Serginin koordinatörü Aslıhan Kaş, Meriç Nehri’nde üç çocuğuyla birlikte hayatını kaybeden yakın arkadaşı Hatice Akçabay’ın cenazesinde verdiği sözü hatırlattı: “Eğer bir gün özgür bir ülkeye ulaşabilirsem, onun hikâyesini ve diğerlerinin hikâyelerini tüm dünyaya anlatacaktım. Acıları unutulmayacaktı.”

Türkiye’de yaşanan insan hakları ihlallerini bireysel hikâyeler, yaşanan zulümler ve geride kalan kişisel eşyalar üzerinden anlatan “Sessiz Çığlıklar Sergisi” (Exhibition of Silent Screams) Avustralya’da açıldı. Melbourne ve Sydney’de ayrı ayrı gerçekleştirilen sergiye insan hakları aktivistlerinin yanı sıra çok sayıda davetli katıldı.Sydney’de sergi, Opera House alanındaki Customs House’ta izleyiciyle buluştu. Etkinlik; Avustralya’da kurulu Advocates for Dignity, Advocates of Silenced Turkey ile Selimiye ve Galaxy Foundation iş birliğiyle gerçekleştirildi.
Sergide Hizmet Hareketi mensuplarının yanı sıra, Kürt coğrafyasında adaletsizliğe uğrayanlar ve farklı kesimlerden mağdurlara ait eşyalar da yer aldı. Faili meçhul cinayete kurban giden Diyarbakır eski Baro Başkanı Tahir Elçi, adaletsizliğe uğrayan eski milletvekili Hüda Kaya ve cezaevinde yaşadığı işkencelerle gündeme gelen Garibe Gezer gibi isimlerin hikâyeleri, eşyalar üzerinden hatırlatıldı.

“BU SERGİ SADECE BİR ETKİNLİK DEĞİL, ORTAK BİR SORUMLULUĞUN ADIMIDIR”
Açılış konuşmasını yapan Advocates for Dignity Başkanı Mehmet Saral, sergiyi “çeşitli nedenlerle hayatını kaybedenleri ve acı çekenleri onurlandırma alanı” olarak nitelendirdi.Saral, serginin temel amacının sadece yaşananları kayıt altına almak değil, mağdurların hatırasını korumak ve unutturmamak olduğunu vurguladı. Saral, “Bu eşyalar bize şunu hatırlatıyor: Her ihlalin arkasında bir hayat, bir aile ve bir hikâye vardır” dedi.Mehmet Saral konuşmasında şu mesajlara dikkat çekti:
“Türkiye’de yaşanan insan hakları ihlallerinin mağdurlarını onurlandırmak ve geride bıraktıkları eşyalar aracılığıyla taşınan hikâyeleri korumak amacıyla Sessiz Çığlıklar Sergisi’ni Avustralya’da gerçekleştirmek benim için onur. Bu sergi, Uluslararası Af Örgütü’nün ‘Dünyada İnsan Haklarının Durumu’ gibi raporlarında sıkça vurgulanan bir gerçeği hatırlatıyor: Mağdurlarla dayanışma içinde olmak bir tercih değil, hepimizin ortak sorumluluğudur.”
Saral, sergide yer alan eşyaların bir “emanet” olduğunu belirterek, “Söz konusu acıyı çekenler hayatta kalamasa da, onların ardından kalan küçük kişisel eşyalar bizler için birer emanettir” ifadelerini kullandı.Saral, serginin hedeflerini ise şöyle sıraladı: Susturulanlara ses vermek, Hikâyelerinin kaybolmamasını sağlamak, Ve adaleti yeniden hatırlatmak.”dedi. 

KAŞ: “BİZ ASLINDA GEZEN BİR MÜZEYİZ”
Programda konuşan Sessiz Çığlıklar Sergisi Koordinatörü Aslıhan Kaş, devlet şiddeti ve sansürün sadece yerel değil, küresel bir sorun olduğunu söyledi. Sergi için 22 saatlik bir uçuşun ardından Avustralya’ya geldiklerini belirten Kaş, çalışmanın bugüne kadar ABD ve Kanada’da 40’tan fazla kez açıldığını, Avustralya’nın ise 41’inci durak olduğunu ifade etti.Kaş, “Paylaştığımız her hikâye, açtığımız her sergi ve yaptığımız her film bizi adalete bir adım daha yaklaştırıyor” dedi.
Kaş, konuşmasında Türkiye’de sivil alanın daraltılmasına, baskı politikalarına ve özellikle 2013 sonrası süreçte artan hak ihlallerine değindi. Gezi Parkı protestolarının ardından aktivistlerin kriminalize edildiğini, 2016 sonrası baskıların daha da ağırlaştığını belirten Kaş, şu tabloyu paylaştı:
“Gazeteciler, akademisyenler, eğitimciler ve düşüncelerini dile getiren diğer muhalifler hakkında 2,2 milyondan fazla soruşturma açıldı. 100’den fazla medya kuruluşu kapatıldı. 100’ün üzerinde gazeteci tutuklandı ya da sürekli tutuklanma tehdidi altında yaşadı.”
Kaş, cezaevlerinde anneleriyle büyüyen çocuklara dikkat çekerek, “Bu süreçte 3 binden fazla çocuk anneleriyle birlikte cezaevinde büyüdü” dedi.Pasaport iptalleri ve göç yollarında yaşanan trajedilere de değinen Kaş, işkence, tıbbi bakımın engellenmesi, stres kaynaklı hastalıklar ve intiharlar dahil olmak üzere, çocukların da bulunduğu yaklaşık bin kişinin hayatını kaybettiğini ifade etti.Kaş, güncel örnek olarak da Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasını ve 19 Mart sonrasında yüzlerce sivil toplum üyesi ile gencin gözaltına alınmasını hatırlatarak, temel hakların sistematik biçimde ihlal edildiğini söyledi.

“BU PROJELERLE GÖRÜNMEYEN ACILARI GÖRÜNÜR KILMAYA ÇALIŞIYORUZ”
Kendisinin de insan hakları ihlallerini bizzat yaşadığını anlatan Kaş, Türkiye’de işini kaybettiğini, gözaltına alındığını ve birçok arkadaşını cezaevinde bırakmak zorunda kaldığını söyledi.Kaş, “Hiçbir suç işlemedik. Ancak otoriter rejime karşı durduğumuz için cezalandırıldık. Bu nedenle Sessiz Çığlıklar Sergisi’nin koordinatörlüğünü üstlendim” dedi.
Serginin kapsamını da paylaşan Kaş, “Sessiz Çığlıklar bugüne kadar 40’tan fazla yerde açıldı ve Türkiye’de zulme uğramış insanlara ait 500’den fazla kişisel eşya ve hikâyeyi bir araya getiriyor. Kadınlardan çocuklara, Hizmet gönüllülerinden Kürt topluluklarına kadar çok farklı kesimlerin hikâyeleri var” ifadelerini kullandı.

“HATİCE’NİN CENAZESİNDE VERDİĞİM SÖZ, BENİM MOTİVASYONUM”
Kaş’ın konuşmasında en sarsıcı bölüm, yakın arkadaşı Hatice Akçabay’ın hikâyesi oldu. Hatice Akçabay’ın Türkiye’de öğretmen olduğunu, eşiyle birlikte soruşturma altına alındıklarını ve pasaportlarının iptal edildiğini anlatan Kaş, ailece sürekli tutuklanma riski altında yaşadıklarını söyledi.
Çocuklarından koparılma korkusuyla ülkeden ayrılmaya karar verdiklerini belirten Kaş, Meriç Nehri’ni geçmeye çalışırken bindikleri botun alabora olduğunu ve Hatice Akçabay ile üç çocuğunun soğuk sularda hayatını kaybettiğini dile getirdi.Kaş, sergide Hatice ve çocuklarının son yazlarında giydikleri kıyafetlerin de yer aldığını belirtti.
Kaş, o süreci şu sözlerle anlattı:
“Hatice en yakın arkadaşlarımdan biriydi. O dönemde ben de Türkiye’de soruşturma altındaydım. Aynı yolculuğa katılacaktım. Ancak bir gece önce içimde güçlü bir his doğdu ve kararımı değiştirdim. Onlar gittiler. Ben kaldım. Hatice ve üç çocuğu Meriç’in soğuk sularında hayatını kaybetti. Cenazesine katıldım ve orada ona bir söz verdim: Eğer bir gün özgür bir ülkeye ulaşabilirsem, onun hikâyesini ve diğerlerinin hikâyelerini tüm dünyaya anlatacaktım. Acıları unutulmayacaktı.”

MEIN: “ AYNI HATALARI TEKRARLAMAYALIM”
Sidney’deki programın ana konuşmacılarından Uniting Church NSW eski Başkanı Jim Mein de sergide anlatılanların yalnızca Türkiye’ye özgü olmadığını, otoriterliğin dünya genelinde büyüyen bir sorun haline geldiğini söyledi.Mein, Avustralya’nın çok kültürlü kimliğine dikkat çekerek, “Hepimiz göçmeniz ve birlikte yaşamayı öğrenmeliyiz. Türkiye’den ders alalım ki aynı hataları tekrarlamayalım” dedi. Burak Akif Can/ZAMAN Avustralya













