Geçtiğimiz günlerde, 8 yıl hapis yattıktan sonra yeni tahliye olan eski bir dostumla telefonda görüştüm. Halini hatırını sorduğumda sesi ağır, kelimeleri yorgundu. Dışarıdaki hayata alışmaya çalışıyordu ama asıl zorlandığı yer bambaşkaydı.
Söz döndü dolaştı, torununa geldi. “Dede, sen neden hapisteydin?” demiş 10 yaşındaki torunu. Boğazı düğümlenmiş. “Verecek cevap bulamadım.” dedi bana. Ardından şu cümleyi kurdu: “Bizim çocuklarımıza, torunlarımıza miras kalan şey, hapiste yatmış olmak…”
Uzun bir sessizlik oldu telefonda. İçimi deldi o cümle. O konuşmadı, ben de konuşamadım. Sustuğumuz yer çok şey söylüyordu aslında. Bu ülkede birileri hâlâ, ‘o yıllarda neler olduğunu’ anlamaya çalışırken, bazı çocuklar yalnızca şunu biliyor: Babaları, dedeleri, amcaları, dayıları, halaları, teyzeleri hapse atıldı. Hem de hiçbir suçu olmadığı halde.
Ve şimdi o çocuklar büyüyor. Sorular sorarak, cevapsız kalan bakışlarla, içlerinde açıklanamayan bir boşlukla…
İnsanlar çocuklarına ve torunlarına ardında kitaplar, evler, fotoğraflar bırakmak ister. Güzel anılar, doğru tercihler, sağlam bir soyadı bırakmak ister. Onların yüzlerini yere baktırmayacak, senin baban, senin deden şöyleydi dedirtmeyecek yaşanmış bir hayat bırakmak ister.
Ama gel gör ki bizim de kaderimize bu düştü.
Devam ettik konuşmaya. Bir ara, “Buralarda konuşacak, muhabbet edecek, sohbet edecek çok insan bulamıyorum!” dedi. Anladım. Bırakmak istemiyordu. Devam etsin istiyordu muhabbetimiz. Ben de o tamam deyinceye kadar devam ettim. Neler neler anlattı. Anlattığı şeylerden sizlerle paylaşmayı istediğim bir husus da dışarıdaki hayata adapte olmada yaşamış olduğu zorluk ve şaşkınlık.
Evet, anlıyorum desem yalan olur ama anlamaya çalışıyorum. Empati duygumla onun yerine kendimi koyuyorum.
Sekiz koca yıl. 2 bin 920 gün. 96 ay. 4 milyon 204 bin 800 dakika. Hani zindanda dakikanın aydan farksız olduğunu tasavvur edecek olursanız dört milyon iki yüz dört bin sekiz yüz ay. Dile kolay. Dışarıdan bakınca yıl da olsa, ay da olsa, dakika da olsa bir zaman dilimi gibi. Ama içeriden bakınca, hayatın donduğu, insanın kendiyle baş başa kaldığı, zamanın çok yavaş aktığı bir başka gezegen sanki.


