Şaban Yasak’ın avukatlarının Prof. Johan Vande Lanotte AİHM Büyük Daire’nin kararını değerlendirdi. açıklaması şöyle: “Bugün, 5 Mayıs 2026 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi çok önemli bir karar açıklamıştır: Yasak / Türkiye kararı.Karara göre on binlerce kişi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile bağdaşmayan bir şekilde mahkûm edilmiştir. Tüm bu kararların yeniden gözden geçirilmesi ve yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir. “dedi.

Karar, Hizmet Hareketiyle ya da yaygın olarak bilinen adıyla Gülen Hareketiyle bağlantısı olan veya geçmişte bağlantısı bulunmuş kişilerin, yalnızca bu organizasyonda çalışmış olmaları ya da onunla ilişkili olmaları nedeniyle mahkûm edilemeyeceklerini çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır.Avrupa Mahkemesi, söz konusu Hareketin çok çeşitli kurumlar aracılığıyla Türk toplumuna derin şekilde yerleşmiş olduğunu vurgulamaktadır. Bu nedenle, bu kurumlarda çalışan kişilerin, şiddet kullanımına veya terör eylemlerine herhangi bir şekilde katılmayı kabul ettikleri varsayılamaz.
Mahkeme, bir kişinin ancak şiddet veya terör eylemlerine katkıda bulunma kastının bulunduğunun ortaya konulması hâlinde bir terör örgütüne üyelikten mahkûm edilebileceğini açıkça belirtmektedir.Sayın Yasak’ın davasında ise Mahkeme, böyle bir kastın hiçbir zaman ortaya konulmadığına hükmetmiştir.
Buna göre Mahkeme, başvurucunun yedi yıl altı ay hapis cezasına mahkûm edilmesinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 7. maddesinin ihlali niteliğinde olduğuna karar vermiştir.
Bu karar son derece önemlidir; zira eğitim sektörü, sosyal alan, iş dünyası ile birlikte kadınlar, hemşireler, doktorlar, üniversite öğretim üyeleri ve diğer pek çok kişi olmak üzere, Gülen Hareketiyle bir şekilde bağlantısı bulunan veya bu Hareketin kurumlarında çalışmış olan on binlerce insan, otomatik olarak bir terör örgütünün üyesi olarak değerlendirilemez, değerlendirilmemelidir.Mahkeme, herhangi bir mahkûmiyetin gerekçelendirilebilmesi için kastın açık bir şekilde ortaya konulması gerektiğini vurgulamaktadır.
Ayrıca Mahkeme, söz konusu Hareketin bir terör örgütü olarak resmî şekilde nitelendirilmesinin yalnızca 15 Temmuz 2016’daki darbe teşebbüsünden kısa bir süre önce gerçekleştiğini belirtmektedir. Bu nedenle, özellikle bu tarihten sonraki dönem bakımından, kastın somut ve açık bir şekilde ispat edilmesi gerekmektedir.
Bu karar, Türk Hükûmeti, Türk Devleti ve Türk yargısı açısından kritik bir dönüm noktasını ifade etmektedir. On binlerce kişi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile bağdaşmayan bir şekilde mahkûm edilmiştir. Tüm bu kararların yeniden gözden geçirilmesi ve yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir.
Kastın açık, ayrıntılı ve bireyselleştirilmiş bir şekilde ortaya konulmadığı durumlarda, bu mahkûmiyetlerin ortadan kaldırılması gerekmektedir.Artık Türk Devleti’nin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne gerçekten saygı duyduğunu ve bu Sözleşme’yi uygulayacağını, Sözleşme’nin 7. maddesinin ihlali suretiyle verilmiş on binlerce mahkûmiyet kararını gözden geçirerek ortaya koyması zorunludur.













