Kırk günün ardından Harem’den ayrılmak kolay değil. Ama asıl mesele ayrılıktan sonra başlıyor. Arafat’taki gözyaşı eve taşınabiliyor mu, Kâbe’nin huzuru günlük hayata girebiliyor mu, Medine’nin edebi aile ilişkilerine yansıyabiliyor mu? Haccın kabulüne dair işaretler tam da bu soruların cevabında saklı. Mekke’de başlayan yolculuk eve döndükten sonra da sürmeli.
AHMET KURUCAN | YORUM
Hac vecibesini bitirenler memlekete dönmeye başladı. Ben de 3 defa hac heyecanını ve eve dönüşü yaşamış bir insan olarak bilgi ve tecrübelerim ışığında hacılarımıza seslenmek istiyorum bu yazıda.Hacdan dönen insanların yüzlerinde birbirine benzeyen iki duygu vardır. Birincisi kavuşmanın sevinci. İkincisi ayrılığın hüznü. Bir yanda çocuklarına, torunlarına, eşine dostuna kavuşmanın heyecanı vardır. Öte yanda ise Kâbe’ye son bakışın, Ravza’ya son selamın, Mescid-i Nebevî’den son çıkışın bıraktığı tarifsiz bir boşluk…
Havaalanına doğru giderken dönüp dönüp arkaya bakanları görmüşümdür. Uçağın camından son kez Hicaz topraklarına bakmaya çalışanları da. İçlerinden geçen ortak cümle çoğu zaman aynıdır: “Acaba bir daha gelir miyim?”
Aslında bu hüzün çok tabiidir. Hatta bana göre bu hüznü yaşamayan insan, o beldelerin kıymetini tam hissedememiş demektir. Fakat burada üzerinde durulması gereken önemli bir hakikat var. Hacdan dönen insan aslında Mekke’den ve Medine’den ayrılmaz. Sadece yaşadığı coğrafya ve mekan değişir. Çünkü Kâbe’nin asıl yeri müminin kalbindedir ve şuurlu mümin onu her yere taşır.
Haceru’l-Esved’e dokunup dönen nice insan vardır ki yıllar sonra o günleri sadece bir hatıra olarak anlatır. Ama kalbini Allah’a bağlayan insanlar gittikleri her yerde Kâbe’nin etrafında dönüyormuş gibi yaşarlar. Ravza’dan ayrılan nice insanlar vardır. Fakat Efendimiz’in (sas) sünnetini hayatına taşıdıkları için her gün Medine ikliminde nefes alırlar.
Hac mevsiminde kırk gün, kırk beş gün, bazen daha fazla süre o iklimde kalan insanlar adeta yeniden doğarlar. Dünyanın gürültüsünden uzaklaşırlar. Hayatın gerçek merkezini yeniden keşfederler. Zira insan orada zamanın farklı aktığını hisseder. Malın, makamın, şöhretin, günlük tartışmaların ne kadar küçük şeyler olduğunu yeniden fark eder. Özüne döner bir bakıma.
Fakat unutulmaması gereken bir husus vardır: Hac Mekke’de bitmez. Asıl hac eve döndükten sonra başlar. Kâbe’nin etrafında dönerken kazanılan teslimiyet eve taşınabiliyor mu? Arafat’ta hissedilen irfana erme duygusu günlük hayatın içine girebiliyor mu? Müzdelife’de bizatihi görülen İsrafil’in suruyla herkesin mezarlarından diriliyor olma sahnesi günlük yaşayışın bir parçası olabiliyor mu? Mina’da yaşanan fedakârlık aile ilişkilerine yansıyabiliyor mu? Medine’de hissedilen nezaket ve zarafet insanlarla olan muameleye taşınabiliyor mu? Haccın kabulüne dair işaretler biraz da bu soruların cevabında saklıdır.


