Geçenlerde bir dostum bana şöyle bir tahlil yaptı: “Ben hayatımdaki insanları beş gruba ayırdım: wheelchair, walker, crutches, white cane ve service dog. Halbuki benim ayaklarım var.
Başkasının sürdüğü sakat arabasına, tutunarak yürüdüğüm yürüteç veya koltuk değneklerine, görme engellilerin kullandığı beyaz bastona ihtiyacım yok. Çünkü çok sağlıklı ayaklarım var benim. Kendim tek başıma hiçbir şeye ihtiyaç duymadan yürüyebilirim. Belki hayat yolculuğumda zaman zaman bilgileri ve tecrübeleri ile yön bulmamda rehberlik eden bir ‘service dog’a yani ‘eğitilmiş yardım köpeğine’ ihtiyacım olabilir.”
Bu cümledeki metaforik gücü fark ettiğim anda düşündüm: Aslında insani ilişkilerimiz, hayatın tabii akışı içindeki sosyal rollerimiz ve Hizmet içindeki dayanışma biçimlerimiz tam da bu beş kavrama indirgenebilir. Kimi insan “tekerlekli sandalye” gibidir; kendi başına hareket edemez, birilerinin sürekli itmesi gerekir.
Kimi “yürüteç”e benzer; bir miktar bağımsızdır ama dengesini ancak destekle korur.
Kimi “koltuk değneği”ne ihtiyaç duyar; o değneklerden sadece biri koltuğunun altından alınırsa yere yığılır.
Kimisi de “beyaz baston”la yürür; çevresindeki engelleri dokunarak, yoklayarak anlar gittiği yönü.
Kimi de -temsilde hata olmaz- “yardım köpeği” ile yolunu bulur; dış dünyanın sesine, yönlendirmesine muhtaçtır.
İşin en çarpıcı tarafı şudur: Bu kategorilerin hiçbiri sabit değildir. Bir gün kendi ayakları üzerinde duran, ertesi gün bir “yürüteçe” yaslanmak zorunda kalabilir. Sosyolojinin diliyle söylersek, insanın dayanıklılık eşiği (resilience) sabit bir karakter özelliği değildir. Aksine o harici şartların oluşturduğu dinamik bir kapasitedir ve her zaman değişime açıktır.
Tıpkı, “İnsanın başına bir sıkıntı geldi mi Rabbine (cc) yönelip O’na (cc) yalvarır; sonra Rabbi (cc) ona katından bir nimet verince, daha önce yalvardığını unutarak yolundan saptırmak için Allah’a eşler koşmaya kalkar.” ayetinde söylendiği gibi dahili ve harici şartların etkisiyle değişken bir hale sahiptir.
Onun için şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Sakat arabasına binmiş ve başkalarının ittirmesiyle hareket etme her zaman sakatlığın göstergesi olamaz. Yorgunluk da olabilir. Bu yüzden binmiştir sakat arabasına.


