Rahmetli 8.Cumhurbaşkanımız Turgut Özal‘ı (1927-1993) ziyarete gitmiştim. Benden yaşça büyük birisini çağırarak benimle tanıştırdı. Sonra ikimize de “birbirinizle samimi arkadaş olun “dedi.
Özal’ın tanıştırdığı bu yeni arkadaşımla Ankara’da birkaç kere görüştük. Özal’ın vefatından sonra da görüşmelerimiz devam etti. Bir gün, kendisini cumartesi sabah çıkıp, pazar akşam dönmek üzere, İzmir’e gitmek için davet ettim. Bana “kalabalık olmasa iyi olur, mesela üç kişi olabilir “dedi. Ben, onun da tanıdığı birisini davet ederek cumartesi günü sabah erken benim arabamla yola çıktık.
Afyon’daki dostlarımı aradım. Sivil toplum kuruluşları olarak, kâr amacı gütmeyen, ülke ve insanlığa yararlı olsun düşüncesiyle açılmış olan okullardan birisi de Afyon’daydı. Oradaki arkadaşımıza, Afyon’daki bu işlerle ilgilenen iş adamı ve öğretmen arkadaşlarımızı, yani oradaki vakfın mütevellilerini kahvaltıya davet etmesini söyledim. Kahvaltı saatinde de Afyona geldik. Birlikte kahvaltı yaptık.
Daha sonra ben misafirimizi Afyon’daki arkadaşlara, onları da misafirimize takdim ettim. Afyon’daki bu gruba, koleji nasıl yaptıklarını, ne zaman yaptıklarını, onu yapmaktaki esas amaçlarının ne olduğunu sordum. Onlar da “hiçbir beklenti içinde olmadan, sadece Allah rızasını kazanma istikametli, şehrimizin gençlerini çok iyi yetiştirip şehrimize, ülkemize, insanlığa faydalı nesiller olsun diye bu müesseseyi elbirliğiyle yaptık. Şu anda da Allah’a şükür eğitim kalitesi çok yukarılarda olarak devam ediyor. Öğretmenlerimiz, idarecilerimiz, mütevellideki iş adamı arkadaşlarımız hep birlikte, bu güzel faaliyeti devam ettirmeye gayret ediyoruz “dediler. Misafirimiz de onlara bazı sorular sordu. Kahvaltımızı yaptık. Okulu ziyaret ettik. Sonra müsaade isteyerek Afyon’dan ayrıldık. Afyon’un yakınındaki diğer şehir olan Uşak’a geldik. Buradaki benzer okulu da ziyaret ettik. İdareciler ve oradaki mütevelli heyet üyeleri ile de görüşmüş ve tanışmış olduk. Çayımızı içtikten sonra yolumuza devam ettik.
Manisa’nın bir ilçesi olan Turgutlu’ya geldik. Burada bir tepede yapılmış olan, herkesin bildiği, sevdiği, takdir ettiği koleji ziyaret ettik. Orada da yine öğretmenler ve iş adamı mütevelli heyet üyeleri bizi ağırladılar. Karşılıklı tanışıldı. Onlar da bu koleji ne zaman ve nasıl yaptıklarını anlattılar. Anlatılan her bir konuda, ciddi fedakârlık, samimiyet ve iyi niyet vardı. Misafirimiz, diğer iki yerdekiler gibi buradaki insanları da sevdi ve takdir etti. Onlar da misafirimizi sevdiler, memnun oldular.
Günün son durağı akşamüzeri, hizmet hareketinin teşvikleriyle yine iş adamları tarafından yapılan Türkiye’deki ilk kolej olan, Yamanlar Koleji’ne geldik. Okul müdürü ve öğretmen arkadaşlarımız karşıladılar.
Akşam yemeğini birlikte yedik. Yemekte, o zaman emekli olmuş, okulun ilk müdürü Sami amca da vardı. Her birisi ayrı bir hikâye olan, benim de şahsen İzmir’de Tıp Fakültesi öğrenciliğimden itibaren çok iyi tanıdığım insanların samimi ve fedakar gayretleri, müdür ve öğretmen arkadaşlar tarafından dile getirildi. Burada da yine, bu güzelliklerin yapılmasına vesile olan iş adamları, öğretmen ve müdür arkadaşlar, başlangıçtan itibaren olan hatıralarını anlattılar.
Bir ara yemek esnasında, rahmetli Sami amca, misafirimize dönerek “beyefendi, siz şu anda benim yaşımdasınız, kusura bakmazsanız size bir tavsiyem olacak. Eğer namazınızı kılmıyorsanız, hemen namaza başlayın. Çünkü sizin ve benim hayatımız artık sınırlı, her an öbür alemden bir davetiye gelebilir” dedi. Bu teklife misafirimiz de teşekkür etti. Bizler hiç yorum yapmadık.
O gece istirahat ettikten sonra, İzmir’deki diğer hizmet müesseselerini, hastaneyi, iş adamı arkadaşlarımızı iş yerlerinde ziyaret ettik. Sonra da Ankara’ya doğru yola çıktık.
Arabayı ben kullanıyordum. Arabada Fethullah Gülen hoca efendinin kasede alınmış bir konferansını dinledik. Hava çok güzeldi.
Daha sonra ana yola yakın Manisa şehrine bağlı bir köye girdik. Bu köyde benim tanıdığım, Manisa mütevellisinden bir abimiz vardı. Arabayla onların evinin önüne geldik. Zili çalınca kapıyı bu abimizin eşi açtı ve “doktor bey, hoş geldiniz buyurun “ dedi. Hacı abiyi görmek istediğimizi söyledim. Onun çalıştığı tarlayı bize tarif etti. Biz de tarif üzerine onu tarif edilen yerde bulduk.
Traktörle yanımıza geldi, traktörden indi, hepimize hoş geldiniz dedi. Bizi ısrarla evine davet etti. ‘’Size kuru üzüm vereyim, çay içelim’’ dedi. ‘’Bizim yolumuza devam etmemiz gerekiyor, sadece size selam vermek için geldik’’ dedik.
Arabamızdaki diğer arkadaşımız bu hacı abiye “biz yolda gelirken hoca efendinin şu konferansını dinledik “dedi. “Hacı abiye “siz bu konferansı dinlediniz mi? “diye sordu. Hacı abi de “ben o konferansta vardım, o konferans İzmir fuarında geniş bir salonda yapıldı, ben de en ön sıradaydım “dedi.
Sonra bize şunu anlattı. Köyden bir tanıdığımla birlikte İzmir’de kalan Fethullah Gülen Hoca efendiyi ziyarete gittik. Hoca efendi bir konuyu anlatıyordu. Biz de oturup onu dinlemeye başladık. Hoca efendi bir ara, ayağa kalktı ve oradaki bir arkadaşa bakarak “Ahmet Bey, İzmir beni ilgilendirmiyor “dedi ve biraz yürüdü. Sonra tekrar döndü ve “Türkiye de beni ilgilendirmiyor” dedi sonra yine biraz daha yürüdü ve yine dönerek “beni bütün dünya ilgilendiriyor” dedi. Ben kendi kendime bunların ne anlama geldiğini epey düşündüm. Fakat çözemedim. Sonra da kendi kendime “ben bir köylüyüm, demek ki bunlar benim anlayacağım konular değil “düşüncesiyle konuyu kapattım.



