15 Temmuz Planlı Darbe Girişiminden sonra binlerce farklı meslek sahibi insanlar aşından ve işinden oldu. 16 yıllık öğretmenlik mesleğinden 672 sayılı KHK ile ihraç edilen Kazım Demir de, hakkında yürütülen soruşturmada takipsizlik kararı verilmesine rağmen yıllardır görevine dönemiyor. “Üç büyük suçum var” diyen Demir, bunların devletin izin verdiği sendika, vergisini aldığı bankada hesabı ve Zaman Gazetesine abone olmak olduğunu belirten Demir, bugün 46 yaşından sonra inşaatlarda duvar ustası olarak çalışıyor.

Burak Akif CAN-ZAMAN Avustralya
KHK ile mesleğinden ihraç edilen öğretmen Kazım Demir’in hayatı bir gecede değişti. Yıllarca sınıflarda öğrenci yetiştiren Demir, ihraçtan sonra iş bulamadı; patates tarlalarında çalıştı, benzin istasyonunda pompacılık yaptı, meyve işleme tesisinde çalıştı ve sonunda yeniden inşaatlara döndü.Hakkında yürütülen soruşturmada takipsizlik kararı verilmesine rağmen görevine iade edilmediğini söyleyen Demir, dosyasının yıllardır yargıda beklediğini belirtti. “Ben kendimi başka nasıl aklayabilirim?” diye soran Demir, bugün Vezirköprü’den Amasya’nın Göynücek ilçesine giderek inşaatlarda çalışıyor; günde yaklaşık dört saatini yolda geçiriyor. Demir, gözaltı sürecinde bileğine vurulan kelepçenin ağırlığını, ihraçtan sonra çevresinde oluşan korkuyu, eski dostlarının kapısını çalmamasını ve yıllar sonra dahi okul zilini duymaktan kaçınması gibi konuları KHK TV’den Gazeteci Ahmet Erkan’ anlattı:
Merhaba, neden ihraç edildiniz ve suçlamalar nelerdi, ne zaman öğrendiniz?
Bunu ancak ihraçtan yaklaşık üç yıl sonra komisyon kararında görebildim. O güne kadar neden ihraç edildiğimizi bile bilmiyorduk.Ben soranlara, “Üç tane büyük suçum var” diyorum. Bir tanesi devletimin izin verdiği sendikaya üye olmam. Bir diğeri devletimin vergisini aldığı bankada hesabımın olması. Bir diğeri de yine ulusal basında en fazla satan gazetelerden biri olan Zaman Gazetesi’ni almam.Benim üç büyük suçum bunlarmış.
Meslek hayatınız nasıl başladı, ihraç sürecine nasıl geldiniz?
1978 Samsun Vezirköprü doğumluyum. 1996 yılında Vezirköprü İmam Hatip Lisesi’nden mezun oldum. Aynı yıl sınıf öğretmenliğini kazandım. Üniversiteyi 2000 yılında bitirdikten sonra İstanbul’a öğretmen olarak atandım.Yaklaşık 14 yıl sınıf öğretmenliği yaptım. Daha sonra Sosyal Bilgiler öğretmenliğine geçtim.15 Temmuz’dan birkaç gün sonra açığa alındım. Daha biz darbenin şokunu atlatmadan, ne olduğunu anlamadan açığa alınmıştık. 1 Eylül’de de 672 sayılı KHK ile ihraç edildik.Bizim için büyük bir şoktu.
İhraç kararını aldığınız günü hatırlıyor musunuz?
Unutmam mümkün değil.İhraç edildiğim günlerde yeğenimin düğünü vardı. Kararı öğrendiğimde önce eşime söyleyemedim. Akşama doğru anlattım. Eşim baygınlık geçirdi.Anlatamayacağım kadar büyük bir travma yaşadık. Hem ben hem eşim çok ağır bir süreç geçirdik.Normalde yemeği çok seven bir insanım. Hayatımda ilk defa o dönemde yemekten nefret ettim. Bir iki ay doğru dürüst hiçbir şey yiyemediğimi hatırlıyorum.Psikolojik destek almayı bile düşündüm.
İhraçtan sonra hayatınız nasıl değişti?
Çocukların okulu nedeniyle Ankara’ya dönmek zorundaydık. Evimiz oradaydı.Ama arabaya bindiğimizde neden döndüğümüzü bile bilmiyordum. İş yok, para yok. Bir boşluğa gidiyorduk.Hayatımdaki en ağır yolculuklardan biriydi.O yolculuğun nasıl bittiğini, Ankara’ya nasıl vardığımızı, nasıl kaza yapmadan gittiğimizi bile hatırlamıyorum.Çünkü gittiğimiz yerde ne iş vardı ne güç ne de para.
Gözaltı sürecinde sizi en fazla etkileyen ne oldu?
Bir gün emniyetten aradılar. “İfadenize başvuracağız” dediler.Ben o sırada Samsun’da köydeydim. “Tamam, yarın geliyorum” dedim. Normal bir ifade verip çıkacağımı düşünüyordum.Abimle emniyete gittim. Bir baktım diğer arkadaşlar da orada, kelepçeliler.
Olayın ciddiyetini o zaman anladım.Savcılığa sevk edilirken komiser, “Kelepçe takmamız gerekiyor” dedi.Ben de, “Komiser Bey, kaçacak olsam Samsun’dan buraya gelmezdim. Siz çağırdınız, ben geldim. Gideceğimiz yer de 100 metre. Bu kelepçe niye?” dedim.“Hocam kusura bakmayın, savcının kesin talimatı var” dedi.Hayatımda yaşadığım en ağır şeylerden biri o kelepçenin bileğime takılmasıydı.

Adli kontrol hayatınızı nasıl etkiledi?
Haftada üç gün imza vermemiz gerekiyordu. Hiçbir yere gidemiyorduk.O dönemde babam rahatsızlandı ve Samsun’da yoğun bakıma alındı. Sürekli Ankara’ya imza atmaya gidiyor, sonra tekrar babamın yanına dönüyordum.Bir gün yine imza vermek için Ankara’ya gitmiştim.Babam o sırada vefat etti.Yanında değildim.İnsan ister istemez, “Neden?” diye soruyor.
Kendinize yöneltilen suçlamalar konusunda ne düşünüyorsunuz?
16 yıl öğretmenlik yaptım.Çok iddialı söylüyorum: Bir tane öğrencim veya bir tane velim çıksın, “Kazım öğretmen vatana, millete zararlı bir şey yaptı veya söyledi” desin.Böyle bir şey söz konusu olamaz.Bizim bir suçumuz varsa; vatanını, milletini seven öğrenciler yetiştirmekti. Zamanımızdan, paramızdan fedakârlık yapıp güzel öğrenciler yetiştirmek istedik.Benim öğretmenlik hayatımdaki hedefim buydu.
İhraçtan sonra iş bulabildiniz mi?
Ankara’ya döndükten sonra kimse bize iş vermek istemedi. İnsanlar korkuyordu.Üç dört arkadaş büyük bir markette işe girdik. İşe girerken ihraç edildiğimizi açıkça söyledik. Personel müdürü bunu bilerek bizi işe aldı.
Bir hafta sonra çağırdı.“Hocam kusura bakmayın, sizi çıkarmak zorundayım” dedi.“Sebebi ne?” diye sorduk.“Emir yukarıdan” dedi.
Ben buna ikinci ihraç diyorum. Devletten ihraç edildikten yaklaşık bir ay sonra bu kez marketten ihraç edildik.
Geçiminizi sağlamak için hangi işlerde çalıştınız?
Yapmadığımız iş kalmadı.Tarlalarda Suriyelilerle birlikte patates topladık. Benzin istasyonunda pompacılık yaptık. Meyve işleme tesisinde çalıştım.Bir gün işe gittim, 20-30 kadın oturmuş, ellerinde bıçaklarla erik kesiyorlardı. Beni de yanlarına oturttular.
Çok garip bir duyguydu.Ama benim için asıl zor olan, çalıştığım yerin lisenin hemen yanında olmasıydı. Mezun ettiğim öğrenciler oradaydı.Üzerimde iş kıyafetiyle çalışırken öğrencilerim beni görmesin diye sürekli ters tarafa dönüyordum.Daha fazla dayanamadım, işi bıraktım.
Bugün inşaatlarda çalışıyorsunuz. Bu size ne hissettiriyor?
Gençliğimde inşaatta çalışmıştım. İnşaatı sevmediğim için okuyup öğretmen olabilmek için çok mücadele etmiştim.Ama kader bizi tekrar inşaata döndürdü.46 yaşından sonra yeniden inşaatta çalışmak zorunda kaldım.Bir de inşaatta ciddi bir kaza geçirdim. Kafama 20-30 kilo ağırlığında bir parça düştü.
Kafama yaklaşık 14 dikiş atıldı.Bilmediğiniz, ağır bir işi 46 yaşından sonra yapmak gerçekten zor.Ama helal rızık peşindeyiz. Yaptığımız hiçbir işten utanmıyoruz.
Hakkınızdaki adli süreç nasıl sonuçlandı?
Takipsizlik kararı aldım.
Savcılık beni soruşturmuş. Yıllarca araştırmalar yapılmış ve sonunda hakkımda dava açmaya gerek görülmemiş.
Şimdi soruyorum: Ben kendimi başka nasıl aklayabilirim?
Devlet bana dava açma gereği duymamış. Savcılık soruşturmuş ve suçsuz olduğuma karar vermiş.
Bundan sonra suçsuz olduğumu başka nasıl ispatlayabilirim?
Buna rağmen hâlâ görevime döndürülmüyorum.
İdari davam da uzun süredir Danıştay’da bekliyor. Anayasa Mahkemesi kararları var, AİHM kararları var. Bütün bunlara rağmen dönemedim ve hâlâ inşaatlarda çalışıyorum.
İhraçtan sonra meslektaşlarınızın tavrı nasıldı?
Çok samimi olduğumuz arkadaşlarımız vardı. Maalesef hiçbiri ziyaretimize gelmedi.Onları tamamen suçlamak da istemiyorum. Ortam çok korku doluydu.Biz artık vebalı gibiydik.Çok samimi olduğumuz insanlar “geçmiş olsun” demeye gelemedi. Telefonu bile açamadılar.Sadece bir kişi geldi.
O dönem yeni atanan öğretmenler için danışman öğretmen sistemi başlamıştı. Bir sosyal bilgiler öğretmeni atanmıştı. Yasin isimli arkadaşımızı da bana vermişlerdi; ona danışmanlık yapıyordum.İhraçtan sonra yanıma gelen tek kişi o oldu.Bana, “Hocam, beni vicdanım getirdi.
Ben sizi tanıyorum” dedi.Düşünün; devletin bir yıl önce başka bir öğretmene danışman yaptığı bir öğretmen, bir yıl sonra nasıl terörist oldu?Bu gerçekten çok acı bir tablo.
Öğretmenlikten koparılmak sizde nasıl bir iz bıraktı?
Üç çocuğum var.Son bir iki yıla kadar çocuklarımın okullarına bile gitmemeye çalıştım. Okulun önüne gitmek istemiyordum.Çünkü her gittiğimde o travmayı yeniden yaşıyordum.Mümkün olduğu kadar zil sesi duymamaya, okulun önünden geçmemeye çalışıyordum.Bir öğretmen için bunun ne demek olduğunu anlatmak çok zor.
Çocuklarınız da bu süreçten etkilendi mi?
Tabii ki.
İhraç olduğum dönemde büyük oğlum sekizinci sınıftaydı. Benim daha önce birlikte çalıştığım bir öğretmen, oğlumun bulunduğu sınıfta 15 Temmuz’dan bahsederken beni kastederek, “Babalarınız yanlış yapmış, suç işlemiş olsa da sizin günahınız yok” anlamında sözler söylemiş.
Oğlum çok tepki göstermiş.“Benim babamı siz en iyi tanıyanlardan birisiniz, aynı okulda çalıştınız. Siz ne demek istiyorsunuz?” demiş.
Ben bunu yıllar sonra öğrendim.Bir öğretmenin, bir çocuğun yanında babasıyla ilgili böyle konuşması beni çok yaraladı.
15 Temmuz sonrasında ‘terörist’ olarak damgalanmak size ne hissettirdi?
Ben sosyal bilgiler öğretmeniydim.Belki de öğrencilere darbelerin ne kadar kötü olduğunu en çok anlatan öğretmenlerden biriydim.28 Şubat’ı bizzat yaşamış biriyim. Üniversitedeyken başörtülü arkadaşlarımız sınıflardan çıkarıldığında biz sınıfları boşaltıp arkadaşlarımızın yanında durduk.
Özgürlük adına mücadele ettik.Türkiye’nin demokrasi konusunda çok ileri gittiğini düşünüyordum. Benim başıma böyle bir şey gelebileceğine binde bir bile ihtimal vermezdim.Hayatımda karakol, jandarma, adliye bilmeyen bir insandım.Sonra yıllarca polis, jandarma ve adliyeler arasında kaldık.Benim için çok büyük bir hayal kırıklığıydı.
Sendika üyeliğinizin daha sonra karşınıza çıkacağını hiç düşündünüz mü?
Asla.
Bir sendikaya üye olurken, “Bu sendika benim başıma bir gün dert açar mı?” diye aklımın ucundan bile geçmedi.Çünkü devletin izin verdiği, resmî olarak faaliyet gösteren bir sendikaydı.Bugün, devletin izin verdiği bir sendikaya üye olduğum için “vatan haini” damgasıyla yaşamaya devam ediyorum.Takipsizlik kararı almama rağmen dosyam yıllardır bekliyor.Bunu anlamakta gerçekten zorlanıyorum.

Bunca yıl sonra hâlâ göreve dönmeyi istiyor musunuz?
Ümitli olmak istiyorum.
Bu hukuksuz sürecin bir gün biteceğine inanıyorum. Çünkü çok insan acı çekti ve hâlâ çekiyor.
Bizden çok daha ağır bedel ödeyenler oldu. Yıllarca cezaevinde kalan arkadaşlarımız var. Onları görünce bazen kendi yaşadıklarımızdan şikâyet etmeye utanıyoruz.
Ama sekiz yılın sonunda çok yorulduk.
Bugün göreve dönsem eskisi kadar mutlu olur muyum, bilmiyorum.
İlk zamanlarda dönsem çok mutlu olurdum.
Ama artık mücadele etmekten, acıları görmekten, yıllarca beklemekten yoruldum.
Sanırım göreve dönsem bile ilk emeklilik fırsatında ayrılırım.
Şimdi hayatınızı nasıl kazanıyorsunuz?
Vezirköprü’den Amasya’nın Göynücek ilçesine gidiyorum.
Sabah yaklaşık iki saat yol, akşam da iki saat dönüş.
Günde dört saat yolda geçiriyorum.
Sonra burada inşaatta çalışarak ekmeğimizi kazanıyoruz.
Yaptığımız işten utanmıyoruz. Helal rızık peşindeyiz.
Ama tabii ki yorucu.
46 yaşından sonra inşaat gibi ağır bir işte çalışıyorsanız zorlanıyorsunuz.
Çok şükür yine de çalışıyoruz, hayatımızı devam ettirmeye çalışıyoruz.
Kazım Demir, yaşadığı bütün süreçlere rağmen kendisini suçlu görmediğini vurgularken sözlerini şöyle tamamladı:
“Kesinlikle başım dik. En ufak bir suç işlediğime inanmıyorum. Yapmadım, eminim. Ümitli olmak istiyorum. Ülkem adına da kendi adıma da bu hukuksuz sürecin bir gün biteceğini düşünüyorum. Çok insan acı çekti, hâlâ da çekmeye devam ediyor.”









