Deniz Öz-Velev
AKP’li üç kadın. Biri bakanlık koltuğunda, ikisi de partinin önemli makamlarında oturuyor. Üçü de geçmişte mağduriyetler yaşamış, hak mücadelesi vermiş, hukuksuzluklara muhatap olmuş.
Geçmişlerindeki mağduriyetlerin ya da verdikleri mücadelelerin neye evrilmesi beklenir normal şartlarda? Ezilenlerin sesi olmaları, hukuksuzluğa uğrayanların yanında olmaları, hak mücadelesi verenleri anlamaları ve desteklemeleri, mazlumun kimliğine bakmadan haklarının koruyucusu olmaları değil mi?
Öyle olmadı işte. Üçü de geçmişlerindeki mağduriyetleri, hak mücadelelerini, insan hakları aktivistliğini bir kenara koyarak , tam tersi bir pozisyona geldiler. Artık onlar için hak arayanlar “terörist”, devletin mağduru olanlar “hain”, hukuksuzluğa uğrayanlar “kökü dışarıda kimseler” olmuştur. İçine girdikleri “yeni dünya”, onları kişiliksizleştirmiş, kendilerine ait fikirlerini yok etmiş, liderlerinin emir ve buyrukları hilafına hareket edemez hale gelmiş, tek bir “ayrıksı” düşünceleri kalmamıştır.
Bahsettiğim üç kadın, bakanlık koltuğunda oturan Mahinur Özdemir Göktaş, AKP’nin TBMM’deki cevval neferleri Özlem Zengin ve Leyla Şahin Usta. Üç kadın da AKP’nin “başörtülü” kontenjanından koltuk sahibiler. Geçmişlerini inkâr edercesine particilik yapıyor, eski mağduriyetlerinin hıncını kendi dönemlerinin mağdurlarını aşağı görerek çıkarıyor, en ufak bir “yanlış” olduğuna inanmıyor, gözlerini ülkedeki milyonlarca mağdura kapatmış vaziyetteler.
Üçü de birbirinden farklı karakterde olsalar da onları birleştiren şey, itirazsız itaat sayesinde eriştikleri makamların “kim tarafından” kendilerine bahşedildiğini asla unutmamaları. Bu nedenle O’na yaranabilmek için gerekirse geçmişlerini de inkâr edebiliyorlar. Üçü bir arada, ağızda berbat bir tat bırakan o ucuz kahveler gibiler. Bir araya geldikleri ve karıştıkları ise kupanın adı da AKP.
CEZAEVİNDEKİ BEBEKLER İÇİN “TERÖRİST ÇOCUKLARI” DİYEBİLMEK…
Daha birkaç yıl önce “Avrupa’nın ilk başörtülü milletvekili” sıfatıyla Belçika parlamentosunda göçmenlerin, sosyal hakları olmayanların ve ifade hürriyeti kısıtlananların sesi iken haksızlığa uğrayıp düşünceleri nedeniyle partisinen ihraç edilmişti. Avrupa’nın göbeğinde -şahsen katılmıyorum kendisinin düşüncesine- Ermeni Soykırımı “yok” dediği için dışlanıp hedef gösterilmişti. Oysa sadece düşüncelerini ifade etmişti.
Böylesine ifade özgürlüğü kısıtlanmış, dahası haksızlığa uğramış bir isim Türkiye’de bugün cezaevindeki bebekler hatırlatıldığında “onlar teröristlerin çocukları” diyerek anne ve babaları “terör örgütü üyeliği” ile suçlanan çocukları en üst perdeden dışlayabiliyor. DEM Parti Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, “kulaklarımla duydum” diyerek elini kulaklarına götürüyordu, duyduğu şaşkınlığı anlatmak için.
Aileden sorumlu bir bakan olarak paramparça olmuş ailelere dönüp bakmıyor, bebekleri dahi “terörist” olarak görmekten kaçınmıyor. AKP kupasına girdiğinde onun şeklini almakla kalmıyor, o düşman olmadan yaşayamayan atmosfere uyum sağlayor, hatta tur bindiriyor. Başka bir AKP’linin kurmaya cesaret dahi edemeyeceği bir cümleyi kolaylıkla kurabiliyor. AKP kupasında nasıl bir atmosfer varsa artık, içine düşeni adeta zehirliyor, geçmişin mağdur ruhunu bile rezil rüsva ediyor…
ÇIPLAK ARAMAYA UĞRAYAN KADINLARIN “ONURUNA” SÖZ ETMEK…
Özlem Zengin, yıllarca başörtüsünün kamusal alanda serbest olabilmesi için mücadele etti. Ülkenin hukuksuzlukla malul olduğu günlerde hukuk eğitimi de alarak insan hakları için çabaladı. Bunları yaptı diyoruz, çünkü kendisi böyle anlatıyor. Ona inanacağız, beyan esastır.
İşte bu özelliklere sahip Özlem Zengin, TBMM’de AKP’nin önemli bir ismi olduğunda ülkedeki tüm hukuksuzlukların bittiğini iddia edecek kadar partizanlaştı, AKP kupasında. Öyle bir noktaya vardı ki cezaevlerine girişte, karakollarda ya da gözaltı merkezlerinde çıplak arama işkencesi gördüğünü açıklayan kadınları “teröristlikle” suçladı. Bununla kalsa iyi. Daha da ileri gidip, bir kadın olarak, üstelik geçmişte insan hakları mücadelesi vermiş bir hukukçu olarak, o kadınları suçladı, suçlayabildi.
Ne dediğini hatırlayalım. DEM Partili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun Uşak’ta cezaevinde çıplak arama yapıldığına ilişkin açıklamalarını reddeden Zengin, “Onurlu kadın, ahlaklı kadın bir sene beklemez. Bu, kurgusal bir harekettir ve biliyoruz ki size bir ‘Aferin’ geldi. Hapisteki bu çıplaklıkla alakalı mevzuyu başlatan F.TÖ’cü kadınlara bekledikleri yerden bir takdirname geldi” dedi.
Çıplak arama başlı başına onur kırıcı bir işkence iken, o kadınların onuruna ve iffetine dil uzatacak kadar “alçalabiliyordu.” Bu cümleyi “ileri gitme” ile bağlayamazdım, olsa olsa alçalmak olurdu…
ZULMÜ AVRUPA’DA MAHKUM ETTİREN LEYLA ŞAHİN’NDEN, ACIMASIZ BAŞKANVEKİLİNE…
Başörtülü okumasına izin verilmeyen, eğitim hakkı elinden alınan, Viyana’da gidip orada tıp eğitimini tamamlamak zorunda kalan Leyla Şahin, Türkiye’deki adalet mücadelesinin sembol isimlerinden biriydi. Burada bilerek -di’li geçmiş zaman kullanıyorum, zira kendisi AKP saflarına katılıp girdiği TBMM’de pek de o “sembole” uygun bir tecrübe koyamadı ortaya.
Girdiği AKP kupasında, bir zamanlar uğruna mücadele ettiği “düşünce, vicdan ve din özgürlüğü hakkı ve ayrımcılık yasağı” konularında AKP zalimliğinin sembol isimlerinden birine dönüştü. Ne kötü bir dönüşüm!
Leyla Şahin (Usta), TBMM’de başta DEM Partili Ömer Faruk Gergerlioğlu olmak üzere AKP’nin hukuksuzluklarını dile getiren milletvekillerine karşı takındığı “şahin” tavrıyla şimdiden adını Meclis’in tarihine yazdırdı.
Şunu unutmak ne mümkün: Gergerlioğlu’nun Meclis konuşmasında hastanede kanser tedavisi gördüğü dönemde tutuklanması nedeniyle 4 ay ayrı kaldığı annesine kamuoyu baskısı sonucu çıkan düzenlemeyle kavuşan ve geçen hafta hayatını kaybeden 6 yaşındaki Yusuf Kerim’i hatırlatmasına AKP Meclis Grup Başkanvekili sıfatıyla “FETÖ kampanyası” dedi: “Çocuk görüntüleriyle beraber F.TÖ’cülerin kampanyasının yapılmasının yanı sıra bu FETÖ’cülerin katlettiği 256 şehidimizi anmamız ve rahmetle onları yâd etmemiz üzerimize düşen bir görevdir.”
Evet 6 yaşındaki küçücük bir çocuğun annesinin hapiste olmasına, kanserden vefat etmesine üzüleceğine, hatta eski bir hak savunucusu olarak, o çocuğun hakkını arayacağına, Leyla Şahin, “kampanya” diyerek vicdansızlığın bayraktarlığını yapıyordu. Veyl olsun…
Mahinur Özdemir Göktaş, Özlem Zengin ve Leyla Şahin Usta, girdiği AKP kupasında “üçü bir arada” oluverdiler. Geçmişin mağdurları olduklarını unutmakla kalmadılar, AKP acımasızlığının ekran yüzü oldular. Ne geçmiş hak mücadelesi günleri kaldı, ne kadın merhametleri ne de en altakine karşı bile sorumlu olan siyasetçi vakarı. Üçü bir arada, berbat tadı olan bir karışım oldu…













