen hıçkırıklarıyla beni uğurlayan anama söylediğim o sözler hâlâ çınlıyor kulaklarımda:

‘Ağla anam ağla!  Ağla ki, dünyadaki başka analar ağlamasın.”

Bir süre sustu.

Sanki yılların yükü omuzlarına bir kez daha çökmüştü.

Sonra başını kaldırdı.

Gözlerinde yine o eski kararlılık vardı.

“Adımız, mekânımız, coğrafyamız değişse de sinemizdeki o mukaddes yangın hiç sönmedi, sönmeyecek. Şimdi buralarda kaldığımız yerden, yeni bir baharın muştusu için koşturmaya, tohum saçmaya devam ediyoruz.”

“Ne yapalım?” dedim, gözlerindeki o eski ateşi ararken.

“Yüce davalara gönül vermiş insanların rotasını arzuları değil idealleri belirlermiş.”

Tags: AKPBeyaz Zambaklar ÜlkesiCezaevierdoganErdoğan rejimiHarun TokakHİZMET HAREKETİİşkenceKüheylanÖğretmen SüleymanTanrı DağlarıTürkiyezulüm
PAYLAŞTweetPAYLAŞ
ÖNCEKİ HABER

Kılıçdaroğlu’nun katıldığı törene giden figüran konuştu:1000 TL ödenecek dediler

BENZER HABERLER

Kılıçdaroğlu: Cumhurbaşkanlığının 16 uçağını satıp, yerlerine yangın söndürme uçağı alacağım
Manşet

Kılıçdaroğlu’nun katıldığı törene giden figüran konuştu:1000 TL ödenecek dediler

Temmuz 26, 2026
Akın Gürlek’in tapu kayıtlarını sorgulayan tapu teknikeri tutuklandı
Gündem

AKP’li Adalet Bakanı Gürlek: “Sadece PKK mensupları için düzenleme (af) var!”

Temmuz 26, 2026
İki Barış Akademisyeni görevine iade edildi
Manşet

İki Barış Akademisyeni görevine iade edildi

Temmuz 26, 2026
Yeni Parti yönetimi belli oldu: Ekrem İmamoğlu’ndan YENİ Parti için ilk açıklama
Manşet

Yeni Parti yönetimi belli oldu: Ekrem İmamoğlu’ndan YENİ Parti için ilk açıklama

Temmuz 25, 2026
2030 Dünya Kupası’na 3 kıta 6 ülke ev sahipliği yapacak
Manşet

2030 Dünya Kupası’na 3 kıta 6 ülke ev sahipliği yapacak

Temmuz 24, 2026
2026 nüfus sayımı 11 Ağustos’ta: İlk formlar gönderilmeye başladı
Avustralya

2026 nüfus sayımı 11 Ağustos’ta: İlk formlar gönderilmeye başladı

Temmuz 24, 2026
  • All
  • Manşet
O bir Hakas kızı
Manşet

Tanrı Dağları’ndaki Küheylan: Öğretmen Süleyman

by adminzaman
Temmuz 26, 2026
0

Onu bir bahar günü "Beyaz Zambaklar Ülkesi"nin göçmen kalabalıkları arasında yeniden gördüm. Salonun en ön sırasında oturuyordu.  O ipek saçlar...

Kılıçdaroğlu: Cumhurbaşkanlığının 16 uçağını satıp, yerlerine yangın söndürme uçağı alacağım

Kılıçdaroğlu’nun katıldığı törene giden figüran konuştu:1000 TL ödenecek dediler

Temmuz 26, 2026
Akın Gürlek’in tapu kayıtlarını sorgulayan tapu teknikeri tutuklandı

AKP’li Adalet Bakanı Gürlek: “Sadece PKK mensupları için düzenleme (af) var!”

Temmuz 26, 2026
İki Barış Akademisyeni görevine iade edildi

İki Barış Akademisyeni görevine iade edildi

Temmuz 26, 2026
Yeni Parti yönetimi belli oldu: Ekrem İmamoğlu’ndan YENİ Parti için ilk açıklama

Yeni Parti yönetimi belli oldu: Ekrem İmamoğlu’ndan YENİ Parti için ilk açıklama

Temmuz 25, 2026
2030 Dünya Kupası’na 3 kıta 6 ülke ev sahipliği yapacak

2030 Dünya Kupası’na 3 kıta 6 ülke ev sahipliği yapacak

Temmuz 24, 2026

İLETİŞİM

info@zamanaustralia.com.au australiazaman@hotmail.com

Sydney Ofisi telefonu

+61 02 96496006

27 Queen Street Auburn NSW 2144 Australia

Sosyal Medya

Bluesky
Mastodon
Twitter

AVUSTRALYA REHBERİ

 

    • Yurtdışında yaşam şartları ve göçmen alan 8 ülke
    • Ücretsiz tercüme hizmetinden nasıl faydalanabilirim?
    • Avustralya Hakkında Genel Bilgi
    • Avustralya’daki Kutsal Kaya: Uluru
  • ANA SAYFA
  • GÜNDEM
  • YAZARLAR
  • DÜNYA
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
  • ZULÜM GÜNLÜĞÜ
  • VİDEO HABERLER
  • DİĞER

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • GÜNDEM
  • YAZARLAR
  • DÜNYA
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
  • ZULÜM GÜNLÜĞÜ
  • VİDEO HABERLER
  • DİĞER
    • UZAK DOĞU
    • AVRASYA
    • AVRUPA
    • AMERİKA
    • AİLEM
    • TEKNOLOJİ
    • KONUK YORUM