Türkiye’de iken, benim de Genel Sekreteri olduğum Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın uluslararası bir toplantısı için Antalya’da bir otelde idik. Asansörle lobiye inerken, Fransızca konuşulan bir Avrupa ülkesinden gelmiş karı koca ile tanıştık. İlk defa Türkiye’ye geliyorlarmış. Oteli ve Antalya’yı çok sevmişler. Asansörden indikten sonra selamlaşıp ayrıldık.
Aynı akşam, kaldığımız otelin Antalya’nın diğer bir bölgesinde ikinci kardeş otelinde yurtdışından gelen misafirlerin ve aynı zamanda Türkiye’nin değişik yerlerinden davet edilen misafirlerin de katılacağı bir program ve yemek vardı.
Benim İsviçre’den davet ettiğim iki değerli misafirim bu programa gelmişlerdi. İsviçre’den gelen bu misafirlerimizle, Türkiye’de ve Orta Asya’da, başka hiçbir beklenti olmadan sadece insanlık adına açılmış olan okulları, üniversiteleri ziyaret etmiştik. Misafirlerimiz gördüklerinden dolayı çok memnun kalmışlardı. Hatta bunlardan akademisyen olan arkadaşımla birlikte daha önce İstanbul’da, Altunizade‘de Fethullah Gülen Hocaefendi’yi ziyaret etmiştik. Onunla da yine bu eğitim faaliyetleri, dünya barışı, diyalogların geliştirilmesi gibi konularda sohbet edilmişti.
Akşam üzeri, misafirlerimizle birlikte akşam yemeği için diğer otele gitmeden önce, aklıma asansörde tanıştığımız ve Türkiye’ye ilk defa gelen karı kocayı da bu yemeğe davet etmek geldi. Kendilerini aradım, otelin bahçesinde bir köşede oturuyorlardı.
Akşamki yemeğe davet ettim ve “Oraya gidip gelmek için arabamız var, sizi de alabiliriz” dedim. Onlar da kabul edip geldiler.
Onları İsviçre’den, yurt dışından gelen diğer misafirlerimizle ve program için gelen iş adamlarıyla tanıştırdım. Akşam yemeğini birlikte yedikten sonra programın yapılacağı konferans salonuna geçtik. Fransızcası çok iyi olan akademisyen bir Türk arkadaşımı, bu iki misafirimizin arasında oturtarak tercüme etmesini rica ettim. O da memnuniyetle kabul etti.
Programda, İsviçre’den gelen misafirler, Türk iş adamlarına ve başka ülkelerden gelen misafirlere İngilizce olarak, Türkiye’de ve yurtdışında gördükleri ve yaşadıkları eğitim ve diyalog faaliyetleri ile ilgili çok güzel konuşmalar yaptılar. Gazeteciler Yazarlar Vakfı’nın bu toplantılarını övgüyle anlattılar, onların idarecilerine teşekkür ettiler. Karıkoca bu iki misafirimize de bu konuşmalar tercüme edildi.
Ben daha sonra sahneye bu iki Belçikalı misafirimizi çağırdım. Onlar da Fransızca olarak; Türkiye’ye, Antalya’ya ilk defa geldiklerini, şehri, insanları, yemekleri çok beğendiklerini ve sevdiklerini anlattılar. Sonra da; “Türklerin sadece misafirperver olmaları, çok güzel yemek yapmaları değil, demek ki eğitimde de dünyanın her yerinde çok güzel işler başarmışlar, insanlara faydalı olmuşlar. Hizmet Hareketi tarafından açılan okullardan mezun olan gençler, öncelikle kendi ülkelerine, sonra da bütün dünyaya yararlı vatandaşlar olmuşlar. Bu gayretlerden dolayı emeği geçen herkese çok teşekkür ediyoruz” diye bir konuşma yaptılar.
Programdan sonra, Türkiye’den katılan başta iş adamları olmak üzere diğer katılımcılar da dinlediklerinden çok memnun olmuşlardı. Bütün misafirlerimizin çok memnun olduklarını gördüm. Birlikte geldiğimiz bu misafirlerimiz de diğer insanlarla tanışıp, onlarla adreslerini paylaştılar. Sonra da kalacağımız otele birlikte döndük.
Ben ertesi sabah ayrılacağımı onlara söylemiştim. Ertesi gün sabah, çok erken bir vakit olmasına rağmen karı koca ikisi de bizi uğurlamak için kapıya kadar geldiler. Çok memnun olduklarını, çok duygulandıklarını, bu misafirperverliği asla unutmayacaklarını söylediler. Bizi de özellikle kendi ülkelerine davet ettiler.
Altı ya da sekiz ay sonra Brüksel’de, yine Gazeteciler ve Yazarlar Vakfının tertip ettiği benzer bir program vardı. O programdan önce ben iki akademisyen arkadaşımla birlikte Antalya’da tanıştığımız Belçikalı ailenin yaşadığı Anvers’e onları evlerinde ziyarete gittik. Birlikte çay içtik. Bize, “Bu hazırlıkların dışında, akşam yemeği için de bir lokantada rezervasyon yatırdık. Evimiz müsait olsaydı sizi evimizde misafir edecektik. Evimiz biraz küçük olduğu için yakındaki bir otelden sizin için yer ayırttık” dediler. Biz de, “Brüksel’de bugün akşam yemek ve programız var. Aynı zamanda programın yapılacağı otelde bizim de yerlerimiz ayrılmış durumda, çok teşekkür ederiz” dedik.


