Derin darbe(“Deep impact”) adı verilen bir filmde, büyük bir kuyruklu yıldızın dünyaya yaklaşmakta olduğu ve eğer dünyaya çarpacak olursa çok büyük felaketler yaşanacağı tahmin edilir. Bunun için de çok tecrübeli astronotlardan oluşan bir ekip tarafından, yıldız daha düşmeden gökyüzünde iken parçalanması düşünülür. Bütün bunlara rağmen yine de eğer dünyaya düşerse, tsunami benzeri felaketlerden insanların kurtulması için büyük sığınaklar hazırlanır.
Uzaya çıkan astronotlar, ellerindeki imkanlarla yıldıza yaklaşıp onu parçalamaya gayret ederler. Her şey planlanmış olup, sebepler tam yerine getirilmeye çalışılmaktadır. İnsanlar paniğe kapılmasın diye önceden onlara duyurulmayan bu durum, daha sonra mecburen açıklanmak zorunda kalınmıştır.
Amerika başkanı, kameraların önüne geçer ve “şu anda böyle bir felaketle karşı karşıyayız, elimizdeki bütün imkanları kullandık ve kullanıyoruz. Astronotlar, şu anda uzaydalar ve yıldızı parçalamaya çalışıyorlar. Bundan sonra ne olabileceğini de kestiremiyoruz. Dolayısıyla herkesin Allah’a dua etmesi ve Allah’ın bizi bu felaketten korumasını dileme zamanıdır. Lütfen herkes dua etsin “der.
Astronotların gayretiyle kuyruklu yıldızdan büyük bir parça koparılır, bu büyük parça da Atlas okyanusuna düşer, kuyruklu yıldızın geri kalan kısmını da astronotlar parçalarlar. Böylece dünya, çok büyük bir felaketten kurtulmuş olur.
Filmde verilmek istenen mesaj, çok mükemmeldir. İnsanın başına gelebilecek en büyük hadiselerden birisi söz konusudur.
Bunu engelleme, yapılacak işlerin planlanmasını ortak akılla ve o işin en iyi uzmanlarıyla birlikte istişare edilerek pratiğe dökülmesi ile söz konusudur. Bütün bunlar yapılıp artık neticenin beklendiği esnada da Amerika başkanının ciddi bir sorumluluğu olduğu için, halka hem bu durumu izah etme, hem de çok önemli bir dinamik olan Allah’a inanmanın gereği olarak, bu felaketten insanları kurtarması için hep birlikte ona dua etme teklifi de mükemmel bir yaklaşımdır.
Bu konu, o zamanın önemli bir alimi olan Bediüzzaman Said Nursi’nin(1878-1960), ‘’Lem’alar’’ adlı kitabının 1.Lem’a kısmında mükemmel bir şekilde izah eder. Şöyle ki: Hz. Yunus’u (a.s.) yutan balığın karnındaki hâlini ve onun duasını merkeze alır: Kur’an-ı Kerim (Enbiyâ Sûresi, 21:87): (‘Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zalimlerden oldum’) der.
Bu durumda sebebler, tamamen bitmiştir. Denize atılan Hz. Yunus as’ı balık yutmuştur. İşte balığın karnında iken o, yardımı sadece Allah’tan beklediği bu dua sayesinde kurtulmuştur. Nitekim aynı suredeki, bu ayetten hemen sonra gelen ayette Allah cc ; “Biz de onun duasını kabul ettik ve onu sıkıntıdan kurtardık. İşte biz müminleri böyle kurtarırız.” şeklinde buyurmaktadır.(Enbiyâ, 21/88).
Demek ki biz insanlar, herhangi bir problem karşısında, sebepleri her yönüyle kullandıktan sonra, bizi yaratan Allah’a yönelip: ‘’Ya Rabbi, bizi bu durumdan ancak sen kurtarabilirsin, sana yalvarıyoruz’’ demek, Allah’ın kulu olmanın gereğidir. Böyle durumlar karşısında, sebepler yönüyle bütün tedbirleri alma ve dualara rağmen, beklenmeyen bir durumla karşılaşınca, bu sefer de imanın şartlarından olan kadere teslim olup ‘’vardır bunda da bir hayır’’ diyebilmek, Allaha inanan her insanın büyük bir teslimiyetle yapması gereken bir tavırdır.
İçinde yaşadığımız dünyada hemen herkes hem fert planında hem de toplum olarak küçük veya büyük benzeri olayları yaşadık, yaşıyoruz ve bundan sonra da yaşayacağız.
Başımıza göktaşı düşmeyebilir ama, fert ve toplum planında benzeri olaylar karşısında, öncelikle sebeplere riayet ederek, ortak aklı kullanıp, bu sıkıntılardan nasıl kurtulabileceğimizin yollarını araştırma yanında, sebepleri yaratan Rabbimize de ellerimizi açıp dua etmemiz hem fiili hem de kavli yani sözlü duada bulunmamız, çok büyük bir önem arz etmektedir.
Yaşadığımız hayatta, herkesin eğitimine, kültürüne, bulunduğu topluma göre değişik olmak üzere bu iki faktörün yani hem fiili hem de kavli(sözle) duaların şuurunda olunması, ona göre hareket edilmesi gerekir. Buna da saygı göstererek her iki faktörü de anlayan ve onların pratiklerini yapmaya çalışan insanlar, hiç kimseyi de suçlamadan, yapılması gereken bu iki dua şeklini de yerine getirmelidirler.
Bu büyük göktaşını küçük parçalara ayırarak, dünyanın bundan zarar görmemesini isteyen ve bu çerçevede her iki yönüyle de gayrette bulunan insanlar da “bu sadece bizim işimiz değil ki, herkes gelip yardım etsin “diye beklentiye girmemişler ve insanlık adına kendi üzerlerine düşen her şeyi yapmaya gayret etmişlerdir. Bundan sonra da, en yetkili şahıs olarak devlet başkanı, ulusa seslenerek hep birlikte Allaha dua etmenin önemini vurgulamıştır.
Dünya var olduğu günden beri de insanlık adına başka hiçbir şeyi değil, sadece Allah rızasını kazanmak için benzeri çok gayretleri tarihten biliyoruz ve o insanları da takdir ederek dualarımızda yâd ediyoruz.


