“Ben Müslüman değilim!” diyen bir evlat ve bir babanın ilk tepkisi…
İftar öncesi bir telefon konuşması… Bir baba… Ve 20’li yaşlarının ilk yarısını yaşayan evladı… Şöyle diyor babasına: “Bir şey söyleyeceğim ama beni evlatlıktan reddedersin diye korkuyorum. Ben Müslüman değilim!”
Bu cümleyi evladınızdan duyduğunuzda içinizde ne kopar, tarif etmek zor. Öfke mi, korku mu, utanç mı, çaresizlik mi? Belki hepsi aynı anda. Ama o babanın verdiği ilk cevap, üzerinde durmaya değer: “Sen ebedlere kadar benim oğlumsun.”
İşte meselenin kırılma noktası burada.
Gençlerin inanç krizlerinde en büyük korkusu çoğu zaman, “Allah ne der?” değildir. “Babam beni reddeder mi?” korkusudur. “Evlatlıktan siler mi?” endişesidir. Demek ki asıl mesele inançtan önce aidiyet.
Baba o an köprüyü yakmamış ve yıkmamış. Bu çok önemli bir kazanım ve yerinde bir adım. Çünkü baba-evlat arasında sevgi korunursa dönüş ihtimali her zaman vardır. Ama ya sevgi bağı koparsa? Yazmaya gerek var mı? Herşey kopar orada.
Peki bu “Müslüman değilim!” cümlesi gerçekten inançsızlık mı? Çoğu zaman hayır. Son yıllarda yaşanan büyük travmalar – 15 Temmuz sonrası süreçler, ekonomik çöküşler, zenginlikten fakirliğe düşüşler, göç, statü kaybı – sadece maddi kayıp değildir. Genç bir zihinde adalet duygusunun sarsılmasıdır. Güven algısının kırılmasıdır. Bu genç şunu yaşamış olabilir: “Babam doğru bir yoldayız diyordu ama hayatımız mahvoldu.”
Bu cümle çoğu zaman Allah’a değil, yaşananlara bir itirazdır…
Genç sözlerinin devamında, “Ben Allah’a inanıyorum ama bizim dünyevi işlerimize karıştığına inanmıyorum.” demiş. Bir başka tabirle kurumsal dine inanmadığını yani deist olduğunu ifade etmiş. Bence bu teolojik bir manifesto değil; bir kırgınlık cümlesi olabilir. Çünkü istisnalar hariç deist felsefenin altını doldurabilecek kapasiteye sahip olduğunu sanmıyorum bizim gençlerimizin. ‘Ben deistim’ diyor ama deizm hakkında çoklarının iki satır kitap okuduğuna kanii değilim. Belki de deizm görüntüsü altında bir adalet arayışı saklıdır bu cümlenin altında. Bunu isyan olarak değil, yara olarak okumak gerekir.
Şimdi gelelim asıl tehlikeli noktaya: Bundan sonra ne olacak? Baba ne yapacak? Eğer baba oğlu ile olan konuşmalarını bir iman tartışmasına çevirirse, savunma moduna geçerse, “Peki şöyle bana ben de inanmamayım o zaman. Niye ben namaz kılayım, niye oruç tutayım?” gibi retorik sorular sorarsa, arada mesafe oluşur. Çünkü savunmadaki bir genç mantıkla değil, kimlikle konuşur. O an onun ihtiyacı bir münazara değil, anlaşılmaktır. Onun için bu tip sorular yerine, “Ben namaz kılıyorum çünkü zor zamanlarda beni ayakta tuttu. Ben Allah’a tutundum çünkü başka dayanacak yer bulamadım.” gibi şeyler söylenmelidir. Zira bu beyanlar kendi yaşadığı gerçekliği anlatır


