“Kore Savaşı’nda (1950-1953), milletçe büyük sıkıntılar çektik. Birleşmiş Milletler’in yönlendirmesiyle dünyanın değişik ülkelerinden askerler bize yardıma geldiler.
Bunların arasında Türkiye’den gelen askerler de vardı. Savaş bittikten sonra, Türkiye hariç, hemen her ülke, önümüze bir fatura koydu. Bu faturada bize yaptıklarının dökümü vardı ve bizi borçlandırmışlardı. Bunun bir tek istisnası oldu. Türkiye de asker göndermişti, yardımda bulunmuştu. Bu savaşta başka ülkelerin de askerlerinden ölenlerle birlikte, Türkiye’den gelip Kore savaşında şehit düşen 462 Türk askeri de Busan‘daki halen bu iş için yapılan mezarlıkta istirahat ediyorlar. Sağ kalan Türk askerleri ve yetkilileri ise, bize hiçbir fatura çıkarmadan ülkelerine geri döndüler.
Biz onların bu vefalarını ülke olarak hiç unutmadık. Her vesileyle onları hatırladık. İki ülke arasında kardeş olarak bağlar kuruldu, bu bağlar şu anda halen devam ettiriliyor. Kore’de Türkiye ve Türkler denilince, insanlar onları aynen kendi akrabaları gibi hatırlarlar ve gülümserler.
Bugün buraya, yani Açe’ye bir okul açılışı merasimine geldik. Ben şahsen bu daveti alınca, tarihte Türklerle Açe’deki Müslümanların ilişkilerini araştırdım. Konuyla ilgili farklı yazarların yazdığı tarih kitaplarını okudum. Türkler, ellerinden geldiği kadarıyla dünyanın neresinde olursa olsun, dinleri kültürleri farklı da olsa hemen her ülkeye yardıma koşmuşlar.
Açe, Endonezya’nın bir parçası olarak etrafı denizlerle çevrili bir ada olduğundan, tarihte sık sık deniz korsanlarının hücumuna uğramış .
Yine böyle bir hücum esnasında, Açe’nin o zamanki yetkili insanları, bir yol bulup Osmanlı devletine ulaşmışlar. O zaman 14 yıl sadrazamlık yapmış olan Sokullu Mehmet Paşa (1505-1579) bu gelen heyeti dinlemiş. Daha sonra da çok hızlı bir şekilde gemilere mühimmat ve askerleri doldurup göndermiş. O zaman Süveyş kanalı olmadığı için, Mısır’ın İskenderiye şehrine gelen bu gemiler, orada sökülmüş ve develere yüklenip Kızıldeniz‘e ulaşmışlar. Orada tekrar gemiler yeniden inşa edilmiş ve böylece askerler ve malzemelerle birlikte Açe’ye ulaşmışlar.
Açe’deki insanları Portekizli korsanlardan kurtarmışlar, Açelilere gemi yapmasını, savaş tekniklerini öğretmişler. Belli bir zaman sonra da getirdikleri gemileri ve mühimmatları bırakarak geri dönmüşler.
Açe halkı o gün bugün bu iyiliği hiç unutmamış. Bundan dolayı da özellikle Cuma hutbelerinde onlara dua etmeyi bir adet haline getirmişler.
Bir sene önce (2004) çok şiddetli bir tsunami oldu ve bundan en çok da Açe etkilendi. Dünyanın her yerinden değişik ülkeler, Açe’ye yardım sözleri verdiler. Bunlardan bir tanesi de Türkiye’den Fethullah Gülen Hocaefendi’nin teşvikleriyle oluşturulan Hizmet Hareketi’ne mensup insanların Açe’ye okul yapma taahhütleriydi. Benim şahsen görebildiğim ve öğrenebildiğim kadarıyla, diğer ülkelerin taahhütleri sözde kaldı. İşte şimdi tsunamiden bir yıl sonra, Hizmet Hareketi’nin insanları, yaptıkları taahhütleri yerine getirdiler ve bugün bu okulun açılış törenini birlikte yaptık.
Bir duygu ve düşüncemi de bu vesileyle dile getirmek istiyorum. Açe’de Hizmet gönüllülerinin açmış olduğu ve bugün bizim de açılış törenine katıldığımız bu okuldan mezun olacak olan Açeli gençler, öncelikle Açe’ye, sonra Endonezya’ya, sonra bütün bu bölgeye, daha sonra da bütün insanlığa yararlı gençler olacaklar. Daha sonra da Hizmet gönüllüleri tarafından dünyanın değişik ülkelerinde açılmış olan okullardan mezun olan gençlerle de tanışıp, hep birlikte geleceğin dünyasının bir dostluklar diyarı, kardeşlik alanları ve sulh adacıkları olmasına ciddi katkılarda bulunacaklar.


