KHK TV’nin sorularını cevaplayan Mümtaz’er Türköne, 72 yaşında hayatını kaybeden gazeteci, yazar ve mütefekkir Ahmet Turan Alkan’ı anlattı. Türköne, Zaman Gazetesi davasında birlikte tutuklandıklarını, Alkan’ın “Celladımın bıçağını yalamayacağım” sözleriyle tarihe geçen savunma yaptığını ve ardından “özür metni” dayatmasıyla içine kapanıp sessizliğe gömüldüğünü söyledi.

Burak Akif Can-ZAMAN Avustralya
KHK TV’den Ahmet Erkan’ın sorularını cevaplayan Gazeteci Yazar Mümta’zer Türköne, 72 yaşında hayatını kaybeden yazar Ahmet Turan Alkan’ı “yeteri kadar kıymeti anlaşılmamış” bir üstat olarak anlattı. Türköne, Zaman Gazetesi davasında birlikte tutuklandıklarını ve Alkan’ın “Celladımın bıçağını yalamayacağım” sözleriyle hafızalara kazınan bir savunma yaptığını söyledi. Sürecin Yargıtay aşamasında Alkan’ın cezasının onanmasıyla yeniden cezaevi ihtimalinin doğduğunun altını çizen Türköne, ismini açıklayamayacağı bir kanaldan gelen telefonla “Erdoğan ve Bahçeli’den özür” şartı öne sürülerek kararın Ceza Daireleri Kurulu’nda bozdurulabileceğinin iletildiğini aktardı. Sağlığı ağırlaşan Alkan’ın, izzeti nefsini inciten bu metni kerhen kaleme almak zorunda kaldığını ifade eden Türköne, ardından gelen eleştirilerle Alkan’ın derin bir sessizliğe büründüğünü ve içine kapandığını dile getirdi. “Kırgın gitti” sözünün adresinin iktidardan çok eski dostlar ve suskun çevreler olduğunu vurgulayan Türköne, “İktidara kırgın olunmaz; hesap sorulur. Ama dostlara kırılır,” diyerek Alkan’ın en büyük yarasının vefasızlık ve yalnız bırakılma duygusu olduğunu söyledi. İşte Türköne’nin sorulara verdiği cevaplar:
50 YILLIK DOSTLUK: “BİZ ONA ÜSTAT DERDİK”
Geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz merhum Ahmet Turan Alkan’ı konuşacağız. Subjektif olarak sizin gözünüzden Ahmet Turan Alkan kimdir?
Yeteri kadar kıymeti anlaşılmamış bir adamdı. Belki bizden sonraki kuşaklar kütüphanelerde bir şeyler ararken, ya da bizim aramızdan çıkacak birileri uyarır, ikaz ederse yeniden keşfedilecek bir adam. Ben çok yakın bir dostumu, çok kadim bir dostumu kaybettim ve bu çok ağır geldi. Ama benim ilk sorumluluğum, geniş kitleler için Ahmet Turan Alkan’ı yerli yerine yerleştirmek; ne anlama geldiğini anlatacak bir çerçeve oluşturmak.

“TANPINAR’A, REFİK HALİT’E YAKLAŞAN BİR KALEM”
Onu nasıl bir yazar olarak tarif edersiniz?
Ahmet Turan Alkan yaratıcı, kıvrak, çok güçlü kalemi olan, Türkçeyi çok iyi kullanan bir yazardı. Mukayese ederek söylemem gerekirse Ahmet Hamdi Tanpınar’a, Refik Halit Karay’a yaklaştırabileceğiniz bir yazardı. Bunu dostlukla, hatırla verilmiş bir hüküm gibi görmeyin; temellendiririm.
Yazarlık dünya standartlarında bazı kriterlerle ölçülür. Mesela yazarın kullandığı kelime sayısı önemli bir ölçüdür. Kelime hazinesi geniş olunca ifade kabiliyeti de güçlü olur. Ahmet Turan Alkan’ın kelime hazinesi sanıyorum Tanpınar kadar genişti. Tanpınar’da da Refik Halit’te de güçlü bir ironi vardır; Ahmet Turan Alkan’da bu ironi çok daha güçlüydü. Kimsenin fark etmediği bir ayrıntıyı yakalar, insanın gözüne sokardı. Okurken insanlar “Biz bunu niye görmedik?” diye kendilerine şaşırırlardı.
“BİZ KAVGA EDERDİK, O ETMEZDİ”
İnsan olarak nasıldı? Nasıl bir arkadaştı?
Ben onu Ankara’da Mülkiye’de okurken tanıdım. Tanışıklığımızın üzerinden 52 yıl geçti. İkimiz de bıyıkları yeni terleyen delikanlılardık. Ama size şaşırtacak bir şey söyleyeyim: Ben Ahmet Turan Alkan’ı ilk tanıdığımda da bizim üstadımızdı. Biz ona üstat derdik. Çünkü içine girdiğimiz, anlamını bile tam bilmediğimiz kavganın dışında bir dünya gösteriyordu.70’li yıllarda biz fakültede her Allah’ın günü kavga ederdik. Ahmet Turan Alkan etmezdi. O zaman da kavga adamı değildi. Girdiğimiz kavganın anlamsızlığını anlatıyordu. Bizi ikaz ederdi. Aramızdan bazıları onu korkaklıkla itham etti; sonra hepimiz onun haklı olduğunu anladık.
“ZAMAN GAZETESİ DAVASINDA BİRLİKTE TUTUKLANDIK”
15 Temmuz sonrası Zaman Gazetesi davasında birlikte yargılandınız. Neler yaşadınız?
Zaman Gazetesi davasında birlikte tutuklandık. 22 ay cezaevinde kaldık. Ben 4 yıl cezaevinde yattım. Ahmet Turan Alkan’ın karar duruşmasında yaptığı son savunma dillere destan bir savunmadır.
TARİHE GEÇEN SAVUNMA: “CELLADIMIN BIÇAĞINI YALAMAYACAĞIM”
O savunmayı nasıl hatırlıyorsunuz?
Ahmet Turan Alkan, “Celladımın bıçağını yalamayacağım” diyerek zorbalığa, baskıya, biat etmeye zorlayan düzene isyan etti. Mahkeme ikimize de ceza verdi. Onu tutuksuz yargılanmak üzere serbest bıraktılar, benim tutuklu yargılanmama karar verdiler. Ahmet Turan Alkan çıktıktan sonra cezaevi benim için ferahlamıştı. Kendime değil, ona yanıyordum. Çünkü ona göre bir yer değildi cezaevi.

“ÖZÜR METNİ” DAYATMASI: İZZETİ NEFSİ KIRAN YOL
Sonra Yargıtay sürecinde neler oldu?
Ben cezamı tamamladım ama Ahmet Turan Alkan’ın cezası Yargıtay’da onandı. 22 ay daha cezaevine girecekti. O sırada ismini açıklayamayacağım bir yerden telefon geldi. Telefonda, eğer “Erdoğan ve Bahçeli”den özür dilemek şartıyla cezasının Ceza Daireleri Kurulu’nda bozdurulacağı söylendi.
Bu durumda büyük bir ikilem arasında kaldı. Sağlığı çok kötüydü ve cezaevi şartlarını kaldıracak durumda değildi. Onun izzeti nefsini kıracak bir yol açtılar. Bana danıştı. Biraz da benim telkinlerimle bu metni kerhen de olsa yazmak zorunda kaldı.O metni kaleme almak çok ağır geldi. İzzeti nefsine dokundu. Bu yazıdan dolayı oldukça tariz edildi.
“KALEMİNİ TOPRAĞA GÖMMÜŞTÜ”
Bu olaydan sonra nasıl değişti?
Derin bir sessizliğe büründü, içine kapandı. Yazmayı bıraktı. Marangozluk ve deri işlerine yöneldi. İnsanlardan uzaklaştı. Ahmet Turan Alkan, vefat etmeden yıllar önce sanki kalemini toprağa gömmüştü.
“Kırgın ve kızgın gitti” deniyor. Kime kırgındı?
Ahmet Turan Alkan bir suç işlemedi. Ahlaka aykırı bir şey yapmadı. Memleketine ihanet etmedi. Sadece yazdı, çizdi. Buna rağmen yaftalandı, tasnif edildi, mahkûm edildi.Bu özür metni tartışmasında mesele “Bu adam bu özrü niye yaptı?” değil; “Bu adam bunca sene niye cezaevinde yattı, bu zulme niye uğradı?” sorusudur. Ama bunu soranlar az.İktidara kırgın olunmaz; hesap sorulur. Ama dostlara kırılır. Ahmet Turan Alkan’ın kırgınlığı, eski dostlaraydı. Hakkını savunmayanlara, susanlara, rüzgâra göre saf değiştirenlere…Öfke pek yoktu. Daha çok haksızlığa uğrama duygusuyla içine kapanma vardı.
Son olarak gençlere ne söylemek istersiniz?
Gençlere özellikle Ahmet Turan Alkan’ın metinlerini okumalarını öneririm. Türkçelerini geliştirmek, hayal dünyalarını ve zihin disiplinlerini güçlendirmek için… Türkiye çok büyük bir değerini kaybetti.












