Bazen tek bir belgesel, yıllarca susmuş yüzlerce insanın sesi olur. Bazen üç belgesel art arda gelir ve tarihin üzerine örtülen ağır perdeyi aralamaya başlar.
İşte o perdeyi kaldıran ve sessizliği bozan üç yapım:
Beştepe, Mavi Otobüs ve Tanık…
Bu yapımlar; 15 Temmuz’un o kaotik ve karanlık gecesinde, ne olduğunu bilmeden fırtınanın ortasına bırakılan askeri öğrencilerin, erlerin ve subayların görünmeyen hikâyesini anlatıyor.
Uzun süren bir sessizliğin ardından konuşmaya başlayan askerler, aileler ve tanıklar, tarihin karanlık odalarına farklı bir ışık tutuyor. Bu belgeseller, sadece bir dönemi sorgulamakla kalmıyor; çelik çerçeveli resmi söylemlerin ardında kalmış insanî trajedileri ve adalet arayışını da gün yüzüne çıkarıyor.
O gece fırtınanın ortasına bırakılanlar yalnızca kendilerine verilen kutsal askerlik emrini yerine getirdiğini, yaşananların gerçek ve korkunç boyutunu ise ancak her şey bittikten sonra öğrenebildiğini söylüyor.
15 Temmuz öncesinde Suruç’tan Ankara Garı’na, Sultanahmet’ten Vezneciler’e kadar uzanan 16 büyük bombalı terör saldırısı nedeniyle askeri birlikler sürekli kırmızı alarm hâlindeydi. Böylesi gerilim dolu bir iklimde, “Terör saldırısı var. Vatan savunması başlıyor.” emrinin sorgusuz sualsiz olağan karşılanması şaşırtıcı değildi.
Belgeselde yer alan tanıklıklara göre, 15 Temmuz akşamı birçok masum askeri personelin telefonuna aynı soğuk mesaj düştü:
“Terör saldırısı ihbarı var. Herkes, derhal görev yerine dönsün!”
Bu ani çağrı üzerine hiç tereddüt etmeden birliklerine koşanlar arasında yalnızca eli silahlı askerler değil; şifa dağıtmakla görevli askeri doktorlar ve sağlık personeli de vardı. Beştepe belgeselinde konuşan askeri doktorlar, “Yaralılar var.” bilgisi üzerine ambulanslara atlayıp hızla karargâha gittiklerini anlatıyor. Onların yegâne gayesi hayat kurtarmaktı. Fakat olay yerine ulaştıklarında, meslek hayatları boyunca görmedikleri acı bir tabloyla karşılaştılar. Kendilerini kör bir çatışmanın tam ortasında buldular ve ne olduğunu anlamakta zorlandılar.
O gece Beştepe çevresinde adeta bir kıyamet senaryosu, devasa bir karmaşa yaşandı. Gökyüzünü yırtan patlamalar, kulakları sağır eden silah sesleri ve birbirini yalanlayan emirler arasında kalan birçok asker, sadece ve sadece kendisine verilen göreve sadık kalmaya çalışıyordu.
Belgesellerin zihinleri tırmalayan temel sorusu ise son derece net: Eğer bazı gelişmeler ve istihbaratlar önceden biliniyorsa, neden hiçbir şeyden habersiz bazı subaylar, hayat kurtarmaya giden doktorlar, erler ve henüz yolun başındaki öğrenciler fırtınanın önüne atıldı?
Bir başka kanayan yara ise adalet saraylarının soğuk koridorlarında yaşanan yargı süreçleri. Yapımda; bazı kritik kamera kayıtlarının dosyalara kasıtlı olarak sokulmadığı, somut delillerin tartışma konusu yapıldığı ve savunma tarafının gerçeği ortaya çıkaracak birçok hayati talebinin mahkeme duvarlarına çarparak geri döndüğü yönündeki iddialar dile getiriliyor.
Ankara’da yaşanan bu zifiri karanlık kadar, İstanbul Boğazı’nın sularına gömülen bir başka hikâye daha vardı ki yürekleri dağlıyordu. O da tarihe bir utanç ve hüzün vesikası olarak geçen “Mavi Otobüs” hikâyesiydi.
Beştepe belgeseli Ankara’nın ayazında yaşananları ekrana taşırken, Mavi Otobüs belgeseli olayların İstanbul ayağına, Boğaz’ın serinliğine karışan çığlıklara odaklanıyor. Bu kez karşımızda henüz bıyığı terlememiş, hayalleri gökyüzü kadar geniş, 18-19 yaşındaki Hava Harp Okulu öğrencileri var.
2016’nın o sıcak yazında, Yalova’daki eğitim kampında tatlı bir yorgunlukla uyuyan öğrenciler, gecenin bir saatinde ani ve sert bir emirle uyandırılıyor. Komutanları; İstanbul’da büyük bir terör saldırısı olduğunu, askeri birliklerin hedef alındığını ve acilen memleketi müdafaa etmek için göreve çıkmaları gerektiğini söylüyor. Askerlik ocağının en temel, en sarsılmaz ilkesi emir-komuta zinciridir; üste mutlak itaattir. Bu yüzden o gencecik çocuklar emri sorgulamıyor; üniformalarını gururla giyiyor, teçhizatlarını alıyor ve “Mavi Otobüs” olarak bilinen araçlara binerek İstanbul’a doğru yola çıkıyorlar.
İstanbul’un kalbine, köprüye ulaştıklarında kendilerini bambaşka, vahşi bir tablonun içinde buluyorlar.
Köprü çevresinde devasa, öfkeli bir kalabalık var. Polisler, ne yaptığını bilmeyen farklı askeri unsurlar ve binlerce sivil aynı dar alana sıkışmış. Olaylar kısa sürede kontrolden çıkıyor ve bir cinnet haline bürünüyor. Belgeseldeki tanıklıklara göre öğrenciler, hayatlarında ilk kez böylesine büyük ve öfkeli bir toplumsal dalgalanmanın tam ortasında, yapayalnız kalıyorlar. Bir kısmı daha ne olduğunu bile anlayamadan, gözü dönmüş kalabalıkların acımasız saldırısıyla karşı karşıya kalıyorlar.
Belgesel; öğrencilerin çok büyük bir bölümünün, olayların bir darbe girişimi olduğunu ve büyüdüğünü fark ettikleri andan itibaren silahlarını teslim edip masumiyetleriyle güvenlik güçlerine sığındığını gözler önüne seriyor. Buna rağmen o gece acımasızca darp edilen, linç edilen, ağır yaralanan ve daha sonra ömürlerinin baharında tutuklanan çok sayıda askeri öğrenci bulunuyordu.


