Ramazan geldiğinde hep aynı cümleyi kurarız: “Bu ayı iyi değerlendirelim.” Daha çok Kur’an okuyalım, daha dikkatli konuşalım, daha çok infak edelim… Bunların hepsi doğru. Fakat ben bu yazıda ana vatan haricinde dünyanın dört bir bucağında yaşayan Hizmet insanına hitap etmek ve onların hiç de yabancısı olmadığı bir perspektiften meseleyi ele almak istiyorum.
Soru şu: Ramazan’ı biz mi değerlendireceğiz, yoksa Ramazan mı bizi değerlendirecek? Başlangıçta tuhaf gelebilir bu soru. Ama hemen karar vermeyin.
Ramazan, bizim Allah’la ilişkimizin senenin diğer aylarına nispetle daha da derinleştiği bir zaman dilimidir. Bunda şüphe yok. Fakat Ramazan aynı zamanda insanlarla ilişkimizin de imtihan edildiği bir mevsimdir.
“Temsil, tebliğin önünde gelir!” tembihatiyle büyüyen nesiller olarak şu gerçeğin farkındayız: Dünyanın neresinde yaşıyor olursak olalım — Amerika’da, Avrupa’da, Afrika’da ya da Asya’da — bizler dinimizi temsil sorumluluğu taşıyan insanlarız. Namazımız, orucumuz, evimizin iç düzeni sadece bize ait değildir. Bize bakan gözler vardır. Bizi merak eden komşular vardır. İş yerinde sessizce bizi gözlemleyen arkadaşlar vardır. Çocuğumuzun öğretmeni, yan apartmandaki komşu, birlikte çalıştığımız mesai arkadaşı meraklı bakışlarla bizi izlemektedir.
Onlar Ramazan’ı ekranlardan görüyor. Haber başlıklarından, sosyal medya paylaşımlarından, bazen de tartışmalı görüntülerden tanıyor. Oysa Ramazan’ın asıl yüzü ekranda değil, sofradadır. Ramazan’ın asıl dili slogan değil, misafirperverliktir.
İşte tam da bu yüzden Ramazan, bizi anlatma fırsatıdır.
Evet, diyalog… Ama diyalog sadece konferans salonlarında olmaz. Diyalog bazen mutfakta başlar. Bir çorbanın buharında, bir hurmanın ikramında, ezan vaktini beklerken kurulan kısa bir cümlede başlar. Bir insanın, “Siz bütün gün gerçekten hiçbir şey yemiyor musunuz?” sorusuna sabırla ve gülümseyerek verilen cevapta başlar. Onun için diyorum ki: Ramazan, kendimizi anlatmak zorunda kalmadan anlattığımız en doğal zemindir.
Daha açık ifade edeyim: Bir iftar sofrası, uzunca kaleme alınmış İslam’ı müdafaa metinlerinden çok daha etkili olabilir. Bir komşumuzun “Sizin evinizde kendimi çok huzurlu hissettim.” demesi, yüzlerce açıklamadan daha kalıcıdır.


