Fethullah Gülen Hocaefendi’nin; “Her seviyedeki eğitimle ilgili tecrübelerin ve insani güzelliklerin paylaşılması çerçevesinde gidilmedik yer, tanışılmadık insan kalmasın” prensibince, arkadaşlarımız, Allah’ın yardımıyla, eldeki imkanlar çerçevesinde her yere gitmeye gayret ettiler, halen de etmeye devam ediyorlar.
İşte bu güzel niyetten hareketle bir ülkeye gitmiş olan arkadaşlarımız, o ülkeye komşu ülkedeki insanlarla da tanışıp o ülkede de okul açmayı kararlaştırırlar.
Bu niyetle iki arkadaşımız o ülkeye giderler. Önce o ülkenin Milli Eğitim Bakanlığı’na gidip bu fikirlerini söylerler. Onlar da yabancı birisine okul açma izninin çok zor verildiğini söylerler. Bir türlü başka giriş yolu bulamazlar.
Bir gün, oradaki bir camiye giderler ve cami çıkışında oralı iki kişi, bu iki arkadaşımıza “Hoş geldiniz, sizler kimlersiniz ve burada ne için bulunuyorsunuz?” diye sorarlar. Onlar da düşüncelerini anlatırlar ve burada bir işyeri açılmadan ve bunun üzerinden oturma izni alınmadan okul izni verilmeyeceğini anlatırlar.
O ülkeden olan bu iki kişi; “Merak etmeyin biz bunu hallederiz” derler.
Arkadaşlarımız, kendileriyle ilgilenen bu iki kişiye; “Size bizimle ilgilendiğiniz için çok teşekkür ediyoruz, bunun sebebini öğrenebilir miyiz?” diye sorarlar. Onlar da, “Siz şu ülkeden geliyorsunuz değil mi?” deyince arkadaşlarımız da “Evet, siz nereden biliyorsunuz?” derler. O insanlar da; “Siz o ülkede, buraya gelip okul açacağınızı konuşurken, bizim bu ülkeden olan ve çok iyi tanıdığımız samimi bir arkadaşımız sizi duymuş ve bizi telefonla aradı: ‘Ne zaman geleceklerini bilmiyorum ama onlar geldiklerinde büyük ihtimalle camiye de giderler. Siz de bu aralar camiye düzenli gidin. Onları gördüğünüzde, onların ne ihtiyacı varsa karşılamaya çalışın, çünkü onlar çok samimi, beklentisiz, gerçekten Allah rızası için insanlara yardım etmeye gayret eden kişiler’ diye sizi tarif ettiler” derler. “Biz de o günden beri devamlı camiye geliyoruz. Nitekim bugün sizi görebildik. Bundan dolayı biz sizin her türlü ihtiyacınızı karşılamaya hazırız” derler.
Bu yerli iki kişinin kılavuzluğu ve yardımıyla orada kalacak olan bir arkadaşımızın üzerine bir işyeri açılır, oturma izni alınır. Daha sonra da okul açılma izni tamamlanır ve okul açılır.
Öğrenci alımına başlanır. Bütün sınıflar derhal dolar. Okul için tutulan bina biraz daha genişletilir, daha sonra da daha büyük bir binaya taşınılır. Türkiye’den ve başka ülkelerden öğretmen arkadaşlarımız da gelirler ve hep birlikte bu ülke için yetişecek olan gençlerin eğitimi yönüyle çalışmalara başlanır.
Biz bir grup insanla daha sonra bu ülkeye ziyarete gittik. Yukarıdaki hadiseleri oraya ilk gelen arkadaşımız bize anlattı. Arkadaşların ilk tuttukları işyeri yönüyle de bizimle gelen bir iş adamı arkadaşımız onlara ciddi yardımcı oldu. Aynı zamanda da heyetimizdeki insanların hepsi, buraya ilk zamanlardan itibaren gelen idareci ve öğretmen arkadaşlarımızın hepsini tebrik ettiler.
Gelen bu idareci öğretmen arkadaşlarımızdan hiçbirisinden o ülkeyle ilgili bir şikâyet duymadık. O ülkeyi de, o ülkenin insanlarını da, tabii ki öğrencilerini ve onların velilerini de çok sevmişler; onlar da bu arkadaşlarımızı sevmişler. Ben şahsen yurt dışında açılmış bu okulları ziyarete gittiğimde, hangi ülke olursa olsun buraya gelen hiçbir arkadaşımızın o ülke aleyhine konuşmadığına şahit oldum.
Bir akşam bir öğretmen arkadaşımızın evine gittiğimizde, odanın her tarafında aküler vardı. Biz bunların ne işe yaradığını sorduk. Öğretmen arkadaşımız da, “Bunları elektrik ihtiyacımız için kullanıyoruz. Burada beş gün elektrikler kesiktir. Ama buranın insanları o kadar doğru insanlar ki, altıncı gün şu saatte elektrikler gelecek dediklerinde aynen o saatte gelir” diye hadiselerin menfi değil de güzel yönlerini görüp bu şekilde ifade ettikleri için hepimiz de hem şaşırmıştık hem de arkadaşlarımızın bu yaklaşımını takdir etmiştik.


