• ANA SAYFA
  • GÜNDEM
  • YAZARLAR
  • DÜNYA
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
  • ZULÜM GÜNLÜĞÜ
  • VİDEO HABERLER
  • DİĞER
    • UZAK DOĞU
    • AVRASYA
    • AVRUPA
    • AMERİKA
    • AİLEM
    • TEKNOLOJİ
    • KONUK YORUM
No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • GÜNDEM
  • YAZARLAR
  • DÜNYA
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
  • ZULÜM GÜNLÜĞÜ
  • VİDEO HABERLER
  • DİĞER
    • UZAK DOĞU
    • AVRASYA
    • AVRUPA
    • AMERİKA
    • AİLEM
    • TEKNOLOJİ
    • KONUK YORUM
No Result
View All Result
No Result
View All Result
Home YAZARLAR

Bu Baharı da Göremeyecek

Mart 27, 2020
in YAZARLAR
0
Görüntüleme
Facebook'da PaylaşTwitter'da Paylaş

BU HABERLER İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

İlk defa duydum ve çok şaşırdım

Strazburg’dan dönenler ne anlattı?

Kerbela: Bir Çöl Yangını

Kuzeyin bu soğuk ülkesindeki sokak cıvıl cıvıldı. 
Sokağın başında büyükçe bir lise vardı. Lisenin yanı başında ilkokul, yolun karşısında ise kreş vardı. 
Çocuk cıvıltıları, zil sesleri bir birine karışıyordu.
Adı gibi canlı bir sokaktı.
Bu sokakta hayat erken başlıyordu. Anne, babalar küçük çocuklarını en sert havalarda bile bisikletle getiriyorlardı. Daha uykusunu alamamış gözleri mahmur küçücük çocuklarını kreşe bırakıp gidiyorlardı. Bu hemen her sabah tekrar eden bir sahne idi. Öğleden sonra da aynı anne babalar yine bisikletleri ile gelip çocuklarını alıp gidiyorlardı.
Gül Ailesi bu sokakta ahşap eski bir konağın çatı arasında kalıyordu.
İki odalı bu çatı arasındaki odanın birinde Gül Hanım ve eşi diğerinde kızı ve damadı kalıyordu.
Ev oldukça dardı ama evlatlarının yanlarında olması onlara büyük bir ferahlık veriyordu.
İstanbul’da Boğaza nazır evlerindeki saadetli günler artık hayallerde kalmıştı.
Gül Hanım yola bakan küçük pencereden annelerinin çocuklarına sarılmalarını, onları kucaklamalarını, önce bağırlarına bastırıp sonra bisikletin arkasındaki minik sepete oturtmalarını, kemerlerini bağlamalarını, küçücük kasklarını başlarına geçirmelerini imrenerek seyrediyordu.
Sokaktaki bu hareketlilik onların ruhlarını ferahlatıyordu.
İlk defa geldikleri Kuzeyin bu sakin ve özgür ülkesinde kış çok sert geçiyordu.
Sabaha değin süren fırtınalarda ormanların uğuldayışı, gökleri tutan kara bulutların sağa sola kaçışı, göklerin gürleyişi yüreklerine ürpertiler salıyordu.
Penceresi yola bakan oda çok fonksiyonlu idi. Misafir ağırlanıyor, çamaşırlar kurutuluyor, yemek yeniyor, ofis görevi görüyor, geceleri de yatak odası oluyordu.
Gül Hanımın eşi yazardı. Camın kıyısındaki küçük masada yazılarını yazar dururdu. Yazı yazmadığı zamanlarda da okurdu.
İlk zamanlar aşağıdan zil çaldığında ipe asılı çamaşırları alel acele toplarlardı. Bir müddet sonra çamaşırların ortada asılı durmasına alıştılar. Sadece oturanların bir birini görmeleri için kanepenin önüne denk gelen çamaşırları iki kenara sıyırmakla yetinmeye başladılar.
Bir bayram günü akşama kadar 40-50 kişiyi bu küçük oda da ağırladılar.
Gurbette başlarını sokacak bir yer bulmuşlardı ya ona da şükrediyor,
“Vesile olanların Allah ne muradı varsa versin” diye dua ediyorlardı.
“Bu sevdanın uğrunda nelere katlanılmazdı ki”
Gül Hanımın romatizmalarını evdeki rutubet iyice azdırıyordu. Bazen dayanılmaz hal alıyordu. Nice geceler gözünü hiç kırpmadan sabahı ediyordu. Kocası, gecenin bir vaktinde uyandığında onu pencereden karanlığın derinliklerine doğru bakarken buluyordu.
Bazı akşamlar evlerinin önündeki sokak lambasının aydınlığında bir kaç muhacir düşünceli kumrular gibi konuşurlardı.
Aralarında büyük iş adamları, profesörler, bürokratlar, öğretmenler, doktorlar da vardı.
Her meslekten insan bir yolunu bulup ülkesinden kaçıp Kuzeyin bu soğuk ülkesine sığınmıştı. Kiminin serveti kiminin mesleği elinden alınmıştı. Bir orman yangınından kaçar gibi kaçmışlardı ülkelerinden. Canlarını zor kurtarmışlardı.
Bazen Gül Hanımın eşi pencereden seslenirdi onlara
“Dergâha gelin sıcak çay var.”
Sıra sıra gelirlerdi. Bir yanları hep yıkık gezen bu insanlar oturur oturmaz,
“Ne zaman bitecek bu günler” derlerdi.
 Bu daracık odaya zaman zaman Gül Hanımın torunları geliyordu. O zaman o daracık oda büyük ve geniş bir saraya dönüşüyordu.
Gül Hanım çocuklarına ve torunlarına çok düşkündü. Gurbette de olsa onlarla birlikte olmak bütün derdini unutturuyordu. Onlar gelince hastalıklar unutuluyor evde gençlik koşuları geri geliyordu.
 Belki de gurbetin en büyük tesellisi idi torunları.
Ama onun yüreğini kor gibi yakan, geceleri gözlerini karanlıklara açılan pencereye mıhlayan, sessiz sesiz ağlatan bir derdi vardı.
Oğlunun biri hapisteydi.
Güneşin doğuşu da batışı da dokunuyordu ona.
“Yine gün doğdu oğlum bu günde güneşi göremeyecek.”
Yine akşamlar oldu. Oğlum bu gece de karanlıklarda kalacak.
Gün batımında etrafına taç yapraklarıyla ışık saçan camın önündeki çiçekler bile ona bir tutam hüzünden başka bir şey vermiyordu.
Her sofrada lokmalar ağzında büyüyordu. Sofralar, sözler çoğu kere yarım kalıyordu. En mutlu en huzurlu anında oğlu aklına geliyor ve kalbine bir hançer saplanıyordu. İlaçlarını alırken, su içerken hep oğlunu düşünüyordu.
Geceleri yola bakan pencerenin önüne dikiliyor karanlıklarla konuşuyordu.
“Alerji hastalığı vardı, kaşıntıları arttı mı, ilaçlarını alabiliyor mu? Koğuşta kaloriferler yanıyor mu, işkence ediyorlar mı?”
 Sorular işkence aletleri gibi sıralanıyordu beyninde.
Ahşap konağın bu küçük penceresinden hemen her gece özlem bir mendil gibi sallanıyordu karanlığa doğru.
Geç de olsa Kuzey Işıklarına komşu bu soğuk ülkeye bahar gelmişti.
Sevimli torunu bir gün, “Biz neden buradayız ben ülkeme gitmek istiyorum” dedi.
“Neden oğlum bak burası ne kadar güzel, parklar, bahçeler, oyun alanları…”
“Olsun ben yine de gitmek istiyorum.”
“Neden peki?”
“Okulda öğrenciler beni oyuna almıyorlar.
“Neden almıyorlar.”
“Hem dilini anlamıyoruz hem de futbol oynamasını bilmiyorsun” diyorlar.”
 “Baban sana öğretsin”
“Babam Ben futbol bilmem” dedi.
“O zaman deden sana öğretsin, çocukluğunda çok severdi futbol oynamayı”
O günden sonra dedesiyle birlikte evin yakınındaki parkta hafta sonları antrenman yapmaya başladılar.
Park çok büyüktü. Göz alabildiğince yeşil alanlar. Denize kadar uzanan yürüyüş parkurları. Minyatür futbol sahaları, piknik yerleri, gül bahçeleri, hayvanların özgürce yaşayabilecekleri özel bölümler.  Bisiklet yolları, yeşilbaşlı ördeklerin, kuğuların yüzdüğü mini göller, suni derelerin üzerine kurulmuş ahşap köprüler…
Her taraf bahar kokuyordu.
Tatlı bir bahar ezgisiyle oluşan büyülü hava, insanın başını döndürüyordu.
Bu büyülü parkın denize açılan kıyılarında gün batımları soylu ve sevdalı güzelliğe dönüşüyordu.
Bu saatlerde ışığın yangın kızılında, yeşilin parlayışında bir başka oluyordu park.
Evden çıkarken babaannesi ördekleri beslemesi için torununa ekmek kırıntıları veriyordu.
Artık ördekler onu tanıyordu.
Onu görünce ördeklerin kıyıya doğru çırpınarak koşuşturmaları görülmeye değerdi.
Güzel bir bahar günü yine antrenman vardı.
Sevimli torunu Gül Hanıma,” Babaanne haydi sen de gel” dedi.
Gül Hanım pek dışarı çıkmazdı ama torununu kıramadı.
Bahar gelmiş badem ağaçları gelinliklerini giymiş onun neyine.
Börtü-böcekler, kelebekler özgürce uçmuşlar oğlu özgür olmadıktan sonra hiçbir şeyin tadı yoktu.
Bütün mevsimler kıştı.
Baharlar gelip geçiyor, üç aylar, kutsal geceler havai fişekler gibi bir birini takip ediyor, teravihler, tekbirler, camilerin kubbelerinden taşıyor, mahyalar, parıltılı kolyeler gibi minareleri süslüyor ama oğlu bunların hiç birini ne duyuyor ne görüyordu.
Dışarıda debisi yüksek bir nehir gibi akıp giden zaman zindan da durmuş gibiydi.
Torunları önde daldan dala konan kelebekler gibi oynaya zıplaya evlerinin yakınındaki parka doğru giderken Gül Hanımın mutluluğuna diyecek yoktu.
Eşi ile ile birlikte yan ayana yürüyorlardı.
Badem ağaçları beyaz gelinliklerini giymişlerdi. Yeşilin bütün tonları baharın ilk dansındaydı. Her bir yanda bahara ulaşmanın sevinç çığlıkları duyuluyordu.
Doğanın göğsünden taşan mutluluk insanların yüreklerine akıyordu.
Eşi bir ara Gül hanımın geride kaldığını fark etti, dönüp baktı.
Gül Hanım bir badem ağacının altında öylece duruyordu.
 “Ne oldu yine ağrıların mı arttı?”
Susuyordu sadece susuyordu.
Gül yanakları bir anda mor bir buluta dönmüştü.
Sonra ansızın boşalan bahar yağmurları gibi taştı göz pınarları.
Sarsıla sarsıla ağlamaya başladı.
Ağlayabilmenin tadına varıyordu
Dudaklarından kesik kesik kelimeler döküldü…
“Benim oğlum bu baharı da göremeyecek.”
Ülkesinin baharlarına hasret bütün gözlerin bu baharı görmeleri dileği ile…
haruntokak@gmail.com
PAYLAŞTweetPAYLAŞ
ÖNCEKİ HABER

Diyanet’te canlı yayın: Saray’ın Camii’sinde ‘VİP’ Cuma

SONRAKİ HABER

Avusturyalı bakan: Türkiye maske dolu uçağımızı tutuyor

BENZER HABERLER

Zamana direnen değil, onu duyabilen din!
Manşet

İlk defa duydum ve çok şaşırdım

Temmuz 8, 2026
Zamana direnen değil, onu duyabilen din!
Manşet

Strazburg’dan dönenler ne anlattı?

Temmuz 1, 2026
O bir Hakas kızı
Manşet

Kerbela: Bir Çöl Yangını

Haziran 29, 2026
Bahçeli; rest mi çekiyor, blöf mü yapıyor?
Manşet

Tamar kimin şamarı?

Haziran 29, 2026
3S rejimi: Sömüren, Semiren ve Söven rejimi!
Manşet

Strazburg’ daki ‘Adalet Duvarı’!

Haziran 26, 2026
3S rejimi: Sömüren, Semiren ve Söven rejimi!
Manşet

Hakan Şükür ile Nestory Irankunda’nın ortak hikâyesi!

Haziran 16, 2026
  • All
  • Manşet
Üsteğmen Yavuz 15 Temmuz için: Darbe, Hakan Fidan’ın Hulusi Akar’ı ziyaretinden sonra başladı
Gündem

Üsteğmen Yavuz 15 Temmuz için: Darbe, Hakan Fidan’ın Hulusi Akar’ı ziyaretinden sonra başladı

by adminzaman
Temmuz 8, 2026
0

Türkiye, Kübra Yavuz Üsteğmen’i 15 Temmuz gecesi Genelkurmay Başkanlığı’nda çekilen o görüntüyle tanıdı. Dönemin MİT Başkanı Hakan Fidan’ı Genelkurmay Karargâhı’ndan...

Canberra yolunda yakalandı: Araçtan 24 bin dolar nakit ve uyuşturucu çıktı

Canberra yolunda yakalandı: Araçtan 24 bin dolar nakit ve uyuşturucu çıktı

Temmuz 8, 2026
Zamana direnen değil, onu duyabilen din!

İlk defa duydum ve çok şaşırdım

Temmuz 8, 2026
Deniz Göktaş’ın avukatı: Ters kelepçeli görüntüler defalarca çektirildi

Komedyen Deniz Göktaş: Ters kelepçeyi zorla taktılar

Temmuz 8, 2026
15 Temmuz’un yurtdışı ayağı: Hizmet okullarına Maarif Vakfı üzerinden küresel baskı

15 Temmuz’un yurtdışı ayağı: Hizmet okullarına Maarif Vakfı üzerinden küresel baskı

Temmuz 8, 2026
Son 13 dakikada geri döndü: Arjantin Mısır’ı geçerek, çeyrek finale çıktı

Son 13 dakikada geri döndü: Arjantin Mısır’ı geçerek, çeyrek finale çıktı

Temmuz 8, 2026

İLETİŞİM

info@zamanaustralia.com.au australiazaman@hotmail.com

Sydney Ofisi telefonu

+61 02 96496006

27 Queen Street Auburn NSW 2144 Australia

Sosyal Medya

Bluesky
Mastodon
Twitter

AVUSTRALYA REHBERİ

 

    • Yurtdışında yaşam şartları ve göçmen alan 8 ülke
    • Ücretsiz tercüme hizmetinden nasıl faydalanabilirim?
    • Avustralya Hakkında Genel Bilgi
    • Avustralya’daki Kutsal Kaya: Uluru
  • ANA SAYFA
  • GÜNDEM
  • YAZARLAR
  • DÜNYA
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
  • ZULÜM GÜNLÜĞÜ
  • VİDEO HABERLER
  • DİĞER

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • GÜNDEM
  • YAZARLAR
  • DÜNYA
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
  • ZULÜM GÜNLÜĞÜ
  • VİDEO HABERLER
  • DİĞER
    • UZAK DOĞU
    • AVRASYA
    • AVRUPA
    • AMERİKA
    • AİLEM
    • TEKNOLOJİ
    • KONUK YORUM