Geçen hafta kaleme aldığım “Hayır, unutulmadınız!” başlıklı yazıda, Strazburg’da beşincisi gerçekleştirilen Adalet Buluşması’nın neyi temsil ettiğini anlatmaya çalışmıştım. Yazının ardından programa katılanlar gördüklerini anlattılar, katılamayanlar dualarını paylaştılar; dünyanın dört bir yanından insanlar hislerini satırlara döktüler.
Bu benim yazımdan ziyade onların yazısıdır. Ben sadece o ortak vicdanın tercümanlığını yapmaya çalışıyorum. İnsan bazen yapılan bir organizasyonun gerçek değerini kürsülerde yapılan konuşmalardan değil, dönüş yolunda söylenen cümlelerden anlar. Bu defa da öyle oldu.
Bir arkadaşımız şöyle yazmış: “İlk defa katıldım. Oraya gidince gördüm ki kardeşlerimiz yalnız değilmiş. Binlerce insan aynı amaç için bir araya gelmişti. Bu bana güç verdi.”
Evet, önceki yazımda da belirtmiştim; zulüm, insanı önce yalnız olduğuna inandırmaya çalışır. İnsan sesinin kimseye ulaşmadığını düşündüğü zaman yorulur; unutulduğunu hissettiği zaman kırılır. Bu duygu sadece hapishanedekiler için değil; ülke içinde veya dışında aynı ideale gönül vermiş, aynı acıları yaşayan herkes için geçerlidir. İşte yukarıdaki satırları bu çerçevede okumak gerekir.
Bir başka mesaj ise son dönemde uzun süredir yurt dışında yaşayan ama bugüne kadar bu programa hiç katılmamış bir kardeşimize ait. İlk teklif edildiğinde gelmek istememiş. Sonra arkadaşlarının ısrarıyla yola çıkmış. Yol boyunca Hizmet’i ve yaşananları konuşmuşlar. Programda insanları gözlemlemiş, konuşmaları dinlemiş. Bir süre sonra kendisini adalet arayışını haykıran sloganlara eşlik ederken bulmuş. Dönüş yolunda ise sadece şu cümleyi söylemiş: “İyi ki gelmişim. Bana iyi geldi.”

Sıradan bir cümle değil bu. Yıllardır içine kapanmış, kırılmış, mesafe koymuş bir gönlün yeniden ümide yönelmesidir. Bazen böyle büyük organizasyonların en büyük meyvesi binlerce kişinin katılması değil, tek bir kalbin yeniden kazanılmasıdır. Bu örnekte olduğu gibi.
Söz buraya gelmişken, gelen mesajlarda hemen hepsinde ortak olarak hissettiğim bir duygudan da bahsetmek isterim: Kardeşlik. Bu husus gerçekten dikkatimi çekti. Hemen herkes birbirine sarılmaktan bahsediyordu. Bunları okurken yıllar öncesi gözümün önünden geçti. Bornova’da, Hisar’da, Sultanahmet’te, Pendik’te, Çamlıca’da; camilerin avlusunda, içinde, çıkışında, bazen abdesthane önlerinde birbirimize sarıldığımız günleri hatırladım. “Fakat burada bir eksiklik vardı.” diye düşündüm.
Hapishanedeki bütün masum ve mağdurlar. Derken bir mesajda şu ifadeleri okudum: “Onlar burada değildi ama fotoğraflarına bakınca sanki aramızdaymış gibi hissettim. Onlarla da sarmaş dolaş olduğumuzu düşündüm. Aramızda görünmeyen bir bağ vardı; o bağ bizi birbirimize çekiyordu.”
Ne kadar doğru bir tespit…
Zaten o görünmeyen bağ olmasa, beş bin insanı Avrupa’nın farklı ülkelerinden kalkıp Strazburg’a getiren ne olabilirdi?
Mesajlarda dikkatimi çeken bir başka husus da organizasyonun yükünü omuzlayan gençlerdi. Organizasyonun her safhasında çalışan, misafir karşılayan, yönlendiren, sahneyi hazırlayan, düzeni sağlayan, yerel halka broşür dağıtan, saatlerce güneş altında ayakta kalan gençler. Bir anne-baba bunu şu cümleyle özetlemiş: “On gün önce Türkçe Olimpiyatları’nda, bugün ise Strazburg’da çocuklarımıza Hizmet’i anlatmadık; gösterdik.”


