SİNÇ ÖZARSLAN – TR724
Bazı fotoğraflar ya da videolar gösterdikleriyle değil, sakladıklarıyla konuşur.
AKP’li İçişleri Bakanlığı’nın, iki gün önce Hizmet Hareketi cemaatine yönelik soruşturmalar kapsamında İzmir merkezli 12 ilde düzenlenen ev baskınlarına ilişkin bugün X hesabından yayınladığı video da böyle.Gözaltına alınan 80 kişiden 69’u kız öğrenci olmasına rağmen görüntülerde sadece erkekler var.
Çünkü kameranın dışında bırakılanlar başörtülü kadınlar.Onların görüntülerini yayınlamak, iktidarın yıllardır başörtüsü yasağı üzerinden kurduğu mağduriyet ve 28 Şubat söylemiyle çelişiyor. İktidarlarını sarsıyor. İçişleri Bakanlığı’nın, iki gün önce Hizmet Harketi Cemaatine yönelik soruşturmalar kapsamında İzmir merkezli 12 ilde düzenlenen ev baskınlarına ilişkin bugün X hesabından yayınladığı video da böyle.
Gözaltına alınan 80 kişiden 69’u kız öğrenci olmasına rağmen görüntülerde sadece erkekler var. Çünkü kameranın dışında bırakılanlar başörtülü kadınlar.Onların görüntülerini yayınlamak, iktidarın yıllardır başörtüsü yasağı üzerinden kurduğu mağduriyet ve 28 Şubat söylemiyle çelişiyor.
TIP, HUKUK, MÜHENDİSLİK, İLAHİYAT ÖĞRENCİLERİ NEZARETTE
Saklanan başka gerçekler de var.Dokuz Eylül, Ege, İzmir Demokrasi, İzmir Katip Çelebi, Bakırçay, Yaşar, Adnan Menderes ve Balıkesir üniversitelerinde; tıp, hukuk, mühendislik ve ilahiyat fakültelerinde okuyan çok sayıda öğrenci şu anda İzmir Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nde gözaltında tutuluyor.Öğrencilerin yarın İzmir Sulh Mahkemesi’ne çıkacağı tahmin ediliyor.
ANNESİNDEN KOPARILAN 9 AYLIK BEBEK
Öğrencilerin hepsinin şu aralar final sınavları vardı ve artık sınava giremeyecekleri için yıl kaybedecekler. Öğrendiğim bazı bilgilere göre, hem öğrencilerin hem de ailelerin durumu oldukça kötü. Panik atak hastası olan bazı anneler dışarıda atak geçirirken kızları nezarethanede psikolojik baskı ve stres altında. Gençlerin tek düşündüğü şey ise “sınavlarımız ne olacak.”
Sadece öğrenciler değil, gözaltındakiler arasında 9 aylık bebeği olan bir anne de var ve anne sütüyle beslenen bebeği yanına verilmedi. Kadın tek başına bir hücrede kalırken bebeğine ise komşusu bakıyor.

Peki bu kadar öğrencinin, bu kadar insanın suçu ne? Anneleri bebeklerinden, kızlarından ayıracak kadar bu ülkeye ne kötülük yapmış olabilirler?
Bakanlığın yaptığı açıklamaya göre, “güncel eğitim yapılanması ile kadın ve erkek yapılanmaları, finansal destek sağlamak, Balkan ülkelerinde eğitim kamp faaliyetlerine katılmak, evlerin kira, iaşe ve temel ihtiyaçlarını karşılamak.”
Oysa gerçek başka.
Gözaltına alınan öğrencilerin bir kısmı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilen ailelerin çocukları. Toplum tarafından dışlanan, okulda, sosyal hayatta ötekileştirilen, yaşama şansı, hayata tutunma şansı bırakılmayan gençler.Peki ne yapacak bu gençler?
Birbirleriyle de görüşmesinler mi? Birlikte kahve içmesin ya da birlikte ev tutup okumasınlar mı? Geçimlerini nasıl sağlayacaklar? Bununla ilgili yaptığınız bir proje, bir şey var mı? KHK’lıların çocuklarına burs bile verilemeyen bir ülke oldu Türkiye.
Birlikte ev tutup üniversite okumaya çalışan gençleri kriminalize etmek, suçlu gibi göstermek hangi akla mantığa uygun. Bir ülke, gençlerine, öğrencilerine bundan daha büyük kötülük yapamaz.
Şöyle bir suç olabilir mi: Evlerin kira, iaşe ve temel ihtiyaçlarını karşılamak. BİM kartlarının bile suç delili sayıldığı bir dosyadan bahsediyorum.Suçlamalardan biri de, “yurt dışı gezisi adı altında Balkan ülkelerinde eğitim kampına katılmak.”
Yurt dışında yaşayan bazı KHK’lıların, çocuklarıyla Türkiye’den vizesiz gidilen Balkan ülkelerinde bir araya gelip görüştükleri biliniyor. 15 Temmuz’dan sonra aileler paramparça edildi. Kimi anne-baba tutuklandı, kimi yurt dışına sürgüne zorlandı. Anne-babalar evlatlarından ayrılmak zorunda kaldı.
Gözaltına alınan öğrencilerin kimi aileleriyle görüşmek için, kimi de gezmek için Bosna, Kosova, Makedonya gibi Balkan ülkelerine gitmişler. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı bu görüşmeleri ‘terör’ faaliyet olarak öğrencilerin önüne getiriyor.Geçen yıl Gaziantep merkezli ev baskınlarında gözaltına alınan 208 kişiye yöneltilen suçlama da bundan ibaretti.
“Çok büyük bir terör operasyonu” diye iktidar medyası ve karanlık oda gibi medya sitelerinde kaç gündür çarşaf çarşaf fotoğrafları yayınlanan olayın perde arkasındaki gerçek bundan ibaret.
Asıl mesele şu:
Bu ev baskınları sadece bazı öğrencileri gözaltına almakla ilgili değil. On yıldır devam eden bir toplumsal tasfiyenin yeni halkası.
Önce anne-babaları KHK’larla işlerinden edildi. Pasaportları iptal edildi. Mallarına el konuldu. Cezaevlerine konuldular ya da ülkelerini terk etmek zorunda bırakıldılar. Şimdi sıra çocuklarına geldi.
Bugün üniversite sıralarında oturan gençlere yöneltilen suçlamalara bakın: Bir evde kalmak, kira paylaşmak, arkadaşlarıyla görüşmek, yurt dışındaki akrabalarını ziyaret etmek…
Normal bir hukuk düzeninde hayatın olağan akışı sayılacak davranışlar, yıllardır süren olağanüstü rejimin içinde suç deliline dönüştürülüyor.Bir ülke, anne-babasının kimliğinden dolayı çocukları da cezalandırmaya başladığında artık bireyleri değil, bir kuşağın geleceğini yargılıyor demektir.
İzmir’de gözaltına alınan bu gençlerin dosyası, aslında Türkiye’nin son on yılda hukuktan ne kadar uzaklaştığını bir kez daha gözler önüne seriyor.













